13.01.2019

Evren'den Torpilim Var & I Have a Torpedo From The Universe

Ocak 13, 2019 0 Comments

Selamlar herkese, 
Şu anda yeni okuduğum ve inanılmaz bir şekilde etkilenip,  noktasından virgülüne okuyarak hayatıma geçirdiğim, sonuçlarını sürpriz bir şekilde  geri almaya başladığım  bir  kitabın önerilerinden bahsedeceğim sizlere.

Adı başlıktan da göreceğiniz üzre; 'Evrenden torpilim var'' Yazarı Aykut Oğut;
 Bazı kitaplar vardır, okur geçersiniz, yazdığı methiyeler kurallar kişisel gelişim martavalları bir kulağınızdan girer diğer kulağınızdan geçip gider. 
Evet  işte bu kitap öyle bir şey değil, kitabı okuyup anlama ve hayata geçirme başarımızın  sırrı, satır aralarını dikkatlice okuyup,  istenilen  egzersizleri düzenli olarak yapmamız ,  heyecanınızı devamlı  canlı ve diri tutmanız,   gerçekten yaşamda neyi istiyor olduğumuzu  bilmemiz  ve  kendimize  inanma gücümüzdedir. 

Okuyanlar  bilir bir dönem Secret diye bir kitap çıkmıştı, bayağı favori bir şeydi, işte evrene olumlu düşünceler göndermek, olumlu düşünmek, olumlu düşüncenin sonucunda zengin olmak  bla bla bla  bu böyle acayip bir furyaydı o zamanlar.
 Fakat kitap bize taa  o zamandan bu  gerçeği fısıldamış pozitif olmayı  fakat bizler görmek istememişiz. 

 Tabi şimdilerde artık  herkes bu olumlu düşüncenin gücünü, evrene gönderilen olumlu-olumsuz   enerjileri, ağzımızdan çıkanların bir gün mutlaka dönüp dolaşıp bizi bulacağı yönündeki algıyı artık iyice anlamış durumda. 
Ben genelde bu evrene mesaj gönderme olayını düşünmüş, kenarından kıyısından yanlışlar  yaptığım için istediğim noktaya gelememiştim.
 Tıpkı gitarın tellerini ayarlamak gibi, kitabı okuyunca anladım ki benim de gözden geçirmem gereken bazı ayarlamalar söz konusuydu. 

 Evrene  mesaj gönderiyorum ama içinde olumsuz bir cümle kurduysam o iş yine yaş, kurduğunuz cümleye çok dikkat etmeniz gerekiyor, tamamı olumlu tümcelerle  geçmeli.

Evren şu şekilde oyununu başlatıyor, öncelik tabi ki çocukluğumuz da aldığımız kararlar, yaşadıklarımız, etkilendiğimiz, örnek gördüğümüz modeller, hislerimiz çok önemli bu bize yaşatılan duygular  yaşamımız boyunca alacağımız kararlar da önemli bir yere sahip oluyor.
Bilinçaltınız da, egonuzda, gerçek öz benliğiniz de oyunun şartları size göre  çerçevelenmiş   oluyor.

Öncelikle bir düşünün, siz olumlu mu ? olumsuz mu  birisiniz? 
 çevrenizde görmüşsünüzdür, ağzından çıkan her olumsuz cümle gelip o kişiyi buluyor ve her şeyi kendine mıknatıs gibi çekiyordur.   Evren sizin  emrinize amade ağzınızdan her ne çıkıyorsa, ne düşünüyorsanız  size  gelecek paketin  içinde de bunlar olacaktır. Olumsuz düşünceleriniz ve siz.
 Hiç bir şey sürpriz değil yani aklınızdan, içinizden ne geçiriyorsanız, neyi şiddetle arzuluyorsanız size  gelecek olan da  odur.  

Evren, enerji, ego meselelerini  incelerken, öncelikle şu yaşadığımız hayattan keyif almasını öğrenmemiz şart, kendimizle barışık olmamız şart, şartlar ne olursa olsun, kalbimiz ve  anın getirdiklerinden keyif almasını öğrenmek durumundayız.

Evrenle iletişim kurmak istiyorsak elimizdeki enerjiyi olumlu olarak evrene geri göndermek durumundayız. Olumsuz düşünceleri aklımızdan çıkarmalıyız.
Her şey zaten büyük bir enerjidir evrende aslında, bizlerde enerjiden oluşuyoruz ne güzel. 
Güzel bir müzik dinlediğimizde , ürperen tenimizde, içimizden hıçkırarak  ağlama isteği geldiğinde, başımıza  gelen en kötü olaylar karşısında,  ezik duruş da, veya kendimizi  en güçlü, en harika, en yıkılmaz gördüğümüz anda vücudumuzun  kan akışının nasıl değiştiğini, kalbimizin  nasıl çarptığını, adrenalin salgıladığımızı   çok heyecanlandığımızı hepimiz deneyimlerimizden çok iyi biliyoruz. 
Bu olanların hepsi vücudumuzdan  yayılan yüksek enerjinin gücü.

Ve biz istersek;  Enerjimizin  oto kontrolünü ele geçirebiliriz. 
Dilerseniz, vücudumuz da  değişen enerji akımını şu testlerle'de yapma şansınız var. Ben denedim, gerçekten vücudunuzda gel git dalgalanmalar, farklı frekanslar yaşanıyor. Bir anda üzgünken bir anda güçlü olma haline geçiyorsunuz. İşte testiniz burada 


Daha fazla örnek vermemiz gerekirse; bir iş görüşmesine gidiyorsunuz, omuzlarınız çökük, boynunuz bükük, umudunuz bitik enerji frekansınız yüz üzerinden %35'de olursa, görüştüğünüz insan da nasıl bir intiba bırakırsınız bir düşünün, siz kendinizi sevmezken, beğenmezken, bu işe layık görmezken işveren sizi nasıl bu işe layık görüp  alabilir!
Bir de tam tersi şöyle düşünün, öyle bir güç ve enerjiyle  gidiyorsunuz o iş görüşmesine, frekansınız %80, bundan sonra yaşayacağınız olaylarda bu frekansta da  karşılaşacağınız insanlar, konuştuğunuz kişiler, karşılaştığınız  insanların frekansı %80'dir. Yani artık enerji  voltranını bulup kendi pozitif enerjinizi yakalamış oluyorsunuz.   
Bu  özgüvenli halinizle istediğiniz işi ve  maaşı, istediğiniz şartları oluşturabilirsiniz.  
Ben başarabilirim, kendime güveniyorum, bu iş için seçilmişim mesajını da karşı tarafa verdiğiniz anda  hakkettiğiniz saygı ve sevgiyi de  görürsünüz. 

Böyle bir ruh haliyle katıldığınız toplantı da tüm gözlerin üzerinizde olduğunu hissedersiniz. 
Olmaz öyle  bir şey demeyin, 2 gün önce bizzat ben kendim yaşadım iş görüşmem de:)) 
Ben bu şekilde örnekler verdim, siz hayatınızda ne yaşıyorsanız  o yönde yapın enerji olayınızı. 
 Bu olayı daha çok insanlarla konuşun ve  yayın mümkünse;  Evrenden torpilli olumlu blog grubumuz bu şekilde daha da genişler belki:)) Nede olsa tüm grup artık evrenden torpilliyiz:))) 
Olumlu düşünmenin ilk adımlarını ilk tohumlarını buradan atarak başlamak lazım.   
Ben kitabı okumaya başladığım anda bir takım  olumsuz düşüncelerimi değiştirdim yerine olumlu, pozitif, gelişimci, girişimci, sevecen, sevgili, ilgili düşüncelerimi koydum. 
 İçimde ki düşüncelerimi netleştirdim. Yapabilirim, yapacağım, bunun için varım, olumsuz düşüncelerimi, içimde savaştığım negatif egoyu alıp yerden yere çarptım, içimde sinsice dolaşıp, alttan alta bana fikir veren gıcık egom'a  resmen savaş açtım. 

