12.09.2018

# eniyikorkufilmleri # filmizle

Korkunun Kamera Arkası


En çok sevdiğim şeydir sinemada film izlemek, hatta aynı gün içinde iki üç posta birden filmler izlemek. 
Ne kadar izlersem izleyeyim doyamıyorum ki ben filmlere aşığıyım  galiba sinemanın büyülü dünyasına:)


İşin ucunda hep merak, gizem keşfetme isteği yatıyor.
 Her nerede olursam olayım bulunduğum yerin,  yaşadığım hayatın  tüm fizibilitesini bir çırpıda çıkarma huyu var içimde.


Özellikle resim çekerken hangi kadraj da sanatsal bir şeyler yakalarım, hangi gözle bakarsam farklılığı algılarım, izlediğim filmlerde  marjinal bir fikir bulur muyum diye ondandır dip köşe elden geçirme inceleme huyum.
 Huyum batsın benim:)))


Dram, gizem, gerçek yaşam hikayeleri, macera ve diğer film türleri her zaman ilgimi çekmiştir.

Fakat korku dediğiniz zaman orada bir durmak gerekir, bizim evde korku film seansları özel bir törenle izlenir. 
Ses sistemine güzel bir ayar çekilir, ev karanlığa bürünür,  sessizliğin eşlik ettiği evimizin ruh halleri bile değişir o an nede olsa her evin bir kalbi vardır ve bizim evin kalbi olan mutfak bile oturma odamızla ister istemez  yer değiştirir.

Bu yazıda  sizlere bana göre en iyi, en gerilim dakikaları dolu  korku filmlerini paylaşmak istedim. 
  Biliyorum eksik çok fazla özellikle kanlı canlılara girmedim bile ben daha çok gizemli olanları paylaştım, sizlerin aklına gelen veya etkilendiğiniz korku filmleri varsa yoruma yazarsanız onları da izleyebilirim en kısa zamanda.

*Korkmak eylemi farklıdır her insana göre, ama temelde değişmeyen şeylere gelirsek; heyecan, aşırı terleme, kalp çarpıntısı, nefes darlığı veya acıyı hissetme anlarını bir arada  barındırır korkmak.
 Kalp çarpıntısını içinde  hissederek ürpermek, yakıcı sıcaklığın ve kan basıncının da artmasıyla birlikte çıldırıp çığlık atmak galiba en derin korkmak.


Korkuyu bizzat iliklerimizde, rüyalarımızda,kabuslarımızda  görüp kan ter içinde uyanmak ve çılgıncasına acı içinde  haykırmak korkunun en büyük özetidir bence..




Çocukken karanlıktan korktuğumu, geceleri  yanlız uyuyamadığımı, annemin eline ayağına sarıldığımı söylerler.

Bugün bile hala  çığlık çığlığa uyandığım anlar vardır.
Nedenini bilmesem de beni tedirgin eden, içime sıkıntı veren uyumama engel olan ve uykudan korkarak uyanma hallerim hala devam eder.  Psikolojik izler, kalıntılar  olduğu kesin:) Deliyim belki belki de  kaçığım arkadaşlar bilemiyorum, hepsi bu gizli bünye de saklı.

Ben en çok karanlıktan korkuyorum. 

Karanlık bir ormanda olmaktan, karanlık bir sokaktan geçmekten, ıssızlıktan, sessiz kalabalık olmayan  yerlerden, vahşi hayvan saldırısından ,yüksekten düşmekten gibi korkular.
Eminim herkes böyle şeylerden korkuyordur, bir asansör fobisi var ben de sormayın gitsin.   Düşüncesi bile içimi daraltıyor oflama puflama durumuna getiriyor beni hemen.

Yıllar önce çocukluk arkadaşlarımızla ruh çağırma seansı yapmıştık, masaya koyduğumuz fincanın hareket etmesiyle çığlık çığlığa  nasıl da fırlamıştık sokağa. 
 Asıl korku oydu galiba ta ciğerlerimde duyduğum korkunun içimde ayaklanan tam tam sesleri.


