27.11.2018

# augusterodin # camilleclaudel

YETENEKLİ HEYKELTRAŞ CAMILLE CLAUDEL HÜZNÜ & THE GLASS OF CLAUDEL


''Akıl hastanesi!
Evim diyebileceğim bir yere sahip olma hakkım   bile yok!
Onların keyfine kalmış işim!
Bu, kadının sömürülmesi, sanatçının ölesiye ezilmesi...
Mahsus kaçırdılar beni, onlara tıkıldığım yerde fikir vereyim diye; yaratıcılıklarının ne kadar sınırlı olduğunu biliyorlar çünkü.
Kurtların kemirdiği bir lahana gibiyim şimdi,yeni filizlenen her yaprağımı büyük bir oburlukla mideye indiriyorlar. 
Bilmiyorum kaç yıl oldu buraya kapatılalı, ama tüm hayatım boyunca ürettiğim eserlere sahip çıktıktan sonra şimdi de kendilerinin hak ettiği hapishane hayatını bana yaşatıyorlar. 
Bütün bunlar Rodin şeytanının başının altından çıkıyor.
Kafasında bir tek düşünce vardı zaten; kendisi öldükten sonra benim sanatçı olarak atılım yapıp onu aşmam...
Bunu engellemek için de yaşarken  olduğu gibi ölümünden sonra da ben hep mutsuz kalmalıydım. 
Her bakımdan başarıya ulaştı işte! Bu esaretten çok sıkılıyorum...
Eve hiç dönemeyecek miyim, Paul?''

Çok çok yıllar öncesinden,  uzak ülkelerin birinde yaşamış, ve  aşkının yükünü  tek başına  omuzlarında  taşımak zorunda kalmış güzel bir kadının  acı dolu  hüzünlü  hikayesidir sizlere resmetmek istediğim.

Camille aşık olduğu Rodin denilen heykeltraşla yaşadığı büyük aşkın acılarının bedelini ağır yaşamış,  Rodin tarafından değer görülmeyip yanlızlaştırılmıştır.  

  Camille Claudel, 30 yıl kapalı kaldığı hastanede hem sanattan uzak kalmış hem de farklı olduğu için toplum tarafından dışlanmanın çaresizliğini yaşamıştır.

Kadınların kendilerine biçilen toplumsal rolü layıkıyla oynadıkları bir zamanda doğması şüphesiz bir şanssızlıktır.
 Yeteneklerini kadınsı bir aksesuar gibi taşıyan kadınlardan olmamış, olamamıştır… 
O ailesinin ve yaşadığı toplumun ayrık otu olmuştur her zaman…
Yukarıda yazdığı mektupta  erkek kardeşine  yansıttığı çaresizliğinin izleri görülmektedir.  
 19 Ekim 1943’te akıl hastanesinde hayatını kaybeden Claudel’in: “Olgunluk Çağı” isimli eseri, Rodin’den ayrılığının acılarını yansıtır; diğer yandan bu yapıt, ona oniks mermerini ilk kullanan heykeltıraş olma onurunu kazandırmıştır. 

Camille Rodinle birlikte olduğu hayatı boyunca, her kadın gibi hayatla yüzleşmek, kendi ayakları üzerinde yükselmek ve büyük mücadeleler  içinde boğuşmak durumunda kalmıştır. 
Onun için zor olan şey, akıntıya karşı kürek çekmek, ve mücadelesini bu şekilde  sürdürmeye çalışmak;
En başta  annesiyle, sonra en sevdiği aşık olduğunu sandığı  adamla, daha sonra da bizzat kendisiyle…
Mermerle mücadelesi ise onun için en kolay olanı olmuştu , halbukisi en zoru olması gerekirken. 

Günümüzde bile hala adından söz ettirmeyi başaran enteresan ilginç biri  
Camille Claudel

Hayat her zaman yaşamak istediğimiz şeyleri  toz pembe olarak göstermiyor bizlere maalesef.

