18.07.2019

Bir Dinozorun Anıları / Mina Urgan

Temmuz 18, 2019 0 Comments

*İhtiyarlar ne yaparlar? 
Anılarını yazarlar.
 Ben de bunu yapıyorum işte.

Günce tutmak alışkanlığı olmadığı; ancak altmışından sonra ve yanlız yolculuklarımda notlar tuttuğum için, bu dinozorun anıları biraz kopuk kopuk olacak. 

Üstelik belleğim de hiç güçlü değildir. Bunun nedeni, bir çok şeyi kafamdan tamamıyla silmek istememdir belki de. Çünkü bizi derinden yaralayan olayları hiç anmamak, tümüyle unutmak daha doğrusu unutmuş gibi davranmak zorundayız yaşamaya devam edebilmek için. 

Bir kadın düşünün, kendisi küçücük ama evreni kendi içinde yaşadığı dünyası koskocaman. 
 Doğduğu şehir kocaman, yaşadığı muhit kocaman, bilgi seviyesi  keza daha kocaman.
Kendisine dinozor diyebilecek kadar alçak gönüllü, insanların alışkanlıklarıyla yaşlanmasını dileyecek kadar sigaraya düşkün. 

Anılarında kendi tatlı ailesinden bahsedip başından geçen olayların hemen hemen hepsini birçırpıda derya deniz güzellikte  dudak uçaklatan cinste kıskandırarak anlatan Mina Urgan...


Neden mi? Mina Urgan’ın yapmadığı iş, gezmediği yer, tanışmadığı insan kalmamış da ondan.

 Neyzen Tevfik’ten tutun da Abidin Dino’ya kadar, Fransa’dan tutun da St.Petersburg’a, okuldan kaçıp yüzmelere gidip de İstanbul Üniversitesi İngiliz ve Edebiyatı bölümünde profesörlüğe kadar.
Mina Urgan kendisini en çok dobra yönüyle sevdirmiş biridir. 

   Kendine has tavrı, hayata bakış açısı, gençlere önder olacak duruşuyla halis muhlis bir havasıyla  çağının en güzel zamanlarını değerli İstanbul ambiyansını dolu dolu yaşamış eşraflı ve cemiyet hayatından gelme soyunun derinliğinde sosyal ve entelize kültürü alt ve üst  segmentlerde  boyutlar arasıbizlere yaşayarak hissettirmiştir. 

Hen filozof ,hem bir dahi, hem girişken  çevresinin de yardımıyla okumuş araştırmış iyi eğitim görmüş kalender bir kadındır Mina Urgan.

Yalın hayat anlayışı  ve çalışkan yönlülüğüyle   tokat gibi yüzümüze çarpan sevimli sözleriyle biz okuyucularını derinden etkilemeyi başarmış şahsına munhasır bir kişiliktir kendisi keza.


Hayat Hikayesinin özü derinlerde 

Mina Urgan, 1 Mayıs 1915 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Şimdiki adı Robert Lisesiolan Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’nde eğitim görmüştür. 
 Ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Filolojisi Bölümü’nü bitirmiştir.
 Aynı fakültede İngiliz Filolojisi Bölümü’nde doktorasını yapmış  ve “Elizabeth Devri Tiyatrosunda Soytarılar” isimli çalışmasıyla 1949’da doçent ünvanını almıştır.
 1960 senesinde profesör olarak öğretim üyeliğine devam eden ünlü yazar, 1977’de İstanbul Üniversitesi’nden emekli olmuştur.

Mina Urgan, çevirmen ve yazar olarak yeteneği, geniş bakış açısı, Türk ve İngiliz diline hakimiyeti ve edebiyata kazandırdıkları ile mesleğinde duayen olarak görülmüş.
 İngiliz Edebiyatı Tarihi isimli çalışması başta olmak üzere, Shakespeare, Virginia Woolf, Thomas More üzerine yaptığı incelemelerle dikkat çekmiştir.
Akademik kariyeri yanı sıra, profesör olduğu sene Türkiye İşçi Partisi’ne giren Mina Urgan, 1977 senesinde emekli olduktan sonra Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin kurucu üyeliğini yapmıştır.
15 Haziran 2000 günü 85 yaşında vefat eden Mina Urgan’ın anısına, çalıştığı İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Bölümü her yıl bir öykü yarışması düzenlemektedir.
 Eserleri:
Shakespeare ve Hamlet (1984)
Edebiyatta Ütopya Kavramı ve Thomas More (1984)
İngiliz Edebiyatı Tarihi (1986-1993)
Virginia Woolf (1995)
D.H. Lawrence (1997)
Bir Dinozorun Anıları (1998)
Bir Dinozorun Gezileri (1999)

Çevirileri:
Moby Dick – Herman Melville
Meselenin Kalbi – Graham Greene
Arthur’un Ölümü – Sir Thomas Malory
Sineklerln Tanrısı – William Golding
Troilus ve Cressida – William Shakespeare
Atinalı Timon -  William Shakespeare

Mina Urgan'dan özlü sözler.

*Bernard Shaw, yaşını açıkca söyleyen bir kadından korkulması gerektiğini; çünkü bunu açıklayan bir kadının her şeyi açıklayabileceğini söyler.

*Bana kalırsa bir insanın yaşamında, en güzel yıllar gençlik değil, otuzbeş ile kırkbes yaş arasıdır. Gençliğin sıkıntılarından  kurtulmuş, yaşlılığın sorunlarıyla henüz karşılaşmamışsınızdır. 

*Belli bir yaşa kadar siz çocuklarınızı azarlarsınız. Ondan sonra da çocuklarınız sizi azarlamaya başlar.

*Akıllıca kullanılan ölçülü bir hoşgörü çocukları da yetişkinleri de eğitmek, doğru yola getirmek açısından çok yararlıdır. 

*Açık seçik taraf tutuyorum. Yobazlığa karşıyım, Irkçılığa karşıyım, gericiliğe karşıyım. 
İnsanların sömürülmesine ve savaşa karşıyım.
 Sosyalizmden, sevgiden, kardeşlikten aydınlıktan yanayım.

*Bedenin çöküşü, beynin temposunun ağırlaşması bir yana, bir çok felaketi vardır ihtiyarlığın.
 Bunların en korkuncu sevdiklerinin ölümüdür.
 En yakın arkadaşların ölür, gencecik insanlar ölür, doğurduğun çocuk ölür.

*Bazı ihtiyarlar, yaşlılığın aydınlık gündüzlerini değil, sadece karanlık gecelerini yaşarlar. Çünkü yaşlılığı ne denli övsek de yaşlanmanın mutluluklarını n denli yağlandıra  ballandıra sayıp  döksek te, ihtiyarların gündüzlerinin değil ama   gecelerinin güç geçtiğini  itiraf etmek zorundayız. 

Gündüzleri kitap okur gazete okursunuz. Biraz yazıp çizersiniz, televizyon da ilginç bir şey varsa onu izlersiniz eve yiyecek almak için sokağa çıkarsınız, bir süre parkta oturursunuz, elinizle dostunuzla telefonda konuşursunuz yani durumu idare edersiniz. 

Ama geceleri her şey değişir, ilkin uyur bir iki saat sonra uyanırsınız, uykunuz iyice kaçmasın diye ışığı yakıp kitap okuyamazsınız, gündüzleri hiç aklınıza getirmediğiniz gözlerden uzak kuytu köşelere gizlediğiniz dertlerinizin hepsini birer birer ortaya çıkarıp kurcalamaya başlarsınız. 
Gündüzleri tıkır tıkır işleyen savunma mekanizmaları bozuluverir çaresiz kalırsınız. 

*İnsanlar şaşırtıcı, hem de çok şaşırtıcıdır.
 Yakından tanıdığınız bencil ve aptal sandığınız bir kişi günün birinde, öyle güzel bir şey yapar öyle duyarlı öyle derin bir söz söyler ki afallayıp kalırsınız. Bunu tam tersi de olur ne yazık ki duyarlı ve zeki sandıklarınız, aklın alamayacağı kötülükler, ya da aptallıklar yapabilir. 

*Dostluk sorunlarına değinecek olursak; Ancak aşk ilişkilerinin çapraşık olduğu sanılır. Oysa bütün insan ilişkileri , aile  içi ilişkiler de, dostluk ilişkilerigibi aynı derecede çapraşıktır. Dostlar birbirineşı özen göstermezlerse, aşk gibi dostlukta kolayca yara alabilir.  

Herkesin aşk acıları vardır. 
Benim dostluk acılarım oldu.
 (Behice Boran)

*Bir insan ne denli üstün zekalı ve bilgili olursa olsun, eğer duyarlılıktan yoksunsa; kafa açısından görkemli bir dev, duygu açısından zavallı bir cüceyse, ben neyleyeyim böyle bir adamın dostluğunu?

*Kırkına kadar yaşadığımız her olayın bir yeri, bir önemi bir anlamı vardır. 

Kırkından sonra tempo inanılmaz bir şekilde hızlanır.
 Bir bakarsınız daha dün olduğunu sandığınız bir şey, on beş yıl once geçmiştir.
 Bir bakarsınız kucağınıza aldığınız küçücük çocuklar, kocaman delikanlılar, kızlar oluvermiştir.
 Bir bakarsınız siz de almışbeş yaşına gelmişsiniz. 
İste yaşlılık o sırada başlar.
 Yetmiş beşine kadar ağır ağır, yetmiş beşinden sonra hızla yaşlanırsınız. 

Yaşamınızın bu son döneminde, her zaman olduğunuzdan daha yiğit, çok ama çok yiğit olmanız gerekir.

*Yanlız yaşlıyken değil, gençken de kendine acımak, bir insanın kendi benliğine karşı işleyebileceği suçların en yıkıcısıdır.

* '' Kızım'' dedi, ''Bir kadının namusu belinden aşağısında değil, burada kafasındadır. 
Farz edelim ki parası olduğu için bir adamla evlendin. 
Sen namussuz bir kadınsın bunu yaptığın için.O adama bağlı kalsan da onu hiç aldatmasan da, gene namussuzsun.
 Çünkü parası yüzünden oturuyorsun o adamla.
 Asıl orospuluk budur.
 Para uğruna cinsel ilişki kurmaktır orospuluk .
 Hiç menfaat gütmeden başkalarına kötülük etmeden sevgili değiştiren bir ben orospu demem, çapkın kadın derim ancak. 
 Senin çapkın bir kadın olmanı istemem. Ama çıkarını kollayan nikahlı bir kadın olacağına, çapkın bir kadın ol daha iyi''

*Erkekler en büyük çatışmalarını babalarıyla yaşarlar.
 sevgiyle karışık en acımasız kinlerini onlara karşı duyarlar. 

*Az ömrüm kaldığı için kitapları seçerek ve özenle okuyorum.
 Kısıtlı vaktimi yeni ama değersiz bir kitaba harcayacağıma daha önce bir kaç kez okuduğum sevdiğim kitapları yeniden okumayı yeğ tutuyorum. 

*Karpuzu kestin baktın ki kabak.
 Gene de zorla yiyecek misin  o karpuzu..
 Fethi Naci


*Çocukluğumun ve gençliğimin İstanbul'u Yeniköy'de başlar.
 Şişli'de biterdi.
 Boğazın Rumeli yakası Sarıyer'de Anadolu yakası da Beykoz'da biterdi. Boğaziçinin sırtlarında yapılanma yok erguvan ağaçları vardı.
 Bazı yalılara giden yollarda küçük köprüler görülürdü.
 Kırlarda laternalı açık hava kahveleri  vardı.
 Çocukluğumun Büyükadası mandolin ve gitar sesleriyle  o güzelim rum ezgileriyle sabaha kadar çınlardı yaz geceleri.

*Keşke Troçki benimle Fransızca konuşsaydı; Fransızcayı nasıl öğrendiğimi nerede okuduğumu filan sorsaydı; Benim onu öldürmeyeceğim besbelliydi. 
 Ama yıllar sonra Meksika'da eve aile dostu olarak rahatça girip çıkan Ramon Mercedes ya da o adı kullanan bir katil kolayca öldürdü Troçki'yi.
 Hem de bir buz kırma aletiyle başına vura vura.

*Şimdi sırası gelmişken Kemalist olduğumu açıkca söylemek isterim. Eskiden tramvaylarda erkeklerin oturduğu bölüme kadınların oturduğu bölümden ayıran perdeyi çok iyi anımsıyorum. Mustafa Kemal o perdeyi de kadını toplum yaşamından dışlayan karanlık köşeleri kapatan tüm perdeleri  de yırttı. Kadınların her açıdan erkeklerle eşit olduğunu savundu.
 Mustafa Kemal tam anlamıyla bir devrimciydi.
 1789 Fransız ihtilali kadar radikal bir değişim yaptı memlekette.
 Giydiğimiz kılıktan okuduğumuz harflere kadar.
 Bu yüzden  onun devrimci kişiliğine inananların kendilerine Atatürkçü değil de Kemalist demelerini daha yerinde buluyorum.

 *Çağımıza uymak zorundayız palavrasına da hiç mi hiç inanmıyorum.
 Eğer yaşadığım çağın en yüce ideali köşeyi dönmekse; eğer yaşadığım çağ toplumsal adaletsizlik üstüne kuruluysa; eğer yaşadığım çağ inandığım her şeyi yadsıyorsa; eğer yaşadığım çağa bayağılık ve çirkinlik egemense, ben böyle bir çağa neden ayak uydurmak zorunda kalayım? Tam tersine, başkaldırırım, direnirim böyle bir çağa karşı. 
Bu yüzden dinozorlukla suçlanmam da vız gelir bana.

*Yirmi yaşındaydım.
 Yirmi yaşındakiler kendilerini pek beğenirler.
 Ben de kendimi bir şey sanıyordum. Sonra günün birinde trenle Anadolu’dan geçerken, lokomotif bir ara durakladı. Ve bir kulübenin önünde kendi yaşımda bir kız gördüm.
 Kız, bir çeşit gururla başına kaldırmış, kayıtsız gözlerle trene bakıyordu. 
Neredeyse göz göze gelir gibi olduk bir saniye.
 İşte o sırada sanki bir şimşek çaktı kafamda.
 “Ben, o kulübenin önündeki kız olabilirdim; o kız da trende, benim şimdi durduğum yerde durabilirdi” diye düşündüm.
 Benim ben olmam, yabancı diller bilmem, üniversite okumum, kültürlü sayılmam, kendi marifetim değil, bir rastlantının sonucuydu sadece.
 O talihsizdi, ben talihliydim, işte o kadar.
 Kendimi bir şey sanan ben, toplumsal ve ekonomik düzenin korkunç haksızlığının bir ürünüydüm sadece: Büyük bir kentte, çok aydın bir çevrede büyümüştüm, en iyi okullarda okutulmuştum; gümüş tepsilerde bana kültür sunulmuşu sanki.
 Ama o kulübenin önündeki köylü kızı olsaydım, etrafımı saran yoksulluğun demir çemberini kıramayacaktım; kültürlü bir çevreden, iyi bir eğitimden yararlanamayacaktım.
 Dolayısıyla ben “ben” olmayacaktım.
 O köylü kızı, benden çok daha akıllı, çok daha yetenekliydi belki de.
 Ama o kulübenin önünde kalmaya mahkumdu ömrü boyunca.

Dönem Türkiyesi & Veda

Bir Dinozorun Anıları romanı 1920 ve 30 yılların Türkiye'si hakkında ayrıntılı bir şekilde bilgi edinmemizi sağlıyor.

 İnsanların masumiyeti, canla başla bir milletin var edilmesinin savaşıdır 20’li yıllar.
 Halk bir savaştan çıkmış yorgun ancak yeniden doğmaya hevesli, Atatürk’ün hayal ettiği, Çağdaş Türkiye Modeline yürekten bağlıdır.

 Okuma yazma bilmeyenin kalmaması için seferberlik ilan edilmiş.

 Latin harfleri artık yoğun bir şekilde dergi ve gazetelerde kullanılmaktadır. 

Bir millet düşünün ki; kılık kıyafetinden, yaşam biçimine, yönetim şekline kadar değişmiş. 

Bu kişilikli uygar yaşam öylesine sevilmiş ve öylesine içten  benimsenmiş. 
Bu romanı  okurken ne oldu da bu hale geldik demekten kendini  alamıyor insan..

Okumanız ve bu dinozor kadını fazlasından ziyade sevmeniz dileğiyle, özellikle de gençlere verdiği dersler kitaplarda okullarda okutulacak cinsten. 

 Dikili / İzmir


18.06.2019

TURKISH DELİGHT

Haziran 18, 2019 6 Comments

Osmanlı saray mutfağından günümüz Türk mutfağına kalan tatlı bir miras… 



Lokum Türkiye’ye “Egzotik Doğu” imajının atfedilmesiyle önemi daha da artan ,yapımının hayli zor olması nedeniyle tadı ve kıvamı taklit edilememesiyle, sadece Türkler için değil; tüm dünyada kült haline gelmiş bir şekerlemedir.. 


 Napolyon, Churchill ve Picasso’nun da favori yiyecekleri arasında yer almış   Türk mutfağının en tatlı üyesi, verilebilecek en güzel hediye, kahvenin yanındaki en iyi dost, çocukluktan bir nostalji, bayramları sevme nedenimiz; evet, doğru bildiniz! Türk lokumundan bahsediyorum.
Tarihi yüzlerce yıl önceye dayanan ve Osmanlı mutfağının önemli bir parçası olan Lokum;  Osmanlıca rahat ul-hulküm yani boğaz rahatlatan kelimesinden türemiştir.

 Anadolu’da 15. yy.’dan itibaren bilinirken, 17. yy.’da Osmanlı sınırları içinde yaygınlaşmıştır.

 18. yy.’da ise İngiliz bir gezgin tarafından keşfedilerek Turkish Delight adıyla Avrupa’da tanınmaya başlamıştır..


Ünlü İngiliz seyyah Osmanlı topraklarını ziyaret edip ülkesine döndüğünde bu lezzeti TURKISH DELIGHT olarak tanıtmıştır.
 Tarihin bu ilk lezzetine bir çok ülke insanı büyük saygı duymuş ve özel günlerinde onlarda Osmanlıdan aldığı bu kültürü kendi ülkelerinde yaşatmıştırlar, önce Balkanlar’a, oradan da Avrupa’ya yayılan bir Osmanlı geleneğinin adı lokumdur.


Türk ve Osmanlı kültüründe; Kız istemelerde, düğünlerde, mevlitlerde, Bayramlarda Lokum olmazsa olmazlardandır, Hatta evin büyük dedeleri ve neneleri Lokum yok mu çocuklar diye içten içe sitem edilmesine  şahit olunmuştur.

  Avrupa,  Türk ve Osmanlı kültürünü  kendi ülke topraklarında Noellerde, Paskalyalarda birbirlerine TURKISH DELIGHT hediye ederek devam ettirmektedirler.

 Arap Dünyası bu tadı RAHATUL HULKUM, RAHAT LOKUM gibi isimler ile telaffuz etmektedir, şimdilerde Arap dünyası düğünlerinde misafirlerine mutlaka LOKUM yani TURKISH DELIGHT dağıtmak mecburiyetinde hissediyorlar.


Osmanlı sarayları LOKUM’u önceleri şifa veren , rahatlatan olarak saraya ahalisine sunuyorlardı, bu lezzetin insanlar üzerinde verdiği keyif LOKUM un tüm Osmanlı topraklarına hızlıca yayılmasına sebep olmuştur.


Osmanlıda 17. yüzyılda hastalara şifa , kuvvet ve güç vermesi için şekerden üretilen ve adı “kelle şekeri” olan bugünkü lokumun atası icat edilmişti.  Birkaç yıla kalmadan LOKUM 17.yy gerçek tadını bulmuştuR, ve Artık LOKUM tüm evlerde yapılabilecek konuma gelmiştir.


Türk lokumunun tarihçesi  

Osmanlı döneminde saray
 mutfağının önemli bir parçası olan 
Türk lokumunun yüzlerce yıllık bir
 tarihi
 bulunuyor. 
Pers İmparatorluğu'nda M.Ö 226 ve
 Osmanlı döneminde 
saray mutfağının önemli bir parçası
 olan 
Türk lokumunun yüzlerce yıllık tarihi
 bulunuyor. 
Pers İmparatorluğu'nda M.Ö 226 ve 652
yılları arasında 652 yılları arasında
 hüküm
süren Sasanilerin sıkça tükettiği
 tatlı 'abhisa', kesin olmamakla
 birlikte lokumun kökeni olarak
 biliniyor.
Osmanlı'da seri üretim 1777 yılında
 başlamıştır. İlk başlarda bal,
 meyve şurubu ve un ile karıştırılarak
 üretilmiştir.
Nişasta ve rafine şekerin icadı ile
 günümüze kadar tat değişiklikleri 
yaşamıştır.

Lokum nasıl yapılır?
Lokum sitrik asit, şeker, nişasta, 
gıda boyası ve aroma ile yapılmaktadır.
 Şeker suda tam anlamıyla çözüleceği 
kadar kaynatılır. Sitrik asit ve nişasta ayrı kaplarda çözülmesi için bekletilir.
 Ardından sitrik asit ve nişasta şekerli su ile karıştırılır.
 Bu şekilde bir süre kaynatılır.
 Karışımın içine kaşık batırıldığında
 yapışkan bir kıvamda olup olmadığı
 kontrol edilir, nişastalı kaplarda 
20 saat civarı bekletilir.
 Son işlem olarak, sert bir zeminde
 şekillendirilerek ambalajlanır. 
Lokum çeşitleri

Damak tadı, üretim şekli ve üretim 
yerine göre birçok lokum çeşidi
 bulunmaktadır. İşte lokum
 çeşitlerinden bazıları: kuş lokumu,
 fındıklı lokum, cevizli lokum, 
çifte kavrulmuş lokum, antep fıstıklı
 lokum, hindistan cevizli lokum,
 kaymaklı lokum, meyveli mini lokum,
 limonlu lokum, naneli lokum, 
narlı lokum, antep fıstık krokanlı lokum,
 narlı antep fıstıklı lokum,
 safranlı narlı antep fıstıklı lokum,
 atom lokum, gül yapraklı
 narlı antep fıstıklı lokum,
 çikolatalı lokum.

Lokumun besin değerleri

Kullanılan malzemeye göre besin
 değerleri değişmekle birlikte 
ortalama değerler bulunmaktadır. 
100 gram lokumda: 89.28 gr karbonhidrat, 0.12 gr protein, 0.19 gr yağ, 0 gr lif, 0 Lokumun bilinen onlarca faydası vardır. İşte lokumun öne çıkan
 özellikleri:
  • Bademcik iltihabının azalmasına yardımcı olur.
  • İçeriğindeki karbonhidrat ile böbrek hastaları için yararlıdır.
  • Çıban ve yaralar için muhteşem bir iyileştiricidir.

Onun için Türk mutfağının en tatlı üyesi desek hiç de yanlış olmaz. 
Yemeye doyamıyor, kokusundan tanıyor, herkese ikram etmek istiyoruz. 
“Ağzımız tatlansın” dediğimiz anlarda aklımıza ilk gelen seçenek olan lokum, Türk mutfağında oldukça özel bir yere sahiptir.
 En güzel anılarımızda da yanımızda yer almaktadır.
 Bayramlar, ziyaretler, kahve yanında hoş muhabbetler derken, vazgeçilmezlerimizden biri haline gelen lokum; çocukluğumuzdan beri sevdiğimiz tatlardan biri. 
Üstelik öyle lezzetli bir şekerleme deyip geçmek de mümkün değil.
 Geçmişi Osmanlı mutfağına dayanan lokum, her geçen gün dünya genelindeki ününü artırıyor.

Her ne kadar lokum söz konusu olduğunda bizler tek tip bir şey anımsasak da çok sayıda lokum çeşidi vardır.

 Neredeyse bütün meyvelerle lokum yapılabilir.

 Yine de lokum çeşitlerinden bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz: Çifte kavrulmuş lokum, kuş lokumu, fıstıklı lokum, limonlu lokum, meyveli lokum, narı lokum, Antep fıstıklı lokum, damla sakızlı lokum gül yapraklı lokum, kaymaklı lokum… 

Bunlar sağlıklı bir şekilde üretildikleri müddetçe oldukça lezzetli hale gelir.

Şaşırtıcı Faydalarıyla Lokum…

Her ne kadar şekerli bir tatlı olması nedeniyle lokum zararlı bir besin gibi düşünülse de aslında tüketiminde aşırıya kaçılmadığı müddetçe oldukça faydalıdır. Osmanlı saraylarından bugüne gelen lezzet lokumun 100 gramında 89 gr karbonhidrat, 0.19 gr yağ, 19 mg potasyum, 0.2 gr protein, 5 mg kalsiyum, 0.1 mg da demir bulunur. Ancak bu oranlar bazen kullanılan malzemelere göre değişiklik gösterebilir.
  • Osmanlı’da ‘boğazı rahatlatan’ olarak anılan lokum, tahmin edilebileceği gibi bademcik iltihabı üzerinde etkilidir. İltihaplanma durumundan daha kısa sürede kurtulmak için lokum tüketmeye özen gösterilmesi faydalı olacaktır. Özellikle kış aylarında evinizden eksik etmemenizi öneririz.
  • İçeriğinde karbonhidrat bulunduğu için uzmanlar lokum tüketiminin böbrek hastaları için olumlu etkiler göstereceğini düşünmekteler.
  • Vücutta meydana gelen çıban, yara ve sivilcelerin daha kısa sürede iyileşmesine olanak sağladığı bilinir. Akne ve sivilcelerden kurtulmak için tüketmenin yanı sıra lokum ile bir maske de yapılabilir.

Lokum Nasıl İkram Edilmelidir?

Lokum saray mutfağına ait bir tatlı olduğu için servisi ekstra bir özen gerektirir.
 Her ne kadar halk arasında peçete arasında servis edildiği dikkat çekiyor olsa da lokumu kahve yanında küçük ikramlıklar kullanarak servis edebilirsiniz.
 Porselen, cam ya da bakır ikramlıklar lokum için uygun olabilir.
 Bayramlar ise gümüş şekerlikler içerisinde şık bir sunumla hazırlanmaktadır. 

Sadece Türkler için değil; bu lezzet artık dünyaya mal olmuş kült bir yiyeceğe dönüşmüş durumda. Tabi bu gelişim günümüze dayanmıyor. Napolyon’un Türk lokumu hastası olduğunu veya Picasso’nun konsantrasyonunu yükseltme amacıyla lokum yemeyi tercih ettiğini biliyor muydunuz?
Gerek kahve yanında atıştırmalık olarak, gerekse evimize gelen misafirlere bir ayrıcalık göstergesi olarak tercih edilen Türk lokumu, dünyada Turkish Delight olarak anılmakta malumunuz. Günümüzde bu sözcük, neredeyse tüm dünya genelinde kullanılan bir deyim haline evrilmiş durumda. 
Sevimli bir yavru kediden iyi görünümlü bir kadına kadar sevimli, tatlı ve naif görüntüye sahip olan varlıklar için Avrupa ve Amerika’da Turkish Delight sözcüğü kullanılmakta.
 Aynı zamanda bu sözcük ‘kolay para’ gibi ifadeler için de yaygın şekilde kullanılmaktadır.

POPÜLERLİK
İçeriğinde su, nişasta ve şeker gibi çok basit malzemeler bulundurmasına rağmen son zamanlarda bilhassa İngiltere’de oldukça popüler bir duruma gelmiş durumda.
 Bunun en önemli sebeplerinden biri ise ünlü İngiliz yazar C. S. Lewis’in yazdığı bir roman ve akabinde romana çekilen, çok popüler olan bir sinema filmiydi. Lokumun bu yayınların ardından zaten Avrupa’da kabul gören şöhreti daha da büyüdü ve hakkında gazetelerde makaleler, televizyon dizilerinde lokum ile alakalı sahnelere kadar popüler kültür malzemesi haline evirildi.
 Birçok popüler gazete, lokumun tarihi ve lokum ile uygulanan değişik tatlı tariflerine kadar makaleye yayınlarında yer verdi. Dolayısıyla son birkaç sene içerisinde Avrupa’daki lokum satışları, bilhassa süpermarket satışlarıyla %300 oranında artış gösterdi.
Ünlü yazar Dickens da bir kitabında lokumla ilgili bir bölüm yazdı.
 Burada Yunanlıların lokumu sahiplenmesi ve bunun gerekçelerine dair bilgilendirmeler var. 
Söz konusu kitapta belirtilen bilgilerin neredeyse hepsi kusursuz doğrulukta. Diğer her Türk ve Yunan yemeği gibi lokum da paylaşılamayan bir değer durumundaydı. 
Bunun yegâne sebebi ise tarihte Osmanlı Devleti’nin çok büyük bir coğrafyaya egemen olması diyebiliriz.
 Mersin’den çıkan tantuni nasıl şu an Türkiye’nin her noktasında satılıyor veya Adana Kebabı’nı dilediğimiz yerde yiyebiliyorsak Türk lokumu da aynı şekilde; Osmanlı topraklarının uzandığı her bölgede ortak bir yiyecek olarak kabul edilmiştir.

Narnia Günlükleri’ni okuyan ya da film uyarlamasını izleyen herkes karakterlerden biri olan Edmund’un Beyaz Cadı’dan ilk isteğinin lokum olduğunu bilir. Hikayenin yazarı C. S. Lewis, neden dünyadaki onca tatlı arasından lokumu seçmişti? Bunun muhtemel iki sebebi var: Yokluk ve Türk kültürüne hayranlık… Lewis, 1939’da yazmaya başladığı kitabı 1940’lı yıllarda bitirmişti. Kitap 1950 ilk baharında yayınlandı. II. Dünya Savaşı’nın yaşandığı o dönemde Lewis için, dünyanın ulaşılması en zor ve en pahalı şekeri lokumdu çünkü en basit gıda ihtiyacının çok zor karşılandığı bu dönemde her şey karneyle dağıtılıyordu. Bu yüzden Türk lokumu yiyebilmek bir hayaldi çünkü bulmak imkansızdı. Çocuk edebiyatının en önemli klasikleri arasında yer alan “Narnia Günlükleri”, 47 dile çevrildi ve 100 milyondan fazla kopya sattı. 2005’ten itibaren Hollywood tarafından bir film serisi haline getirilmesiyle dünyada birçok kişi lokumla yeniden tanıştı. Sayısız çocuk için lokum en çok arzulanan şeker haline geldi. Daha önce Avrupa’da kabul gören şöhreti daha da büyüdü ve hakkında yazılan makaleler, televizyon dizilerinde geçtiği sahneler sayesinde lokum, popüler kültür malzemesi haline geldi. Başta İngiltere olmak üzere Avrupa’daki lokum satışları yüzde 200 artış gösterdi.
  
Lokumun Faydaları
Birçoğunuz lokumun faydaları mı olur diyebilir Ancak içeriğinde şeker, nişasta ve su gibi malzemeler barındıran lokum, enteresan şekilde çok büyük faydalara sahip bir mucize besindir. 
Böbrek hastalarının kanlarında yüksek değerlere sebebiyet veren, çeşitli atık maddeleri vücudun atamamasıyla birlikte rahatsızlanmalarına sebep olan bazı durumlar var.
 Bunlardan birisi ise proteinli gıdalar. Böbrek rahatsızlığı olan insanlara lokumun iyi geleceğini tahmin eder miydiniz?
Proteinli gıdaların tüketilmesinin ardından vücut, besini yakmaya çalışır. Kreatin, ürik asit gibi maddeleri böbrek rahatsızlığı olan insanların bünyesi yakmakta güçlük çeker. 
Dolayısıyla rahatsızlıkları tetiklenir ve hastalığın büyümesine zemin hazırlar. Lokum, içeriğinde nişasta ve yüksek karbonhidrat oranları sayesinde vücudun bu maddeleri yakmasında ona yardımcı olur. 
Bilhassa vanilya veya kakaolu lokum tercihler bu konuda son derece etkilidir.
Ayrıca ilginçtir ki lokum, vücuttaki yara tedavilerinde ve çıban gibi cilt rahatsızlıklarında da son derece etkin bir tedavi edici özelliğe sahiptir.
Osmanlının yüzyıllar boyunca yok olmamış  dünyaya kazandırmış olduğu miras LOKUM , Tülin'nin deyişiyle namı değer TURKISH DELIGHT atalarımızın “Tatlı yiyelim Tatlı konuşalım” sözü ve kültürü ile insanlığın ihtiyacı olan geleneksel bir gıda olduğunu fazlasıyla ispatlamıştır.

Bir Dinozorun Anıları / Mina Urgan

*İhtiyarlar ne yaparlar?  Anılarını yazarlar.  Ben de bunu yapıyorum işte. Günce tutmak alışkanlığı olmadığı; ancak altmışın...

Günün Resmi

Günün Resmi
Hüzün