Ruhani şeyler, ruhani olaylar, ruh çağırma seansları, boş ve perili ev hikayelerini   başka ağızlardan dinlerken bile korkunun kendisi inceden inceye ayar vermiyor mu hepimize?




Böyle hikayeler halk arasında, maşallah sürüsüne bereket öyle  çok ki açmayı verin konuyu herkesin vardır   anlatacağı   al basmaları, karabasan tırmanmaları,  kabuslu rüyalar, uykuda gerçekleşen garip şeyleri.




Bunlar biraz daha kişisel korkular, genel korkular, toplumu ilgilendiren konular daha derin, daha yıpratıcı, külliyen felaket senaryosu gibi , depremler, su baskınları, gel gitler, hortumlar, kasırgalar,suların yükselmesini düşünemiyorum bile.


Rüzgar estiğinde, ay tutulduğunda, fırtına,hortum çıktığında hepsi korkuya dair endişeyi getirmiyor mu hepimiz için.




İnsanoğlu evreni sevdiği kadar evren üstü şeylerden korkar oldu galiba, evren ürpertiyor içimizi, dışımızı, yaşadığımız soluduğumuz havamızı.
 Gökyüzü bile böylesine büyük vakur, derinlerdeyken, bizi kendine çekip dururken, nedense  aklımız hep başka galaksilerde yaşayan canlılarda, umarım iyi dosttur hepsi de,  belki yaratık olan biziz bu evrende gözü kulağı ağzı dişi, beyni aklı olan ileri derecede gelişmiş yaratıklar kabilesi.


Benden bir yaş küçük kardeşim çok eskiden  bir rüyasını anlatmıştı bana, uyandığımda devasa kocaman bir göz beni  izliyordu diye, hala düşünürüm nasıl bir göz acaba bu, amacı ne? neyi gözlüyor pis sapık göz:)) En iyisi bol dualı bol şerbetli, bol ihsaniyetli, bol güzellik ile  yatmak gece uykusuna galiba.


Uyku öncesi okuyacağınız kitap dan iki üç sayfa, içeceğiniz ılık ballı bir sütünüz de varsa değmeyin keyfinize, rahat bir şekilde uyumanız garanti.


Malum dolar euro fırlayınca, bir çok iş yeri, dükkan ve küçük işletmeler hep kapandı, olanlarda da fiyatlar kol gibi aman ha dikkat edin, korku filmler de  değil bizzat alışveriş yaptığınız yaptığınız yerlerde ki esnafın ta kendisi:))) 





Bu devir de en büyük korkuyu insan insana yaşatmıyor mu? En büyük acıyı insan insana vermiyor mu? asıl bir korku var ki insanın karşısındakine  yapacağı  kötülük. 




En büyük korkuları en büyük insafsızlar,en büyük yaraları beyinden yoksunlar  açıp yaratmıyor mu?


Allah bizi korusun böyle kötü insanların gazabından.


Korku filmlerini izlerken elimi, ayağımı nereye koyacağımı bilemeden, yarım göz, yarım kulak kapatarak  şekilden şekillere  komik hallere giriyorum çoğu kez, izlemek isteyip aynı zamanda da ekrana bakamayan gözünü kapatan çoğul grubun içindeyim ben. 


Garez'i, Halka'yı izledikten soran aylarca ışık yakarak uyudum.

Korku filmin mi var derdin var, izlemesen olmaz işte merak, insanın en büyük merakı, kediyi öldüren merakı, yaşamda ayakta kalmasını sağlayan merak, korku belki merakla kardeştir bilinmez.
İllaki izleyip durduk yere kan basıncımızı, tansiyonumuzu fırlatacağız havalara:))

Yeni bir eve taşınmanın, hayatımızı yeniden oturtmanın, iş değiştirmenin, kendi isteğimle işten ayrılmanın ki kendi işimi kurma telaşlarıyla birlikte , eski alışkanlıkların yerine, yenilerini bulmanın güzelliklerini yaşıyorum şu günlerde.