 Sen böyle düşünebilirsin ama ben bundan böyle böyle olacağım, böyle yapacağım, her şey bu şekilde olacak diyerek yoluma devam eder oldum.
 Hala da ara sıra kitabı okuyup kendime göre notlar alıyorum.
 Yaptığım çalışmanın sonucunu aldığımı görmek de ayrıca beni mutlu ediyor.
 hayatım istediğim nokta da  mükemmelleşmeye başladı.:)))

Arada yan yatıp çamura battığım anlar da olmuyor değil,   Polyannacılık işi değil tabi bu enerji meselesi, ciddi bir konu üzerine eğilmek, mantıklı hamlelerimizi gerçekleştirmemiz lazım. 


Eminim bu  kitabı alıp okuyunca,  işlene gerçek kuralları hayatınıza geçirince, yolunda gitmeyen, sizi tökezleten, bıktıran şeylerin nasıl da  bir bir yolunu bulup değiştiğini  görünce sizler bile  şaşıracaksınız , aslında şaşırmış  olmayacaksınız zaten kendinizi bu duruma alıştırmış bu duruma ufaktan  siz getirmiş  olacaksınız. 
Ve inanın yıllardır yaşadığınız bu saçma sapan döngülerden kurtulup, mutlu bir ilişki, kalıcı dostluklar, zenginlik ve kariyer yani evrenden her ne istiyorsanız ne hak ediyorsanız bizzat karşılığını bu vesileyle bulacaksınız. 
Pozitif enerjiyi yayarken yapmanız gereken diğer bir püf noktasına gelecek olursak; İstediğiniz şeyleri daha olmadan yaşıyor gibi olmanız  o heyecanı içinizde hissetmeniz evrenin sizin bu konuda ne kadar kararlı olduğunuzu  görmesine yeter.   
Bu arada olmasını  istediğiniz şeylere de dikkat etmelisiniz,ağzınızdan çıkacak her cümle çok önemli.  Hayatınız da istediğiniz şeyleri alacak yeriniz var mı? bu enerjiye bu güzelliklere hazır mısınız? Bunun için kendi alanınızda yer açtınız mı? Başınıza geldiğinde nasıl davranacaksınız? Bunları da düşünerek isteklerinizi gözden geçirmek te fayda var.
Sizler olumlu enerji yaydıkça, enerjinize uygun kişileri, olayları, para durumunu, sevgiliyi, kısaca etrafınızdaki her şeyi  kendinize çekmeye başlayacaksınız.

 Olumlu görünüp, olumsuz isteklerle bezenmiş düşüncelerinizi  evren yine tekrar size gönderecektir, evrenle oyun oynamayı aklınızdan geçirmeyin;  sizin isteklerinizi asla es geçmeyecektir siz ne isterseniz onun karşılığında olanları alacaksınız. 

Hayatınızdaki ilk pozitif  oluşumların gerçekleştiğini, evren size minik minik göz kırpmaya, olayları vesile etmeye başladığında anlayacaksınız. 
Yani bu mudur? bu kadar mı demeyin, istemeye evrenden istemeye devam edin. 
Gizli benliğinizde, içinizde gizli , olumsuz bir düşünce barındırmadan, isteyerek severek öz güvenle yapabileceğinize inanarak istemeye devam edin. 
 Evrenden öyle güzel şeyler öyle olumlu frekanslarda olaylar isteyin ki; Evren sizin sesinizi duyduğunda, heyecandan tüyleri diken diken olsun, gözlerinden yaş gelsin, enerjinizle dağları oynatabileceğinizi bilsin.
 Siz yeter ki siz isteme şeklini bilin ve  İSTEYİN!

Yaparken de mutlaka aşağıda belirttiğim başlıklarda  egzersiz yapmaya devam edin.
 Bu yapılan egzersizler, size istediklerinizi elde ettirmek için değil, sizin belli düşünce kalıplarından çıkmanız ve size istediğinizi elde etmenizi sağlayacak düşünce kalıplarına sokmak  için yapılan uygulamalardır. 
Yoksa bol keseden düşündüm olmadı , yaptım olmadı derken bulursunuz kendinizi. 
Kitabı okumaya devam ettiğim için geri kalan bölümler hakkında detay veremiyorum.
 Umarım en yakın zamanda okumanız  ve etkin bir şekilde hayatınıza geçirme şansınız olur. 
Aşağıda verdiğim örnekler, farazi, yüzeysel örneklerdir, sizler bu örnekleri çoğaltıp, yeni başlıklar ve kendinize özel alt segmentler oluşturabilirsiniz.
 Kitabı bir an önce almanız sizin faydanıza olacaktır, ayrıca Aykut Oğut ve eşi Esra hanımın seanslarına katılabilirsiniz, youtube videolarını izlemek isteyenler için linklerini buraya bırakıyorum. ilgili link paylaştım. İlgili Videolar burada.

Veda

Unutmayın hayatınızın ipi sizin elinizde, güç sizde, ve evren emrinize amade dostlarım.
Hepinizi çok seviyorum, sevgiyle kalın.   

*Aman ha bu egzersizleri bir defa söyleyip geçmeyin hiç bir hükmü kalmaz.

*Konu aciliyetine göre bir dua gibi, ritüelleştirin. 

*Bu egzersizleri yapmadan önce mutlaka hedefinize odaklanın, tabi ki sonuç beklediğinizi biliyorum fakat; önceliğiniz sonuca giden yollarda hedefinize  küçük adımlarla ilerlemek.
 *Bunu yanlış anlamamanız için şöyle örnek vermek gerekirse; A noktasından B noktasını geriye çekmekle, adımları küçültmekle, hayalinizden vazgeçmek arasında büyük fark vardır.
 Siz  bu planları yaparken, ufak adımların sizi geriye çektiğini, hayalinizden uzaklaştırdığını düşünebilirsiniz.
 *Fakat bu ufak hayaller, sizi asıl sonuca götürecek tek gerçektir.
 Kişisel gelişim kilo vermek gibi bir şeydir. Spor salonuna gidip, iyi bir antrenman yapıp, taze sıkılmış bir portakal suyu içmek, elbette son derece faydalı, ama o kadarla kalmıyor. 
*İstediğiniz kiloya ulaşana kadar, her gün tekrar etmeniz lazım egzersizlerinizi:)

Ben ne diyorum, kendi işim olsun sevgili evren, beni unutma:))


İLİŞKİ EGZERSİZİ
*Son derece huzurlu ve keyfili bir ilişki içindeyim.
*İlişkide  özgürce kendim olabiliyorum. 
*Birlikte saatlerce vakit geçirebiliyoruz. Ayrıyken de birlikteyken de günlerim son derece keyifli geçiyor. 
*İlişkimde çok sevilir ve saygı görürüm.
*Her zaman mükemmel insanlar beni buluyor.
*Karşıma sorumluluk sahibi insanlar çıkıyor.
İlişkim, hayatımın diğer alanlarını da pozitif bir şekilde etkiliyor. 

İŞ HAYATI EGZERSİZİ

*Her zaman başarılı olurum
*Her zaman saygı ve sevgi görürüm.
*Her  iş yerimde uzun yıllar çalışırım
*Her zaman maaşım ve imkanlarım iyidir
*Her zaman iş arkadaşlarımla çok iyi anlaşırım
*Mesleğimde son derece başarılı bir noktaya geldim.
*Benim de iyi olduğum noktalar var, şu  şu ve şu alanlarda kendime güveniyorum. 
*Bugün yapılacaklar listemdeki her işi, son derece büyük bir keyifle kolayca yapıyorum.

DOSTLUK EGZERSİZİ
*Dostlarım beni çok sever ve değer verir
*Dostlarım aramda kuvvetli bir bağ vardır.
*Dostlarım çok güvenilir insanlardır
*Dostlarım hayatıma değer katar
*Evde arkadaşlarımızı ağırlarken  çok güzel vakit geçirebiliyoruz. 

PARA EGZERSİZİ
*Benim cüzdanım her zaman parayla dolu olur
*Her zaman fazla kazanırım
*Bolluk, zenginlik ve refah içinde yaşarım
*Bana ummadığım yerlerden ek paralar gelir
*İstediğim her şeyi alma gücüne sahibim. 
*şu an çalışıyorum bugünüm ve yarınım daha güzel olsun diye.
*Para biriktiriyorum.
*Her gün beni rahat ettirecek kadar paraya sahibim.
*Çalıştığım şirket, her seferinde tam vaktinde ödeme yapıyor.


ŞÜKÜR EGZERSİZİ

*Huzur dolu bir evim olduğu için şükrediyorum.
*Son derece keyifli bir ilişkim, evliliğim olduğu için şükrediyorum.
*Maddi kaynaklarım için, sadece sevdiğim işleri yaparak para kazanabildiğim için şükrediyorum.
*Etrafımda sevecen, pozitif dostlarım olduğu için şükrediyorum.
*Hayatımdaki tüm güzellikler için şükrediyorum.



OLMAMIŞ FAKAT OLMUŞ GİBİ YAPTIĞIMIZ EGZERSİZLER

*Yeni ve güzel  bir ev aldığım için şükrediyorum.
*İdeal kilomda olduğum için şükrediyorum.
*Şahane dostluklarım  ve yeni iş ve özel arkadaşlarım olduğu için şükrediyorum.
*Her güne sağlıklı uyandığım için şükrediyorum.
*Elimdekilerin kıymetini bildiğim için şükrediyorum. 
*Hayatımdaki bolluk ve bereket için şükrediyorum. 
*Eşimle birlikte gittiğimiz tüm tatiller ve mutluluğumuz için şükrediyorum. 
*Harika bir işim ve çok keyifli bir çalışma ortamım olduğu için şükrediyorum.
*Hayal ettiğimi her şey için şükrediyorum. 
*Karşıma yeni iş imkanları çıktığı şükrediyorum. 
*Gelirimi %10 oranında yükselttiğim için şükrediyorum.
*Parayı kolayca hayatıma çekebildiğim için şükrediyorum. 

 (HAYALLERİNİZE ULAŞMA  VE PANO HAZIRLANMASI)
Sizde bir yaratım panosu hazırladığınızda yada panonuza olmak istediğiniz, yapmak istediğiniz, sahip olacağınız ve hayallerinize dair resimler, görseller, grafikler kesip asabilirsiniz böylelikle beyninize yepyeni bir gerçeklik sanki; hali hazırda olmuş gibi yutturabilirsiniz. Beyin bir kere inandığında, ego da bundan etkilenecek, böylece sizin yaratımınız çok daha kullanışlı hale gelecektir.
*Yeni arabamın resmi
*Yeni telefonumun resmi,
*Zayıflayınca ben
*Yeni bilgisayarım
*Yeni evim
*Yeni iş ortamım
*Yeni yatırımlarım
*Yeni iş anlaşmalarım
*Yeni ev dekorum
*Yeni arkadaşlarım diyerek liste uzar gider, 

11.01.2019

KURUMSAL KARİYERİM HAKKINDA

Ocak 11, 2019 0 Comments


İş hayatı;
Genellikle iş hayatına sıkıcı ve monoton derler.
Nedense benim için hiç de öyle olmadı evet kabul ediyorum bazı zamanlar zor hatta içinden çıkılamaz anlar olmuştur ama asla sıkıcı ve monoton kelimesini kabul edemem.
Belki biraz yorucu ve sinir bozucu  olmuş olabilir.

İş hayatı ve çalışmak  beni her zaman ayakta tutan, motive eden vazgeçilmez bir şeydi.
Bunun en büyük sebeplerinden birisi  ne iş yapıyorsam  yapayım, hangi işte  bulunursam bulunayım  hep severek, hep  isteyerek  özveriyle  çalışmam olmuştur.

Peki  ben iş hayatına nasıl başladım? nasıl devam ettim? şu an neler  düşünüyor ve neler yapıyorum:))))

Kariyerime başlarken bu  yolculukta  kimlerle  karşılaşıp kimlerle tanıştım? 
kimlerden destur alıp yoluma devam ettim..

Ofis ortamında çalışırken kimleri daha çok   sevdim:) kimlerden daha çok   nefret ettim? 
Kimleri canımın iç yapıp,  hangi çiyanlardan  uzak durdum:))

Öyle anlar oldu ki;   sözlü  taciz de  gördüm, alayına kavgaya da karıştım..

Resmen ofis mobinggi yaşadım ben:))

Hayata ve iş yaşamına karşı; yazdıklarım, çizdiklerim,  not alıp karaladıklarım, dosya halinde sakladıklarım neler?
Bana kattıkları değerler, benden  alıp götürdükleri işte her şey burada şu büyülü satırların arasında duruyor sevgili dostlarım.




Çalıştığım ofislerin bazıları  çok  lüx ultra  şahaneyken özellikle de dekor tasarım anlamında:))   
Bazı iş yerleri  için maalesef  bunu söyleyemeyeceğim.

Sadece karanlık, ve olumsuz şartlarda konumu olduğunu bilmeniz yeterli karanlıktan kastım;   boğucu, kasvetli, bazen de biraz pasaklı tabi:( 

Egosu yüksek  patronlar, sorunlu muhasebe elemanları, durup dururken maaşından kesmeye yer arayanlar, yok yemek parası, yok geç gelmeler, yok şu kadar saat çalıştın diyen biçare avarelerle  uğraşıp durdum yıllar yıllar içinde..

  Bu anlattığım insanlar ne idüğü belirsiz kişilerdi bana göre, ne idüğü belirsiz diyorum  çünkü sanırsınız oranın patronu, sahibi kendisi, bu da yetmezmiş gibi  ota boka karışan acemi çaycılar, gereksiz gürültüler içinde, beyin boş kafa boş  gereksiz insan toplulukları...

Bizde genelde  ofis ve iş yerlerinin dekorları    muhasebeci ofisleri mantığında açılır, soğuk sıradan sevimsiz odalar, gereksiz renkler ve bölmeler, hatta çalışanın bir kendisine bakarsınız birde masasına, hayata dair vizyonuna dair hiç bir şey bulamazsınız o masa üzerinde...