Bir bakıyorsunuz  bahar bahçe, bir bakıyorsunuz  volkanlar patlıyor kalbinizin  merkezinde yer alan dağlık arazide.
Camille de  belli ki sıradan bir hayat yaşayacağını düşleyerek gelmişti  dünyaya.

Onun hikayesi basite indirgendiğinde bir öğretmen öğrenci aşkı  olsa da,yaşadığı şeylerin  bedelini  ağır ödemişti Camille.
 Hayatı, ailesi, insanlar, en başta da Rodin ona hiç  ama hiç adil davranmayacaktı...
Kadınların hayatının çok zor olduğu o dönemde tüm baskılara rağmen şahane  heykeller yapmış(hatta cinsel açıdan ülkemizde hala sakıncalı görülebilecek derecede heykeller) sıra dışı bir heykeltıraşla sıra dışı bir aşk  ilişkisi yaşamış, hatta bu birliktelikten  hamile kalmış;ölü doğum yapmış, açlığa, ümitsizliğe, tüm acılara rağmen sanat tutkusundan hiç vazgeçmemiş büyük sanatçıdır, Camille Claudel.

Hayat hikayesine şöyle bir göz atacak olursak, 19. yüzyıl Fransa’sında bir erkek mesleği olan heykeltıraşlığı seçen Camille Claudel, 1864’te Fransa’nın küçük bir köyünde doğmuştur. 
İlk heykel sergisini 1903 yılında açan Claudel, neredeyse kadınların yok sayıldığı bir dönem de cesareti ve yaratıcılığıyla pek çok kişiyi etkileyip kendisine hayran bırakmıştır.
 Çocukluğunda taş ve çamur gibi malzemelerle ilgilenmeye başlayan Camille Clauduel, Académie Colarossi’de heykeltıraş Alfred Boucher ile çalışmaya başlamıştır.
 (Üstelik O dönemde École des Beaux-Arts’ta kadınların eğitim görmesi mümkün değilken.) 1882’de Claudel, çoğu İngiliz olan ve aralarında Jessie Lipscomb’un da bulunduğu bir grup genç kadınla bir atölye kiralayarak mesleğinde emin adımlarla ilerlerken,  1883’te, bu gruba heykel eğitimi veren Auguste Rodin’le tanışmıştır.
 Rodin’in öncelikle  ilham kaynağı, gülen yüzü, neşesi, en iyi  modeli, en iyi arkadaşı ve giderek de  sevgilisi olmayı başaran Camille, kendi yaratıcılığıyla ve el yeteneğini de kullanarak   Rodin’le birlikte oldukları her ana  ilham vererek Rodin'nin eserlerinde  yaratıcılığını körüklemiştir.


Camille'ye göre yaşadıkları çok büyük ve tutkulu bir aşktır. 

Ancak Rodin çok da güvenilir biri değildir.,   
Rodin’in hayatına çok sayıda kadın girmiştir: Çalışmalarında ona yardımcı olan kadın modeller, sokak kadınları, dönemin ünlü kontesleri, güzel, çirkin, eğitimli, eğitimsiz, soylu ya da avam… 
Ama içlerinde iki kadının yeri her zaman  bambaşkadır.
 Biri hayatını Rodin’e adayan, onunla birlikte açlığa ve soğuğa direnen, alçılarını ıslatan, hayatının sonuna kadar ona sahip çıkan ve en önemlisi kadınlara zaafına uzun yıllar tahammül eden Rose Beuret; diğeri ise “Ona nerede altın bulacağını gösterdim belki, ama bulduğu altın kendi içinde…. O, anlaşılmamış bir sanatçı!” dediği heykeltıraş Camille Claudeldir.

“Bütün heykellerimde sen  varsın” diyerek onurlandırdığı “bitimsiz ilahem” sözüyle sevdiği Camille…

Genç Camille bu aşkın getireceği acıdan habersiz, sadece Rodin'ne hissettiği  tutkulu aşkının peşine  düşmüştü. 
Olup  bitenlerden  habersiz takılıyor,
Gözünde değeri çok büyük olan ustasını, sevgilisini, erkeğini bulmuş olmanın verdiği heyecanla yaşıyordu.
Rodin ise ne istediğini bilmeyen, arayışı son bulmayan erkek hezeyanlarındaydı. 
 Her evli erkeğin anlık zevkleri için uyduramayacağı yalan dolan yoktu ve Camille'ye de  Rose ile  ilişkisinin iyi gitmediğininden dem vurup ayrılacaklarını yalanını söyledi. 
Camille ise buna inanacak kadar saf,  genç ve de ölesiye aşıktı.
İlişkinin tutarsızlık yaşadığı, verilen vaadlerin tutulmadığı bu zaman diliminde 
Camille  aşkının da etkisiyle  sinir krizi geçirerek   eserlerinin  çoğunu parçalama bahtsızlığında bulundu.

Sonunda Camille,  bu duruma daha fazla dayanamayarak “Senin tarzından fazla etkileniyorum, kendi tarzımı yaratmakta zorlanıyorum” diyerek İngiltere’ye gitti.
 Bir kadının yaşayabileceği en acıtıcı ikilemlerden birini yaşıyor, hayatı boyunca birlikte olmak istediği erkekten kaçmaya uğraşıyordu.
Rodin'de  Camille’in peşinden İngiltere’ye gitti.
 Hem bu yetenekli ve güzel kadından ayrılmak istemiyor hem de kendi hayatını yaşamak istiyordu.
 Camille yazılı bir anlaşma yapmaları gerektiğini söyledi.
 Oturup iki iş adamı gibi ciddi ciddi bir anlaşma yaptılar.
 Rodin, Camille’den başka hiç kimseye heykel dersi vermeyecek, başka kadınlarla görüşmeyecek, Rose’dan ayrılacak ve Şili’ye yapılacak uzun bir seyahatten sonra da evleneceklerdi. 
Buna karşılık, Camille evlenene kadar Rodin’in kendisini ayda dört kez görmesine izin verecekti.
Aslında ikisi de kıvranıyordu.
 Ayrılmak istemiyorlardı.
 Kendileri olmaktan vazgeçmek de istemiyorlardı.
Hem karşılarındakini hem de kendilerini seviyorlar ve bu iki sevgi içlerinde vahşice çatışarak birbirlerinin canlarını yakıyordu.
 Anlaşma tabi ki de  yürümedi. 
Aklın uzlaşmacılığı duygularda  malesef olamazdı.
 Birbirlerini seviyorlar, istiyorlar ama o güçlü heykeltıraş elleriyle birbirlerine yeni biçimler vermeye çabalıyorlardı. 
İkisi de yeniden biçimlenmeyecek kadar katı bir malzemeden yapılmış, dağılmayı, parçalanmayı göze alıp  değişmeye hiç yanaşmıyorlardı. 
İlişkileri bu şekilde bir süre sürdü. 
Acıları da tabi ki…
Hem sanat hem de aşkta hak ettiğini alamadığını düşünen Camille giderek Rodin’i daha az görmeye başladı…

Rodin’in baskıcı ve ele geçmez tarzına karşılık Camille’in karşısındakini parçalayan tarzı.. 
Camille Claudel ve Auguste Rodin ilişkisi bir ipte iki cambaz oynamayacağının  ilk örneği oldu.
 Sonuçta Rodin Camille’i sanat piyasalarında, sergi bile açtırmayacak kadar baskı altına alacak,  Camille ise “Rodin eserlerimi çaldı” diyecek kadar  gayet kadınsı bir tavırla intikam almaya çalışacaktı… 
Rodin ünlüydü, erkekti ve Camille’in hocasıydı. 
Camille kadındı, toplumun uygun gördüğü bir işle uğraşmıyordu ve bu duruma uygun olmayan metresti.
Camille, gayrimeşru birlikteliğinden hamile kalmıştı…
 Geçirdiği bir kaza sonucu bebeğini kaybetti ve bu büyük depresyonunun  başlangıcı oldu. 
Böyle bir yaşam tarzının hoş karşılanmadığı o tarihlerde annesi Camille’yi reddetti ve Camille evden ayrılmak zorunda kaldı.
 Zaten annesiyle arasında küçüklüğünden beri, Camille’nin sanat aşkı yüzünden çatışmalar vardı. 
Böylece Rodin’le birlikte yaşamaya başlayan Camille, 1898 yılına kadar Rodin’le fırtınalı aşk ve sanat yaşamına devam etmek zorunda kaldı..
Camille ve sanat çevresi en az ustası kadar iyi olduğunu düşünüyordu.
 Camille’in kendi sanatının önüne geçmesi