Sonbahar kapımızı çalmışken, sıcacık yaz, güzeller güzeli yüzünü bizden  çevirmişken, havanın derecesi iyice bir  düşüp bizleri minicik evlerimize hapsetmişken geçen sene yayınladığım film serilerime bana göre en iyi korku film'lerim başlığıyla kaldığımız yerden devam edebiliriz diye düşündüm. 


Her gün kokladığımız havanın aynı hava olmadığını bilerek, güne, aya yıllara daha olgun daha vakur ve daha sevecen bakarak yaşamının tadını ve keyfini çıkararak siz değerli takipçileri mi, güzel yorumcuları mı, bazı yazılarını severek sabırsızlıkla bekleyerek okuduğum  yazarlarımızı; izleyipte etkisi altında kaldığım, bana göre  en iyi korku, gerilim  filmlerimle baş başa bırakıyorum.


Geçmiş yazılarımı arada kontrol edip eklemeler, çıkarmalar yapıyorum.
 Yeniden okumanızı salık veririm.:))  Paylaştığım filmlere gelecek olursak; Elinizin altında hazır bir okuma, izleme listeniz olur, sonbahar kış uzun geçerse eğer, hafta sonları da  sıkılırsanız hemen açın izleyin derim,  korku sineması sever dostlarım:))

*KAPAN
Afro-Amerikan bir genç, beyaz kız arkadaşının ailesiyle tanışmak üzere evlerini ziyaret ettiğinde, aslında kötü niyetli bir davetin tuzağına düştüğünü anlar. 
*Bana göre film çok farklı işlenmiş,gizemli diyebilirim, sonu da çok farklı işlenmiş.


 https://www.imdb.com/title/tt5052448/?ref_=fn_al_tt_1
*MAMMA
Anne ve babaları öldürüldüğü gün ormanda ortadan kaybolan iki küçük kızın hikayesini anlatan doğaüstü bir gerilim filmi. Yıllar sonra kurtarılan kızlar yeni bir hayata başlar ancak geceleri hala biri ya da bir şeyin gelip üstlerini örtmeye çalıştığını fark ederler.Beş yıl önce Victoria ve Lilly adlı kız kardeşler, şehrin banliyösündeki mahallelerinden iz bırakmadan kaybolur. Amcaları Lucas (Nikolaj Coster-Waldau) ve kız arkadaşı Annabel (Jessica Chastain) o günden bu yana onları deli gibi aramaya devam eder. Mucize eseri çocukları yıkık dökük bir kulübede bulurlar fakat çift bir süre sonra evlerine sadece küçük kızları mı misafir olarak aldıklarını merak etmeye başlar. Çocukları normal bir hayata alıştırmaya çalışırken, evlerinde bir kötülüğün var olduğundan  iyiden iyiye emin olmaya başlar. Kız kardeşler travmaya bağlı stres mi yaşamaktadır yoksa onları ziyarete gelen bir hayalet mi vardır? Kayıp kızlar bunca yıl tek başlarına nasıl hayatta kalmışlardır? Bu tedirgin edici soruların cevaplarını keşfederken, yeni anneleri yatma vakti geldiğinde duyduğu fısıltıların kaynağının ölümcül bir varlık olduğunu keşfeder. 

*Filmden etkilenmemek mümkün değil, çocukları izlerken içim acıdı.



linkhttps://www.imdb.com/title/tt2023587/?ref_=fn_al_tt_1
*ROOM
Film, 19 yaşındayken Yaşlı Nick tarafından kaçırılan Anne  ve kaçırılmasından iki yıl sonra dünyaya gelen Jack’in dışarıdan yalıtılmış, tek doğal ışık kaynağı ulaşılamayan tepe penceresi olan, havalandırması bile özel tasarlanmış Oda’da yaşadıklarını konu ediniyor. Oda denilen bu yer televizyon, bir yatak, bir masa, iki sandalye, gardırop, elektrikli ocak ve küvetten ibaret. Anne ve Jack bu küçük dünyanın içinde hapsediliyor. Günler yemek yeme, yıkanma, beden eğitimi, oyun, televizyon izleme ve uyuma hiç değişmeyen bir sırayla her gün tekrarlanıyor. Jack seviyor bu sırayı, kendini güvende hissediyor. Jack’in Gardırop’ta uyumasını mecbur kılan günlük rutinin bir parçası daha var. Geceleri gelen Yaşlı Nick. Yaşlı Nick, Anne ile yatakta uyuyor ama önce Yatak’ı gıcırdatıyor. Jack uyumadan önce gıcırtıları sayıyor. 217 gıcırtı. Sonra da dişlerini sayıyor. Defalarca. Anne küçük Jack’i içinde bulundukları durumun gerçekliğinden her zaman koruyor. Çünkü Jack, küçük bir odada dünyaya geldi ve dış dünyayı hiç görmedi. Bu yüzden anne onu elinde olan imkanlar ile büyütmek zorunda olduğu için o an oda hangi şartları gerektiriyorsa onu yaşatıyor. Fakat Jack beşinci doğum gününde olayı artık anlamaya başlıyor ve anne onun yaşının yeterli olduğunu düşünüp ona bir kaçış planı sağlıyor. Anne, Yaşlı Nick’in işten kovulduğunu öğreniyor ve bunun onların güvenliğini etkilemekte olacağını hissediyor. Artık sıra dış dünyaya açılmaya geldiğinden Anne,tüm riskleri göze alarak Jack’in ortaklığıyla beraber planını etkinleştirmeye başlıyor. Bundan sonrasında ise hem annenin hem de Jack’in dış dünyada başlayan yeni hayatları, zorlukları ve bilinmezlikleri devreye giriyor.


*Yorumsuz, acı dolu bir film, insanlıktan nefret ettim, özgürlük bambaşka bir şey hiç bir şeye benzemez. 


link https://www.imdb.com/title/tt3170832/?ref_=nv_sr_1
*ÖLÜMCÜL OYUNLAR


 Ann (Naomi Watts), George (Tim Roth) ve oğulları Georgie (Devon Gearhart) kısa bir tatil için göl kenarındaki yazlık evlerine giderler. Vardıklarında komşuları Fred ve Eva’de bir gariplik sezerler. Ertesi sabah golf oynamak üzere sözleşmişlerdir. George ve Georgie yelkenli teknelerini tamir ederken, Ann de yemek yapmaya koyulur. Bu sırada Eva’ların misafiri olarak tanıştıkları genç ve kibar görünümlü Peter (Brady Corbet) Ann’den yumurta istemeye gelir. Birden Peter’ın içeriye nasıl girdiği konusunda şüphelenen Ann yumurtaları vermekte tereddüt yaşar ve bu aile için gerilim dolu saatlerin başlangıcı olur.

*Beni en çok psikolojik yapısıyla etkilemeyi başarmış filmdir. 

Düşündükçe içim kalkıyor, hala düşünürüm burada ki amaç nedir? bu kadar mı ruh dünyası bozuk insanoğlunun.


link https://www.imdb.com/title/tt0808279/?ref_=nv_sr_1






*ÖLÜM VE ÖTESİ



Güzel ve ünlü bir aktris olan Anna Fritz, aniden hayatını kaybeder ve hastanenin morguna kaldırılır. İşin anormal kısmı ise bundan sonra başlar. Hastane görevlisi Pau, kadının güzelliğinden çok etkilenir ve ünlü aktrisin çıplak fotoğraflarını arkadaşı Ivan’a gönderir. Ivan, Anna Fritz’i yakından görmek için ortak arkadaşları  Javi’yi de alarak hastaneye gelir. Binanın dışında biraz alkol alan arkadaşlar, sonrasında morga inerek kadının cansız bedenine sahip olmak isterler. Fakat onları hiç beklemedikleri bir sürpriz beklemektedir.

*Sadece şok bir film diyebilirim, izkerken kanınız donacak resmen, 

link https://www.imdb.com/title/tt4441280/?ref_=nv_sr_1

*ROSEMARYNİN BEBEĞİ

Yeni bir ev beraberinde yeni komşuları da getirir. Evimizi her ne kadar bizim seçebilme şansımız olsa da, ne yazık ki komşularımızı kendimiz seçemeyiz. İşte bu filmde de komşularımızı seçemeyeceğimizi çok güzel bir şekilde örneklenmektedir. Başlarda oldukça sevecen, hatta fazla sevecen ve ilgili görünen Minnie ve Roman Castavet çifti, “Ev alma komşu al” lafının pek de doğru bir laf olmadığını filmin sonlarına doğru acı bir biçimde bizlere ispatlayacaklardır. Rosemary, her ne kadar komşularının bu istek ve çabalarına temkinli yaklaşıyor olsa da, kocası Guy, aynı fikirde değildir. Guy bir oyuncudur ve yükselmek için ne gerekiyorsa yapmak niyetindedir. Onun bu hırsı Roman ve Minnie’nin dikkatini çekmiştir ve planlarını uygulamak için en uygun adayı bulduklarının bilincindedirler. Her şeyden habersiz olan Rosemary’nin tek isteği ise mutlu ve büyük bir aile olmaktır. Bunu gerçekleştirmek için de ilk adım, bir bebeklerinin olmasıdır. Ama onun hayalini kurduğu bu tatlı hayat, ne yazık ki çok farklı bir şekilde noktalanacaktır. Komşularının Satanist bir grup olduğundan habersiz olan Rosemary, hamileliği boyunca yaşadığı zorluklara bir anlam veremeyecek, eşinin kendisinin yanında gibi görünüp de, aslında hırsları uğruna bu grubun kuklasına dönüştüğünü çok geç farkedecektir…




link https://www.imdb.com/title/tt0063522/?ref_=nv_sr_1

*MOTHER
-Sana yetemediğim için canım yanıyor
+Sen suçlu değilsin, benim için her zaman her şey yetersiz. Yoksa ben yaratamazdım. Şimdi her şeye baştan başlamalıyım.

Film, sakin ve sıradan bir hayat süren bir çift çevresinde gelişiyor. Herkesin yan komşusu olabilecek olan sıradan çiftin hayatı, evlerine gelen istenmeyen misafirden sonra altüst olur. Çiftin ilişkisini sınayacak olan bu misafir evin tüm huzurunu bozacaktır... Misafirin eşinin de aralarına katılmasıyla birlikte işler beklenmeyen bir yön alacak ve gizlenen amaçların ne olduğu sorgulanmaya başlanacaktır...


*iki film de beni çok etkiledi, aynı konu fakat çarpıcı bir şekilde senaryosu, oyuncularıyla bambaşka olmuş.
link https://www.imdb.com/title/tt5109784/?ref_=nv_sr_2



*IT 
Film, Maine'in küçük bir kasabasında yaşayan 7 çocuğu ele alıyor. Bu yedi arkadaş okullarında dışlanan bir gruptur. Ancak en büyük sorunları bu değildir. Arkadaşlar bir yandan hayatın getirdiği sorunlarla, bir yandan da ergenlikle uğraşırken, başlarına beklemedikleri bir bela daha açılır. Kurbanlarının korkularına göre şekle girebilen Pennywise, ürkütücü bir palyaço kılığında bu 7 çocuğa dehşet saçmaya başlar. Artık okuldaki sorunları, verecekleri hayatta kalma mücadelesine oranla bir hayli önemsiz kalacaktır...

*Korkunun ta kendisi, izlerken koltuğa yapışıp kaldım. 



link https://www.imdb.com/title/tt1396484/?ref_=nv_sr_3

*ANNABELLE
Oyuncak bebek yapımıyla uğraşan bir adam ve eşi mükemmel bir aile hayatı sürerken büyük bir trajediyle karşı karşıya kalırlar. Küçük kızları hayatını kaybeder. Aradan birkaç yıl geçtiği halde acıyı atlatamayan çift kapanan bir yetimhanenin kızlarını ve görevli rahibesini evlerinde misafir olarak ağırlarlar. