10.10.2018

# drinaköprüsü # ivoandriç

DRİNA KÖPRÜSÜ & THE BRIDGE ON THE DRINA


 ” Dünyanın bir tarafında bir yerde , bir piyango çekiliyor,savaş yapılıyor ve hepimizin alın yazısı da böylece uzaklarda belirleniyordu “. 

 Bu yazıyı Drina köprüsüne ilham olmuş Vişegrad'ı görmüş biri olarak  yazmayı öyle çok isterdim ki maalesef elimde olan imkanlarla Balkanların sadece yarısını görmüş ve  Drina köprüsü kitabında anlatılanlar sonucu ulaştığım  bilgilerle paylaşım yapabiliyorum sizlere.  

Drina köprüsü adlı eseriyle Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan 
İvo Andriç, uluslararası ün salmış Yugoslav yazarlarından biridir. 

İvo Andriç romanının başlıca kişisi olarak bu köprüyü seçmiş, köprünün tanık olduğu üç yüz elli yıllık tarih olaylarını  da adeta mizansen olarak kullanmıştır. Bunu yaparken kuru, yavan bir kronikçi gibi davranmamış, usta bir anlatımla eserine doğup büyüdüğü bu bölgenin  masallarını, efsaneleri, gelenek ve göreneklerini katmayı unutmamıştır. Böylece Drina Köprüsü'nde , köprünün yapılışı, Sırbistan isyanları, kolera salgınları, su baskınları, Bosna Hersek'in Avusturya tarafından işgali , bu bölgeye demir yolu getirilişi, 1912 Balkan savaşı, 1914 haziranı'nda Avusturya veliahdı Ferdinand'ın Sırp bir genç tarafından öldürülmesi, 
Avusturya-Sırbistan savaşı, köprünün dinamitle atılması
 büyük tarihsel olayların yanı sıra, istemediği bir delikanlıya verildiği için kendini bu köprüden azgın Drina'ya atan güzel boşnak kızı Fato'nun acıklı serüveni, kumarcı Glasinçanin'in  yarı gerçek, yarı masal halinde anlatılan kumar tutkusu, tek göz Salko'nun gazinocu Lotika'nın yaşamları da yer almıştır. 

Drina köprüsü yüzyıllardır üzerine yazılıp çizilen stratejik olduğu kadar da politik açıdan da önemli bir köprüdür. 

Hangi yaşta okunursa okunsun, kitabın büyülü dünyası, bize hissettirdikleri içine çekip alan sıcacık yaşam öyküleri ve insanlarıyla muhteşem bir baş yapıt. 

Balkan topraklarının hangi  köşesine bakarsanız bakın,  yaşanmış binlerce kimi acı kimi tatlı hikayeler yatar . Bunları gün ışığına çıkarmak ise çoğu zaman zordur. Hayat'ın garip cilvesi ise birileri yazıp çizecek ,anlatacak  birileri de mutlaka bundan  memnun kalmayacaktır. 
Tarihte adından söz edilen, sarayda yüksek mevkilere yükselen Balkan topraklarından bir çok ünü duyulmuş başarılı kişiler her zaman hep olmuştur. Drina köprüsü kitabına  konu olan köprü'de  böyle başarılı bir çocuğun hikayesi ile başlamaktadır.  Kendi halinde yaşayan küçük bir köyden ufak bir çocuk Osmanlı askerlerince götürülür. Ama o  ufak çocuk zekidir ,çalışkandır , beceriklidir . O ufak çocuk   Sokullu Mehmet Paşa'nın ta kendisidir. Sokullu'nun küçücük yaşta ayrılıp koparıldığı  toprakları ,ailesini  unutmayacak kadar  hafızası kuvvetlidir .

Başarılı ve azimli yapısı sayesinde, saltanatta gelinebilecek en yüksek mevkiye kadar çıkan Sokullu , elindeki fırsatı değerlendirip doğduğu topraklara bir köprü yapmayı ister.  Şansına kendisi gibi  devşirme olan Mimar Sinan ile aynı dönemde yaşadığı için köprüyü kendi adına ona yaptırır.

Mimar Sinan değince orada bir durmak lazım, yıllara meydan okuyan eserlerini hepimiz severek geziyor, inceliyor bu dahi mimarın yaptığı şaheserleri hayranlıkla izliyoruz. 

Tarihleri ve kültürleri birleştiren Mimar Sinan, sadece Türkiye'de değil bir çok yerde  tarihe inanılmaz eserler kazandırmıştır. 
Bugün Avrupa'nın ve diğer ülkelerin merkezlerinde var olmuş bu yapılar, köprüleriyle, şifahaneleriyle, ibadethaneleriyle, medreseleriyle kendisine  hayranlık duymamıza ve yaptığı başarılı eserlerinden dolayı da sevgimizi kazanmıştır. 

Andric , Drina Köprüsü kitabında yapım aşamalarını öyle  güzel bir dille  anlatmış ki  , kendinizi o şehirde yaşıyormuş gibi  hissedersiniz . Yıllar geçtikçe, köprü yapımında her defasında el değiştirdikçe,   köprünün çevresindeki hayatı anlatmasıyla, yapıların sadece yapı olmadığını ve bir tarihi doğurduğunu, ilerleyen zamanlarda'da  bu tarihin nasıl yıkılıp yok olduğunu  gerçekçi edebi  bir dille  bizlere aktarmıştır. 
İvo Andriç , bunları anlatırken ne tarihçi edası, ne de romancı havasıyla söylemiştir.  İnsanoğlunun tabiata olan ilişkisini suyla ,toprakla, taşla , yağmur, sel, kar ile mücadele içinde  çok güzel bir çerçeveye sığdırmıştır. 
Kitabı okurken, bir yandan da değişen, gelişen  dünyanın ,  yeni ve eski yönetimlerin , savaşların insanların tabiatla olan münasebetinden daha zorlayıcı olduğunu görüyoruz. 

Bundan 3 sene önce  Saraybosna yolculuğumuzda yolumuz Karadağ Kotor'la buluşmuştu. Gece yaptığımız  karanlık ve virajlı yolculukta   Vişegrad'ı  talihsiz bir şekilde  gözden  kaçırmıştık.  Belgrad, Kotor, Saraybosna'ya kadar gidip  Vişegrad şehrini görememek çok üzücüydü. Ben Vişegrad şehrini gerçekten çok merak ediyorum. En azından iki üç günlüğüne gidip kalabilirsem çok mutlu olurum. Böylece kitapta geçen olayları,köyleri, kişileri daha detaylı araştırıp fotoğraflama şansım olur. Eminim sizler de en az benim kadar merak etmişsinizdir bu yemyeşil balkan  memleketini. 

Drina köprüsünü ve  Vişegrad'ın  güzelliğini okuyunca daha iyi anlayıp bana hak vereceksiniz.  Andric’ ten sonra hiç  kimsenin son yaşanan savaşı ve köprünün şahit olduklarını  kaleme almak istemeyeceğini düşünmekteyim. Çünkü  tarihe  utanç, soykırım ,katliam  kelimeleri ile geçen bu savaşta binlerce  Visegrad'lı  Boşnak öldürülerek Drina nehrine atılmıştır. Maalesef ki yine bedenleri Drina’ da yapılan bir baraj inşaatı esnasında tesadüfen bulunmuştur ve  bugün kimlikleri tespit edilenler Srebrenitsa daki Potoçari mezarlığındadır.

Balkanların her köşesi böyle mezarlarla, böyle acılarla dopdolu. 
Böyle bir acının yaşandığı topraklarda gözyaşı hüzün ve hikayeler asla bitmez. 
Sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla Drina Köprüsü, yakın bir zamanda ödüllü yönetmen Emir Kusturica tarafından filme çekilecek, Kusturica, bir televizyonda, "Eminim ki, eğer sağ olsaydı Andriç, Visegrad tarihinin paganizm, erken Hıristiyanlık, Osmanlı ve Avusturya-Macaristan İmparatorlukları gibi farklı dönemlerini, bağlayarak süreklilik imajı yaratan bir şehri görmek isterdi" diye belirtmiş.  Yaklaşık 17 milyon dolara mal olan proje, 50 taş evin yanı sıra, kilise, oteller, tiyatro, dükkanlar ve gemiler için küçük bir liman inşasını kapsıyor. Projeyi destekleyen Sırp Cumhuriyeti Başkanı Milorad Dodik, "Bu zahmetli bir proje; fakat Emir Kusturica tüm projeyi yönetirse başarılı olacaktır" demeci vermiştir.
Drina köprüsünü benim bu  3.kez kez okuyuşum, başucu dediğim kitapları 2-3 kere okuma hastalığı oluşuyor bende, belki de bana göre daha iyi bir şeyler yazılmadığı için olabilir mi? bilemedim. 

 Kitap okumayı gerçekten çok seviyorum, evde, işte, otobüste, ve en çok kafamın o sessizlikte daha iyi algıladığı, kaçış noktam, gizlenip saklandığım  kuytu köşelerde bile:(

Evim de biriktirip, atmaya vermeye kıyamadığım  kitaplarım  daha sonra ne olacak diye çok düşünürüm. En iyisi bir köy okuluna bağış yapmak ve ya bir enstitüde okuyan çocuklara hediye,  miras bırakmak.  
Kitap okurken  daha çok yaşanmış tarihleri,  içinde gerçek hayat hikayelerinin barındığı  yazarların kitaplarını seviyorum,  Bir Dinozorun anıları (Mina Urgan)  Başucumda müzik (Kürşat Başar), Niectzhe ağlarken (İrvin Yalom)Keşişler ve kadınlar (Yosif Kalinikov ) Bir Türk ailesinin Öyküsü (İrfan Orga) Kürk mantolu Madonna (Sabahattin Ali) Sinekli Bakkal (Halide Edip Adıvar) ve tabiki de olmazsa olmaz yazarlar Orhan Pamuk, Hıfzı Topuz, Soner Yalçın. 

Ben nedense aşk ve macera kitaplarına oldum olası ısınamadım, sadece Orhan Pamuk  bu konuda beni etkileyebiliyor.

 Kitaplar tarihe ışık tutmalı, ortak yaşamın, ortak yazgının dil güzelliğini yakalayabilmeli.

Her gün bir yazarın,  kitapları çıkıyor, fakat hiç biri bana hitap etmiyor,  sizin bu konuda önerileriniz olursa çok sevinirim.
 Film yönetmeni ve konusunda seçici olduğum gibi kitaplarda da aynı hassasiyetimi korumaya çalışıyorum. 

Gençlere tavsiyem bence her zaman, her fırsatta kitap okusunlar. 
Okumayı sevmeyenler de bir süre görselleri olan kitaplardan yana haklarını kullansınlar eninde sonunda bir türde karar kılacaklardır mutlaka.  

Okuduğumuz kitaplar ruhlarımıza yerleşen kiri pası temizleyip , ufkumuz açarlar, olmak istediğimiz hayallerimizde yaşattığımız yerlere götürürler.  Bir kitabın bize ne vermek istediğine, satır aralarına iyi kulak vermek gerek, Kitap bize neler anlatıyor, neler söylüyor hayatımıza neler  katıyor, yoksa zamanımızdan  çalıp sadece gözlerimizin yorulup bozulmasına mı sebep oluyor.?

Bir kitap var ki herkese tavsiyem olacaktır. 

  Monteigne Denemeler, bu kitap  her  yaşa, her insana  ayrı  öğüt verir niteliktedir.. Her yaş dönümünde mutlaka okunmalı ve içinden kendimize paylar çıkarılmalıdır. 

Köprüye yeni hikayeler ekleyemem ama en azından çorbada benim de  bir   tuzum olsun  istedim.  Yolunuz bir gün  düşerse de sarp dağların arasında saklı kalmış ünü ülke sınırlarını aşmış Vişegrad'ı ve Drina köprüsünü  görmenizi tavsiye ederim. Sırtınızı dayayıp köprünün  altından deli gibi çağıldayıp akan  Drina'ya sessiz fısıltınızı bırakın.  Hayatınızı  pozitif bir enerjiyle   değiştirip, geleceğinizi şekillendiren kitaplar okumanız dileğimdir. 

Vişegrad 2018 

Drina köprüsü belgeseli için tıklayın lütfen

Aşağıda linkini bıraktığım yazarları da takip edip okuyun lütfen, eminim sizler de benim kadar  çok seveceksiniz. 






İvo Andriç'in Hayatı;
Travnik’te Bosna Hersek ‘te doğmuş,çocukluğu Visegrad ta , orta öğrenimi Sarajevo da , yüksek öğrenimini  Zagreb’te , hayatının önemli bir kısmını Belgrad’da geçirmiş . Bosna hersek'i  Sırbistan ‘ın bir parçası olarak gören ve Avusturya Macaristan ‘dan bağımsızlığını kazanması için mücadele eden  gençlik teşkilatı Mlada Bosna’ya üye olup aktif görev yapmış. Tarih kitaplarında 1. dünya savaşının sebebi olarak okutulan  veliahtı prens Ferdinand suikastinin faili Sırp aktivist de bu teşkilatın üyelerindenmiş. Hatta Andric de bu olay ile ilgili soruşturma kapsamında tutuklanmış, bir yıllık tutukluluğun ardından da sürgün edilmiş.
 1. dünya savaşı sırasında çıkan aftan faydalanarak üniversite eğitimini tamamlayabilmiş. 1934’de Berlin büyükelçisi olarak atanmıştır.
1941’de savaş Yugoslavya’ya sıçradığında Almanya’daymış .
Alman diplomatlarının İsviçre’de sığınması  önerisini kabul etmemiş. Emekli maaşı almayı da reddederek memleketine dönüp ve bir arkadaşının evinde zor şartlarda yaşamış. En önemli yapıtlarını da bu sıralarda yazdığı bilinir.
Andric, Nobel ödülünün yaklaşık 1 milyon dolarını Yugoslavyada ki  kütüphanelerin geliştirilmesi için bağışlamış. 
13 Mart 1975 yılında yaşamını yitiren Andric, Belgrad’da toprağa verilmiştir.

Yorum Gönder

TUTKULU ŞAİR SYLVİA PLATH

“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.” – Benim hayatı mın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve...

Günün Resmi

Günün Resmi
Camille Claudel