ihtimali Rodin’i tedirgin etmeye başlamıştı. Hatta bazı çevrelerde  bazı eserlerini Camille Claudel’in yaptığı söyleniyordu.

 Yıllarını sanata veren, tutkusunun peşinden giden, Cehennem Kapıları üzerinde 10 yıl, Balzac heykeli için 6 yıl düşünen bu uğurda önüne çıkan her şeyi yıkıp geçmeye hazır olan  Rodin için bu kabul edilemez bir durumdu… 

Sanat Rodin’in yaşam amacıydı… 

Camille doğru atölyedeydi fakat  yanlış adama aşık olmuştu.. 

Yanlışlığı Rodin’in hayatında bir başka kadın bulunması değil, bizzat kendisinin  sanatçı olmasıydı… 

Camille, Rodin’in hayatında kendi yerini tam olarak bilemese de, Rodin için Camille sanatındaki bir ışıktı… 

Ama  hiç bir zaman tek ışık değil… 

Camille olmadan da odası aydınlıktı.

 Rodin’in Camille’e aşık mıydı? Bilmiyoruz ama bir sanatçının bir kadına duyduğu tutkuyla bağlı olduğu kesindi.

 Camille için gerçek,  Rodin’in kendisine ait olmadığıydı.. 

Bunu bilmek ve ele geçirme arzusu Camille’de saplantı haline dönüşmüştü.

 Ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir kadınla uğraşmak Rodin’i sanattan uzaklaştırıp itibarını zedeleyecekti.
Rodin, gizliden gizliye onu korumaya çalışıyor, para gönderiyor ama genç kadının öfkesini dindiremiyordu.
 Rodin’in Rose’u terk etmeye ve Camille ile evlenmeye yanaşmaması üzerine 1893’te ayrıldılar.
 Sonra yeniden birlikte olmuş olsalar da,  1898 yılında tüm bağları koptu “Vals”, “Olgunluk Çağı”, “Kayıp Tanrı”, “Geveze Kadınlar”, “Sakuntala” gibi önemli yapıtlara imza atan Claudel’in “Olgunluk Çağı (l’age mur)” adlı yapıtı, Rose-Rodin-Camille üçgenini en vurucu şekilde anlatan heykellerden biri olmuştur.
Rodin’in bu yapılan  heykele tepkisi ağır olmuştur:

“Beni iki kadın tarafından parçalanmış bir kukla gibi göstermişsin, bu iğrenç bir karikatür, sen de ikinci sınıf bir heykeltıraşsın!”. diyerek Camille'yi duygularından vurarak alaşağı etmişti. 

Camille , ona sahip olamadıkça, onun onayını alamadıkça  kendisinden  nefret etti… 
Ondan nefret ettikçe, hayatına paronayayı soktu… 
Rodin’le birlikte  seviştiği günler yerini yalnızlık ve taşla kavgaya bıraktı. 
Şüphesiz Camille’in yaşadıkları sadece kendisine ait bir kavga değildi, kısmen yaşadıkları çağın getirdiği, kadın olmanın, özellikle de sanatçı kadın olmanın -ki bu kişi heykelle uğraşıyor üstelik- sorunlarının yükünü de taşımak zorunda kaldı.
Camille 1898’den sonraki döneminde, hem bir kadın sanatçı olarak yaşadığı yüzyılı, hem de özel hayatındaki sorunları göz önüne alındığında, pek çok bakımdan yalnız kaldı. 
En büyük destekçisi olan babasını ve yakın dostu müzisyen Claude Debussy’yi aynı dönemde kaybetti, ona büyük bir hayranlık besleyen erkek kardeşi de diplomat olduğu için Çin’e yerleşmek durumunda kaldı.
 Üstüne bir de karşılamakta zorlandığı maddi sorunlar eklendi.
Rodin’e hayatını veren, ama hiçbir zaman taviz vermeyen Camille Claudel ailesi, Rodin ve Paul Claudel’in kararıyla akıl hastanesine yatırıldı.
Hastanede yalnızdı, dönemin ünlü şair ve diplomatı Paul Claudel, Camille’i bir kaç yılda bir ziyaret edebiliyordu.

 Yaşadığı sürece “hiç kimse” olmanın şahane imkanlarından yararlanamayan Camille, bir ölüye duyduğu nefretle, heykellerinden uzakta yaşadığı Neuilly-sur-Marne’daki Ville-Évrard hastanesinde, 19 Ekim 1943 yılında ölerek Monfavet Mezarlığı’na gömüldü.
 Cenazesine kimse katılmadı.
 Paul Claudel‘in oğlu Pierre, 1944 yılında Montfavet valisinden halasının mezarının doğduğu yere getirilmesini istedi…
 Fakat artık  ortada mezar yoktu.

Rodin, kendisini hep beklemiş olan Rose’la ölümünden kısa bir süre önce “mükâfat” kabilinden evlendi… Rose 70 yaşından sonra “evlilik” mükâfatına kavuştu… Rose, evliliklerinden bir ay sonra, “Rodin’in karısı” olarak öldü.
Auguste Rodin, Rose’un ölümünden 10 ay, devlete bağışladığı heykellerinin sergilendiği müzenin bir odasında kalmak için yaptığı başvurunun reddedilmesinden  1 ay sonra, 1917 yılında donarak öldü.

 Yaptığı işi “Ben sadece taştaki fazlalıkları atıyorum, geriye heykel kalıyor” sözleriyle anlatan Rodin, dünyanın bütün taşlarını yontarken, Camille’in ruhunu yontamadı… Camille ince fakat yontulmayacak kadar sertti..


 Camille’in kadınlığı sanatının önüne geçmişti…
Hayat bir tesadüf durumu… 
Karşılaşırsınız, yakalarsınız, yaşarsınız ve zamanı geldiğinde biter…
 Ne zaman ne ile mücadele vermek gerektiğini bilmeli… 
Bitti mi bitmeli, gitti mi gitmeli…
 Hayatın satır başlarına takılan Camille, satır aralarındaki “bitir ve yürü” mesajlarını görmezden geldi.
 Kaybetmek ona göre değildi… 
Yas tutmayı seçmedi, hayatı istediği gibi eğip bükeceğini düşünürken kendini 37 yıllık bir yalnızlığın içinde buldu.
 Hem de ne yalnızlık! Paris’siz, Rodin’siz, ailesiz ve heykelsiz…. 
Yazdığı mektuplarda Rodin’e olan özlemini nefretle, Paris’e duyduğu özlemi yalvararak anlattı…

Bu kadar başarılı bir heykeltıraşın en verimli çağlarında akıl hastanesine kapatılarak , asimile edilerek yanlızlaştırılarak, o çağın zamanında  acımasızca davranılarak, geri kalan yaşamının  otuz yılını   akıl hastanesinde geçirmesi ve burada yaşadığı ızdıraplı ruh gelgitlerine dayanamayıp   
    ölmesi büyük bir  elem ve kederdir bana göre.

Yaşadığı  ilişki ve hayata bakış açısı  onun sonu olmuştur…


Aklının iplerini hayata sıkıca bağlayamayan Claudel ölene dek şu sorunun cevabını aradı:

“Bu kadar yalnız kalmak için ne yaptım?”



“Ben hayatı seviyorum, aşkı, umudu. Ödülsüz olsalar da…”
Camille Claudel

Veda
 Camille ile tanışmam, ve kendisini araştırmaya başlamam yaşam öyküsünü anlatan   filmini izlememle  başlamış oldu.  
Sanki kendisini  çok önceleri tanıyormuşum gibi geldi bana.
 Hikâyesinden  çok etkilendim  ve kendisine çok    üzüldüm.
 İşte dedim yine eski  bir tarihte kadın vakası, hayata sığmayan ilkeleri, özgür ruhu  diğer insanlara dert olan, gücünden fazlasıyla  korkulan bir kadın. 

Hatta öylesine korkuluyor ki, eserleri  Rodin'nin eserlerinin sergilendiği müzede, en altta bodrum katında gösteriliyor. 
 Bu sebepten olağanüstü yetenekleri olan bu insanı zihnimizin  daha aydınlık noktalarına taşımayı ve saygı görmesini istedim.
En azından bu maharetli eller bunu hak ediyor, bu acı elem dolu kederli yaşam öyküsü onure olmayı istiyor.
Biz  kadınların,  onun yaşamından alacağı  dersler vardır mutlaka, bu  kadar yanlız kalmayı yanlız olmayı, sevilmemeyi üstelik sadece aşık olduğu bir adam yüzünden  bunca acı dolu bir hayatı yaşamış biri olarak bu kadarını hak ettiğini düşünüyorum. 
 Bir dahi sanatçı olarak onu eserleriyle takdir etmenin çok  ötesinde; bir insan  yalınlığında  kalbimizde ve düşüncelerimizde sevip koruyabilir ve  yüceltebiliriz bence.

Bir avuç toprağı yoğurmayı bile bilmeyenler.
Duygusuz yavan insanlar.
Bu benim ruhum en kutsal varlığım…
Bunlar çalışma saatleri.
 Ruhumun yandığı saatler.
Siz yiyip içerken, dalga geçerken, oburca tıkınırken, ben heykelimle yalnızdım..
Ve yavaş yavaş akan benim hayatımdı..
Bu toprağın derinliklerine kanımı akıtıyordum…

“Bu kadar yalnız kalmak için ben ne yaptım?..



















Claudel’in kendi adını taşıyan, yaşamının anlatıldığı 1988 yapımı film, 2 Oscar dışında 1989’da (en iyi film ve en iyi kadın oyuncu ödülleri de dâhil olmak üzere) beş tane César Ödülü ve aynı yıl Berlin Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu ödülünü de aldı.
 Bu filmin belki de bu kadar değer görmesi Claudel’in bizi sarsan yaşamı olabilir.

"Ona altını nerede bulacağını söyledim.
 Ama bulduğu altın kendi içindeydi”
                     Rodin - bakınız

BEN OLSAM,

Öncelikle, madem bu kadar başarılı biriyim, elimin gücünün farkındayım. 
Kesinlikle ülke değiştirmek isterdim. 
Rodin'den olabildiğince uzağa gitmek ve uzaklaşmak mümkünse kaçmak isterdim. 
Böyle acımasız bir aileyle bir daha asla görüşmezdim. 
Sanatımın üzerine eğilip zayıf taraflarımı güçlendirip kimsenin üzerimde hakimiyet kurmasına izin vermezdim. 
Ayrıca evli bir erkek de avucunu yalardı sadece bu konumda.
Madem aşkı bu denli güçlü yaşadım kalbime gömüp sadece işime hayatıma kendime odaklanırdım. 
Ne Rodinin gölgesi olurdum, ne de ona yardımcı vazgeçilmez eş..
Kendi çizgimden taviz vermeyip gençliğimin güzelliğimin heykeltraş yönümün tadını çıkartırdım.  

Yorum Gönder

TUTKULU ŞAİR SYLVİA PLATH

“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.” – Benim hayatı mın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve...

Günün Resmi

Günün Resmi
Camille Claudel