İlla ki şirket sahibi  patron mu  olmak gerekir  bazı güzel ve  özel   aksesuarların masanda  olması için bunu gerçekten hiç anlamış değilim. 

O masa sana ait senin bir pencere gibidir  seni görenlere   ve dışarıdan seni izleyenlere  açılan bir dünya..
 Bu şekilde kendini daha iyi ifade edebilir, çalışma kaliten ve ürettiklerinle kendini saygıya değer biri olarak ifade edebilirsin..

Kurumsal pazarlama işinde beni ofislerde en çok rahatsız eden şeylerden biri de içerde ki yoğun gürültünün olmasıydı. 

Arama yapmak ve keza  randevu almak bazen  çok zor olabiliyordu..

İşi bilmeyip  yeni başlamış  bir  elemanın  ve  sesinizle birlikte  tüm ofisin  yaptığınız iş hakkında  gerekli  tüyoları ve bunu  kendisi yapacak kadar  öğrenmesi, bu kadar yoğun arzulu ve istekli  çalışmanın  herkes tarafından garip karşılanması, mesai bitiminde herkes evine koşa koşa giderken senin masan da hala yapacak işlerinin olması tuhaf  geliyor du  tabi insanlara.

Herkesle samimi olmak zorundaymışsınız gibi insanların  sizden bir parça güler yüz beklemesi, karşınızdakilerin  karakterinizi, huyunuzu suyunuzu ve şaka sabır tahammülünüzü ölçüp tartmadan ofis içi lakırdıları  aynı seviyeye indirgemeye çalışması  kaçınılmaz bir son gibiydi bu ofislerde çalışırken...

Bazı iş yerlerine tüm sabrımla sebat edip dayanırken bazı iş yerlerine de hiç eyvallahım olmadı diyebilirim.

Çaycısına çemkirip, tüm ofis çalışanlarının  kıskanç dolu bakışları altında ezilmekten dik durarak kurtulduğum, en büyük intikamın başarı olduğuna inanarak, yapılan tüm  toplantıların en baş köşesine kurulduğum, hiç kimseyi hiçbir şeyi iplemediğim, kendime has güvenli havamla, liman da değil fırtınaların tam da ortasında oldum  her zaman ben.. 

Yaptığım işe, aldığım maaşa, altımdaki arabama bile   kimi zaman layık görülmedim ben.

İş anlaşmazlıklarında, o naif ince kırılgan asaletli   sesimin biraz çatallı biraz yüksek çıkmasıyla freedinin kabusu havasında  çok da tanıdıkları gibi bir insan olmadığıma kanaat getirip adımlarını bana karşı daha bir dikkatli atmaları ve adımın  geçtiği her yerde  iki kere düşünüldüm ben.

Vay be meğerse ben neymişim dedim inanın yazının burasında:))

Beni tanıyan bir sever tanımayan bin sever:)))

Çalışma şartları, patronların egoları, iş yerinde ayağımı kaydırmaya çalışan yelloz aşüfteler:)) kendini pazarlama alanında bir kadının da gövde göstereceğine inanamayıp hor görenler, mümkünse el ayak altından çekilip hatta yok olmamı ölmemi bekleyenler, sesime bile tahammül edemeyenler, diğerleriyle aynı haklara sahip olmamı hazmedemeyen şirket personelleri ve daha niceleriyle mücadele edip durdum ben..

Emin olun çoğu kez;  kendi istifamı verip ayrıldığım şirketlerden firma  dışı  çalışarak daha fazla efor gösterip, adımı yine de o masada geçirmeyi destur edindim ben:))

Bazı iş yerlerinde özellikle anlaşabildiğim ,  sevebildiğim dertleştiğim  aynı frekanstan insanların da bulunduğu ortamlarda kendimi   çok konuşurken bulup;   bazılarında  ise  suskundan öte sus pus olduğum  kendi derdimin kendi yangın kavrulası acımın kabuğunda  kendi meşgalelerimle  yayvan suspus  düşünceli ama bir o kadar da neşeli kalmaya gayret ettim  ben.

 Tüliş oldum, Tüliniçe oldum, Tülinko oldum, herkesin sırdaşı Neşeli Tülin abla Tülin hanım oldum ben..

Kimi zaman yoğun bir şekilde  , hatta bazen günlerin saatlerin nasıl geçtiğini anlayamadan, masamdan hiç kalkmadan kahveyi suyu ekmeği unutarak günlerimi çalışarak geçirdim ben.

Dışarıda olduğu vakitler, eş dost arkadaşların ofislerinde, elimde peynir ekmek bir bardak çayla günlerimi geçirdim ben.

Kimi zaman da sokaklarda, sahalarda  zaman  geçirip , uzak seyahatlere gidip evimin yolunu unuttum ben.

Çalışmadığım  dönemlerde ise hiç bir anın boş geçmediği, home ofis havasında kafamda binbir proje  evin bir köşesine kurulup pısır pısır  çalıştım ben.



İlk çalışma hayatıma okul ihtiyaçlarımı karşılamak için başlamıştım.

Ortaokula başladığım dönem her yaz tatilini değerlendirerek  hep farklı işlerde , farklı alanlarda , sektörlerde çalıştım ben.

Çalışma hayatına ne kadar erken açılırsanız o derece de erken açılıyor gözünüz, kulağınız beyniniz. İyice bir gelişiyor karakteriniz, huylu huysuz  kimseye pabuç bırakmama adına derin manalı  kişiliğiniz.

İlk iş deneyimlerimin başında  Otomobil, Tekstil, Matbaa geliyor.

 Sonrasında Communation Center..

Türkiyenin ilk özel postanesiydi burası...

 Mecidiyeköy de  kurulmuş, kurumsal anlamda ilk çalışmaya başladığım fax  bilgisayar tarayıcı nedir öğrendiğim emekleme değil  yürümeye başladığım  zamanlar.

 Ne güzel insanlarla bir aradaydık;  o insanlar anılarımda, sönmeye yüz tutmuş hatıralarımda, her sabah masama aldığım güzel kokulu mis çiçekler, gazete okumanın keyfi, uzun ve karışık baget sandviçler.

 Mecidiyeköy den Ferahevlere giden otobüs ve dolmuşlardaki  geç saatlerde kadın başına yapılan  rahat yolculuğun güzelliği, yağmurdan ıslanarak tarla başına koşarak gittiğim ipil ipil  gibi ıslandığım  anılarım.. 

Şimdi İsveç'in bilmem hangi  köyünde yaşayan o güzel insan:))

Hayatınızı etkileyen dönemler vardır ya işte benim için de orası   öyle  bir yer hayatımın dönüm noktası dediğim eski mühürlü efsunlu  zamanlardı...

Daha internetin ülkemize gelmediği dönemlerdi bu dönemler.

Bir grup kafadarın Ankara'da başlayan serüven dolu süreçleri,  sevgili patronum Haluk Çeçenin gelişime ve kişisel iletişime önem verdiği yıllar.
El yazısını hatırlıyorum da , özenli, nizamlı tertipli, şimdi kim bilir nerelerde..

Hayalimde  kalan son anı derlemelerinde  Kerpe'de şirketçe yazlıkta kaldığımız   deliler gibi sarhoş olduğumuz hafta sonu ve birde teknede düzenlediğimiz geceden anılarla birlikte  bir kaç tane fotoğraf kaldı..

Genç toy ergen olduğum yıllar bu yıllar , aşık olduğum sevdiğim, şiirler yazdığım elimde devamlı yarım kalan bir romanın sayfaları o dönemler..

Yazarlarla oturduğumuz cafeler, komünist dostlar, kasette çalan Nilüfer, Kayahan:)) ve her akşam eğlenmek için gittiğimiz Etiler, Bebek, Taksim , Elmadağ diskotekleri:))



Sonra ne olduysa oldu, nasıl oldu ne şekilde olduğunu bir türlü hatırlayamadığım, işten ayrılmanın sancılı süreçleri...
Sevdiğim o iş yerinden ayrıldığım o uzun dönem..

Kendini bilmenin ve artılarının farkındalığıyla belki daha iyi bir kariyer yaparım diye   ayrıldığım güzide sevimli şirineler şirinesi güzel CC İletişimim:)) 

Yıllar  sonra heyecanla, merakla, sabırsızlıkla yeniden görmek için gittiğim de  kapandığını ve  taşındığını görünce çok  üzülmüştüm. 

 Bomboş bir bina bomboş duvarlar, eşyasız camdan keskin silüetler. 
 Alt kata inip güzide cay ocağımızda  bir bak çay içerek ardıma bile bakmadan geçip gittiğim   yıllar öncesi...

Benim  işte böyle garip bir yönüm var, sevdiğim iş yerlerinden bir türlü kopamadığım gönül bağı kurduğum..

Mutlaka bir iş projesi yapmak isteyip ortak fayda da projede buluştuğum...

Nitekim de  her zaman hep öyle oldu, iş yaptım iş pasladım, para kazandım  para kazandırdım:))

Nazımı da kahrımı da  çektiler sağ olsunlar,  işe dair ne istediysem hep aldım. 



Sonraki süreç de kariyerimde başlayan bu serüven dolu maceraya sanatsal yönlerimi ortaya çıkaran, özbenliğimi ve kişiliğimi bulmama vesile  olan ajans C+E reklam ajansıydı..

 Sunay Akın ve tarz görüşleri olan yazarların özellikle  kitap kapak tasarımlarının  yapıldığı   bir reklam ajansıydı.

 Maslak taraflarını bilenler bilir Nazmi Akbacı iş Merkezindeydi burası..

  Maslak Çarşını yıkılmadığı, Papetlant'ın ve diğer alışveriş mağazalarının hemen alt sokağında içinde bir çok iş yerlerini  barındıran bu yerde uzun bir süre çalıştım ben..

Resimleri, ressamları keşfettim, yazmayı çizmeyi, güzel kahveyi ve o puronun şahane kokusunu sevdim burada..

Patronlarımız şahane insanlardı. 

Hala çok severim, hala görüşürüm  kendileriyle..

Hayat sanki o zamanlar bize güzelmiş sanki.

Ne dert ne tasa, ne gam ne  keder, her şeyin çok ama çok güzel olduğu yıllar, güneşin yüzümüzü yaktığı, içimizi ısıttığı, bir minibüsle Hacı Osmandan Büyükdere ye yüzmeye gittiğimiz, Sarıyer börekçisinden durakladığımız Roma dondurmacısında  dondurma yediğimiz, yani çok ama çok mutlu olduğumuz yıllar. 
Ben en çok Taksim ve Beşiktaşı çok sevdiğimi hatırlıyorum, gök mavi, güneş tepemizde, sıcak günler, sıcak insanlar, her şey kaygısız sade yalın ve de  derin.



Çocukken hep manken olmak istediğimi hatırlıyorum..

 Kariyerimde manken olamadım ama  çevresinde ki ona yakın   iş kollarında her zaman dolaştım sanırım. 

 Tekstil dünyası , tekstil sektörü  beni hep çekti...

 Tekstil ve kolları derken bir bakmışım ki yine yeni yeniden bu kez daha büyük bir reklam ajansındayım Gelişim Creative Reklam Ajansı..

İşte burada biraz durmak gerek; soluklanmak gerek, yavaşlamak gerek, bence pazarlamada kariyer yaparak geldiğim  noktanın  yapı taşlarının  atıldığı yer burasıdır bence:))

Müşteri neydi, in miydi cin miydi?  kimdi? nasıl emek verilirdi, nasıl dönüş sağlanırdı, nasıl bağlanırdı, nasıl aranırdı, nasıl randevu alınırdı ve müşteri her zaman haklı mıydı:))
Ne güzeldir müşteriyle telefonda konuşmak derdini anlamak, derdini anlatmak, çat kapı ziyaretlere gitmek, randevu almak, bazen alamamak, bazen satmak satamadığınız zamanda  ağlamak, huysuzluk yapmak ama  her zaman hep kendine bakmak, fönsüz çıkmamak, rujsuz yapamamak, alışverişden kopamamak, mini etek topuklu ayakkabılara ve ceket pantolonlara asılmak. 
Benden kariyer anlamında büyük insanlardan satış tüyoları almak
O toplantıdan bu toplantıya deliler gibi koşturup, deliler gibi çalışmak, ha birde üstüne üstlük medya tv işleriyle haşir neşir olmak buda yetmedi hafta içi sürücü eğitimi almak, buda yetmedi öğle aralarında  bir zamanların ikonik  modası ahşap eğitimi almak, buda yetmedi ANNE OLMAK!!!!

Evet anne olmak, annelik, annelik neydi sanırsam orayı hep atladım ben, ta ki yıllar sonra yeniden anne olmak istediğimde geçmişle geleceği birleştirdiğimde ne çok eksiği, yanlışı doğruyu yaşadığımı fark eden ben, annelik dürtüleri içinde, Elif Şafak'ın Siyah Süt'ü gibi Lohusalık sendromundan o yıllarda kurtulamayan ben.

Sanırım çok hassas biriyim ben alıngan, kırılgan iş hayatımda fazla göstermesem de özel dünyamda haylice fazla..

Evlilik bana göre değildi bence, zaten evlendiğim de kendim daha çocuktum 22 yaşında ergen bir çocuk:)

Kendimi tanımadığım bulamadığım kendimi bilemediğim zamanlar evliliğimin ilk yılları...

Bir de üzerine oturmayan bir evlilikle beraber bebek gelmesi kaçınılmaz sonun habercisiydi belki de:((

Evliliğimin üzerinden 15 sene sonrası boşandım zaten:(

Tabi ki o çok sevdiğim iş hayatımdan,  hızla tırmandığım kariyerimden  sevdiğim tatlı ortamlarımdan  pıt diye düşerek  gerileyerek  eve hapsolarak, bebek bakıcılığını üstlendiğim, daha anneliğin ne olduğunu bırakın kendimin bile kim olduğunu  keşfedemediğim bir  dönemde anne oldum ben.

 Kör topal, yana yakıla, düşe kalka bu işinde üstesinden ciddiyetle gelerek bazen ağlayarak bazen çokça bağırarak, bazen içine kapanarak, bazen tüm dünyayı karşıma alarak anneliğe erdim ben...
Hala buradasınız dimi dostlar inanın yazarken ben bile yoruldum, sizleri düşünemiyorum:)
Hadi bir gayret yolun yarısındayız.



Sonra ne hikmetse bir arkadaşımın da ısrarı ile sektör değiştirerek ilaç  mümessili olarak işe  başladım ben.
 Hemde nasıl bir başlangıç nasıl çılgıncasına  nasıl inanılmaz, nasıl da farklı olarak..
Herkesin yapabileceği bir şey mi bilmiyorum ama ben  Bursa'ya gidip orada eğitim ve oryantasyon sürecini tamamlayarak  1,5 ay süresince  Bursa -Uludağ'da  yaşayıp her gün tıp literatürlerine kafa patlatıp tıpta dahi unvanı derecesinde okuyup üfleyip  mülakatlar eğitimler sınavlar derken sınav süresince  elenmeden  işe vakıf olarak geri döndüm ben.

İyi bir maaş, altımızda  araba çift ikramiyeli bol piyangolu şahane yeni işim ve ben..

Aman allahım rüya gibi bir şeydi:)))

Eğitimde, aldığımız gazla tüm sahalara, tüm hastanelere, tüm doktorlara şevkle heyecanla, sevgiyle koşan bizler.
V
e aradan iki sene geçtikten sonra aramıza yeni katılan ekip arkadaşlarımız.

Beş sene çalıştım o şirkette, çok güzel anılarım maceralarım oldu. 
Çok harika insanlarla tanıştım, yeni dönem, yeni insanlar, yeni hayata bakış açıları her şey çok güzeldi her şey.
 Kimi zaman nöbete kaldım, kimi zaman reçete yazdım, kimi zaman eğitimlerde uyukladım, kimi zaman seyahat ettim..

Kulakları çınlasın Esin diye çok harika  biriyle birlikte çalıştım...

 Benzinimiz fazlaca bol olduğu için  çok gezdiğimi şehir şehir dolaştığımızı hatırlıyorum...

Daha nicesi, bir gün içinde ne kilometreler yaptım ben o araçla. 
Hemde aşkla sevgiyle, özlemle.

Taki bir gün şirketimizin yabancılara satılacağı haberini duyana kadar.
Her güzel şeyin bir gün bitecek olması  kadar doğal ne olabilir?
Bir güzel rüyanın da böylece sonuna gelinmiş oldu tabi ki.
Uzun bir süre, sağlık sektöründe iş aradım, iyi firmalarla görüşmelere gittim, ama nedense olmayınca olmuyor, hızlı bir şekilde başladığım bu sektöre çok hızlı bir şekilde uzaklaştım. 
Resmen soğudum bu sektörden.

Eczanede tanıştığım bir arkadaşla, kozmetik ürünlerin satışına başlayıp, kariyerimde hızlı bir şekilde yükseldiğim yerden, fena düşüşe geçtim ben. 
Tabi o zamanlar genç olmanın verdiği toylukla, sabır erdem, sebatkar cümlelerinin benim için yakından uzaktan alakası yoktu, daha çok ben bilirim, ben yaparım, ben böyleyim, ben hallederim, bu benim işim, benim kararım madundaydım sanırım:(
Böyle anlarda insana ışık tutacak, mentorluk veya şimdinin yaşam koçluğunu yapacak belki ağabeylik belki ablalık yapacak birileri lazımdı. Ne yazık ki bu da benim çevremde hiç olmayan bir şeydi.
Benim çevremdeki kadınların hepsi ev hanımı yada kocaları zengin hatunlardı.

Okuyan grup bile bir zaman sonra evlenip çoluk çocuğa karışıyordu.
Su akıp gitti önümden ama ben bir yol bulamadım.

Okumak ve kendini geliştirip ileriye bakmak en güzeli buydu ama açık öğretimin o saçma sapan sınav icatları, para pul muhabbetlerinden sonra okul hayatından da iyice soğumuştum.
Evet öğrenmeye açtım, her şeye yeniliğe çalışmaya azmetmeye, ama  işler istediğim gibi gitmedi.

Her zaman kişisel anlamda kitaplar okudum,  eğitimler aldım hatta işin uzmanlarından, Gül, Kırçıl, Oğuz Saygın  ve daha niceleri gibi satış, pazarlama, diksiyon, vücut dili, insan ilişkileri, tele marketing, satın alma, idari işler, yöneticilik, marka yöneticiliği, kendime çok yüklenerek her defasında fazlasıyla öğrenme isteğiyle doldum ben. 

Kariyer yapmak hayatımın hep odak noktası oldu, kendi işimi yapma hayallerim hep bu noktada başladı, kendi ajansım, kendi işim, kendi müşterilerim, kendime has ofisim, creative toplantı odam, ve insanların insanca bol motivasyonlu, bol güler yüzlü çalıştığı o güzel ofis ortamı hayallerim.
İyi firmalarla görüşmeler sağlamak, randevular almak, ısrarcı olmak, takipçi olmak, tuttuğunu koparmak, işin peşinden gitmek, nede olsa bunların tümü bendim, bende olan şey, kelimenin tam anlamıyla iş aşkı iş hobisiydi:)



Birde benim Amway maceram var ki durum içler acısı, elin Amerikalısı, iş bilir yol bilir, prosedür bilir, bizim türk kadınıyla iş yapacaksın da, başarıya adım atacaksın da, milyar dolarlık hayallerine ulaşacaksın da var sen git  işine kadın derler adama:))
Çok emek verdim, güzel gruplar kurdum, ama hep yanlış insanlarla, iş disiplini, iç disiplini olmayan kişilerle bir arpa yol bile alamadım.
Bu işte en çok keyif aldığım şey başarıyı tatmak ve sahneden insanlara nasıl başarıya ulaşılır kısmını   seslendirmekti  sanırım, hala da yol da yürürken karşılaştığım insanlardan bu tür şeyler duyuyorum.
Keşke devam etseydiniz, hitap gücünüz iyi diye, bilmem olmadı işte küstüm işe galiba, inancımı yitirdim. İnsan böyle işlerde ilk önce yakın çevresini eşini dostunu görmek istiyor ama nerede, ilk önce onlar seni yarı yolda bırakıyor.

Beni bu kadar oyalayan ve hayallerimden çalan bu işte sona erdikten sonra, işte geldik şimdi iş hayatımın asıl dönüm noktasını oluşturacak kavşaklardan birine.

Bir anda, nasıl oldu ne şekilde oldu bilmiyorum ama bende bir okuma aşkı başladı, yeniden sınavlar, yeniden ders telaşları, yeniden ama bu kez daha güçlü hayata tutunma halleri, sanki kanatlarım dinlemiş de yeniden bir uçma halleri, mutluluk istekleri, yeniden kendini keşfetme yeniden kurslar dersler falanlar filanlar...

Medya ve iletişim halleri..

Kadıköy'de bir kursa başladım önce, yıllar önce matbaa işlerinde yada ajanslarda çalışırken işin katalog kısımlarını hep görüyordum, ama nasıl yapıldığını bilmiyordum.
Bir an önce işin mutfak kısmını renkleri, grafikleri, tasarımları, ara yüzleri ve yazılımı öğrenmek için başladığım kurs da alt yapımın da yetersiz olması sebebiyle hiç bir şey anlamadım, ama derslere düzenli olarak katıldım. Düzenli olarak not aldım, düzenli olarak sordum, öğrendim merak ettim, hatta işi biraz da abartarak yani benim tabirim bu kulağımı daha da bir tersten tutarak daha düşük bir maaşla işi tam layıkıyla öğrenmek için küçük bir ajansa girdim. iyi ki de girmişim, çok şey öğrendim düşük bir maaş aldım ama sahayı ve insanları müşteriyi ve işlerin devasa gücünü fark ederek burada da çok başarılı oldum.

İşi ileriye götürerek birde aşık oldum, aşk ilişki, sevgi emek ,yaşam evlilik vs. neyse belki de ondan öğrendim.

Bazen çok mutlu bazen çok mutsuz oldum, ama seçici olmayı, kendi kararlarımın arkasında durmayı, hem kendime hemde karşımdakine saygı duymayı öğrendim bu ilişkide, ilişkiler, evlilikler vs. detaya giremeyeceğim, geneli zaten diğer yazılarımda her zaman paylaşıyorum, sevgililer günü denklemli bir şey yazımı  söylememe gerek yok öyle çok sevilip okundu ki ne diyeceğimi bilemiyorum. Çok teşekkürler hepinize, çok mutluyum gerçekten http://tulin-art.blogspot.com/2018/02/sevgililer-gunu-denklemli-bir-sey.html

Bu süreçte, gerek para ihtiyacım gerek içindekide  zorlu yaşam şartlarımın getirisi olarak kısa süreli işlerde çalıştım bir dönem..

 Her çalıştığım iş yerinde bende olana bir tık daha fazla koyarak yoluma devam etmeye gayret ettim. 

Bu kadar hareketli bir dönemi geçirdikten sonra, tabi insana bir ermişlik bir bilmişlik te gelmiyor değil. 

Müşteri temsilciliğinden, satış uzmanlığına, satış uzmanlığından da kurumsal satış yöneticiliğine,  terfi etmek artık benim için çok  kolay tabi, birde yabancı dilim olsa değmeyin keyfime.

Hap gibi yutarım kuş gibi uçarım , ve daha neler neler.
İlk yöneticilik deneyimi mi yaşadığım yeni iş yerimdeyim ve 30 kişiyi yönetiyorum.
Yöneticilik ne kadar kolay görünse de büyük bir sorumluluk, herkese şirine gözükmek iyi güzel hoş fakat iş kurallara prosedürlere gelince arada kalmak da cabası,
Suistimal edilmek, arada kalmak, zor durumları atlatmak, elemanına güvenmek,hayal kırıklığına uğramak,  moral vermek,moral almak motivasyon yükseltmek, işe alım süreçlerini iyi değerlendirmek, eğitim ve oryantasyon dönemlerinde faydalı olmak, yönetici olmak, müdür olmak ve hatta iş yeri sahibi olmak hiçte  öyle dışarıdan göründüğü gibi kolay değil gerçekten. 
Personellerle ilgili istemeden verilen kararlar beni sonradan çok üzmüştür.

Performansı  düşük elemanları işten çıkarmak, arada haksızlık yapmamak, elemanı kollamak, izin sürelerini ayarlamak, anlamayan elemanla birlikte oturup çalışıp emek vermek, kimine iyi kimine kötü yönetici olmak, bazen alt üst dengeleri şaşırmak, sizin bir üstteki yöneticinizle altta çalışan ekibi koordine etmek bunların hepsi çok zor süreçlerdi benim için. 

Biraz paragöz olmak, vicdansız olmak, soğukkanlı olmak, ukala bir hadsiz olmak mıdır insanı başarılı  kılan bilemedim ama benim iş anlayışım ve iş ahlakım bu sürece uygun eş zamanlı yürümedi galiba,
Ve yine bir yol ayrımında yine hazinli bir son ve finish işten ayrılma kararım:))

Bu kadar iş başarısızlığından ki aslında başarıydı hepsi çünkü bana çok şey kattıklarına çok eminim.

İşten soğuyup bir süre çalışmama kararı alarak bir yaz dönemini evde başıboş  geçirdim. 
Çalışan insanlar bilirler bu durum fazla uzun sürmez, iş düzeni var nizamı var, sabah erkenden gider, masanızda oturursunuz her şey rutin her şey kendi ahengi içindedir.

Ama evde olduğunuzda işler böyle olmuyor, kafadan bir kere uyuyorsunuz, uyumaya alışıyorsunuz, düzen nizam hak getire, ne çalışma nede başka bir şey, evle ve uzun zamandır görmediğin arkadaşlarınla da bir arada olmakta  bir yere kadar.
Belli bir zaman sonra her şeyden sıkılmaya başlıyorsunuz.
Ben evi döktüm temizledim yok yine aynı sıkıntı geliyor böğrüme oturuyor, hiç bir şey yapmama duygusu yada bir şeyler ortaya koyamama duygusu beni içten içe yiyip bitiriyor.

Evdeyken kendi markam için uğraştığım  Tatowun tepesinden inmediğim, hadi yapalım, hadi tasarlayalım, hadi markalaştıralım, hadi sayfasını açalım, hadi ürün araştıralım hadi e-ticaretini kurup satalım dediğim dönem bu dönemdir yani Madame Savon dönemi.
Sadece logosu için bile bir yaz çalışıp uğraştığımız, ürün, ham madde araştırmaları için o üretici senin bu üretici benim diyerek yer gök inleterek çalıştığımız o koca sıcaklar ötesi sıcak yaz günleri .
Değdi mi değdi tabi, markayı yaratmak, tasarlamak, kendi gücüne inanmak, öz güven patlaması yaşamak, ama paran var mı? sponsor bulundu mu? diye sorsanız garip bir sessizlik içinde kaldığım bir gün mutlaka çok ama çok başarılı olacağıma inandığım güzeller güzeli Madame Savon'um. 

Biraz sermaye, biraz çevre ve biraz da iş bilirliğiniz, şahsi tanınmışlılığınız ve cemiyete bağlı kişiliğiniz varsa işinizin yürümemesi için hiç bir sebep yok, yok efendim bunlardan biri veya birkaçına sahipseniz de olmuyor o iş öyle, hepsinin bir arada olması lazım.

 Başta bende sermaye olmayınca işim de tabi haliyle yarım kaldı ister istemez, ev borcum bitince yapacağım ilk iş bu işe yatırım yapıp, kendi sitemi açıp, markamı patentlemek, ve küçük bir ofis içinde hem marka iş kıyafetleriyle ilgili çalışmalar yapmak hem de e-ticaret sayfasında Madame Savon özel outdoor ürünler satmak yapabilir miyim? yaparım.  Sponsor bulunur mu? bulunur:)))

Paraya ihtiyacım olmasından sebep, bir enerji bir organizasyon ve birde dolandırıcı  olduğunu sonradan öğrendiğim şirket maceralarımda hani yok değil arkadaşlar.

Türkiye de para, enerji, inşaat, gıda ve otomobil sektöründe var, gerisi boş gibi geliyor bana, belki de var ben bilmiyorum.
Yaptığın işte uluslararası takılmak, yurt dışına açılmak, ithalat ihracat ağından faydalanmak, markalaşmak, ve mağazalar zinciri oluşturup reklamın gücünden faydalanmak çok önemli.

Şu anki işimi yapmama sebep olan, ve uzun zamandır bu işin içinde olduğum sektör, tekstil sektörü ama bildiğiniz tekstil değil, iş güvenliği ve iş elbiseleriyle ilgili sektör, iş ilanıyla girdiğim ve hala kopamadığım, severek öğrenip azmettiğim şimdiki işim yaklaşık yedi yıldır aynı sektördeyim, yedi yıldır kendimi bu alanda geliştiriyorum..

Kumaş, baskı nakış, iş güvenliği, kullanım alanları vs.
Yangın ve alev almaz giysiler, kişisel koruyucu donanım ürünleri,iş emniyet ayakkabıları,  tedarik süreçleri,kurumsal firmalar, kurumsal ziyaretler, teklif ve fiyat araştırma süreçleri işim gerçekten çok keyifli çok güzel gerçekten.
Birde iş emniyet ayakkabıları da eklenince daha da ballı kaymak bir şey oldu işimde ki kariyerim. 

Sonuç olarak, işimi severek yapıyorum, severek gidiyorum ve biliyorum ki bir gün kendi işimin başında bunca yıl öğrendiğim bilgi ve birikimi kullanarak harika işler çıkaracağım.
Kendi müşterilerim olacak, kendi müşterimle aylık yemeklerim, kahvaltı programlarım, yurt dışı seyahatlerim, güzel bir çalışma ortamım, özel günlerde kendilerine göndereceğim hediye paketlerim olacak mutlaka:))

Ofiste içilen güzel kahveler, toplantıda sonuçlanan güzel projeler, çalışanlar arası birbirine saygı ve sevgi, kimsenin kimseyi ezmediği çiğnemediği, mevcut hatalar da hataya takılarak değil, sonuç odaklı neler yapılabileceği,  profesyonel  müşteri hizmetleri, satış sonrası sıkı takipler ve niceleri..

Sizlere kariyerimde ki başlangıç noktamı , giriş gelişme  bölümünde firmalarla ve kişilerle neler yaşadığımı anlatmak istedim bu yayında..

Sonuç bölümünde ise; söylemek istediğim şey şu..

İş hayatınızda başlangıç noktanız içler acısı olabilir hatta çok kötü başlamış olabilir, önemli olan kariyerinizi nasıl devam ettireceğiniz, ayağınıza takılan  çalılara mı  takıcaksınız?  yoksa gözünüzü  zirveye mi dikeceksiniz? 

Zirveyi düşünmek zirveye ulaşmak ve zirveye varmışcasına yaşam şekili oluşturup çalışmak çok önemli arkadaşlar..

Bir şeyi bin kere denerseniz o işin uzmanı olur çıkarsınız, bir şeyde yenilgiyi düşünmeyip yola devam ederseniz o işte başarılı olursunuz arkadaşlar.. 

Ben yapamadığım ve bozguna uğradığım işlerde her zaman Edison'nu, Einsteni, Mozart'ı Frida Kahlo'yu  düşünürüm her zaman arkadaşlar..

Başarısız olmak diye bir şey yoktur, umudunu yitirmiş insan vardır..

Son sözüm kariyerine yeni başlamış arkadaşlara;

Neyi seviyorsanız onu yapın, göreceksiniz tutkulu bir işiniz ve bolca paranız olacaktır. 

Severek yaptığınız ve emek verdiğiniz herşey size bir gün hakkıyla dönecektir. 

Yeter ki siz yoldan ayrılmayın, sevdiğiniz iş  sevdiğiniz sektör üzerinde uzmanlaşın..

Her geçen yıl işinizin üzerine yatırım yapın ve  uzmanlaşarak karşılığını daha fazla alın..

Yazının ve konunun sonuna geldiğim  şu anda;   özel hayatınızda ve   kariyer yaşamınızda  hepinize   başarılar diliyorum..


Yeni işe başlayanlara  veya ilk iş günlerini geçirenlere naçizane öneriler;

*Herkesle hemen samimi olmayın, özellikle de avam takımı cahil cühela tiplerle, gün gelir zor durumda kalırsınız bu yerden bitme tipler  yüzünden.

*Havayı koklayın, insanları iyi gözlemleyin, çaycıyla sırdaş olun, inanın dönen tüm fırıldakları onlar herkes den daha iyi bilir.

*Bütün bildiklerinizi ortaya dökmeyin. Başarının tadını yavaş yavaş ortaya koyun, işlerinizi satışınızı gizli yapın, sonuçlanınca ortaya patlatın.

*İşinize vakıf olun, ne gerek var dediğiniz her şeyi öğrenin, iş ve işleyiş konusunda her şeyi bilin. Kendinizi vazgeçilmez yapın.

*Ağırlığınızı , soğukkanlılığınızı, sükunetinizi koruyun..

*Güzel giyinin, güzel kokun, kendinize özen verin.

*Masanızı temiz tutun, masanıza sizden parçaları abartmadan yerleştirin.
 Ara sıra çekmecelerinizi kontrol edip düzen tertip getirin.

*İşinizin materyallerini iyi öğrenin, firmayı iyi tanıyın, rakiplerin artı ve eksi özelliklerini bilin.

*Pazarlamada müşterinizi hangi silahla vuracağınızı çok  iyi bilin.

*Herkese karşı kibar ve nazik olun, patronunuzun bile can damarını, huyunu suyunu keşfedin.

*Uzayan konularda, karşı atağa geçmek yerine, tamamdır siz bana bırakın ben hallederim deyip konuyu kapatın laf dalaşına veya üste çıkmaya zorlamayın.

*İşinizi sıkı takip edin, satış öncesi takipler, satış sonrası üretim ve sevk, her ürünü gitmeden kontrol edin, gidecek numuneyi bizzat kendiniz götürün.

*Numuneyi mümkünse faturalandırın.
 Faturanız yoksa resmi kaşe ve imzalı kağıt bırakın, iade gelmeyen ve onaylanmayan işler için fatura kesileceğini bildiren.

*Her sattığınız ürünü veya gönderdiğiniz malzemeyi mutlaka dosyalayın.
 Teklif, tedarik fiyatları vs ne varsa.

*Üretime verdiğiniz her ürünü imzalı gönderin, ortaya anlamsız bir kağıt veya yanlış çıktığında kontrol etme şansınız olsun.

*Alındığınız makam ve mevkiyi hazmetmeden, işe yerleşmeden o iş ve göreve yanınıza yardımcı başkalarını aldırmayın, yoksa o kişi asıl eleman olur yani işi mutfaktan öğrenen siz yedekte fazladan göze batan kişi olursunuz.

*İş yerinde ki mola saatlerine dikkat edin, mümkünse çok çalışkan olun bir süre mola vermeyin:))

*Sıkıntılı durumlardan şikayet etmeyin bırakın o işi fazla tezcanlılar yapsın.

*Şirketin menfaatini kendi menfaatiniz gibi düşünün , zevzeklere prim vermeyin kendileriyle  muhatab olmayın.

*İş mesai saatlerine dikkat edin, akşamları mümkünse çıkmak için acele etmeyin:) en azından bir süre:))

*Sattığınız ürünü kaliteli sunun, fiyattan taviz vermeyin, toplantıyı gitmeden önce her şeyi  iyi organize edin.

Firma çalışan sayısı, alım sayısı, varsa yanınızda numune ve ajandanız, teklif çalışmanız, kurumsal'a dair her şeyiniz tüm techizatınız, ajanda, katalog, kumaş ve renk kartelalarınızla birlikte  hazır olarak.





DİKİLİ & İZMİR TATİLİ

Madame Savon Türkiye'den selamlar herkese; Bazen öyle garip anlar yaşıyorum ki anlatamam sizlere:)) Yaşadığımız şehrin karmaşasında...

Günün Resmi

Günün Resmi
Hüzün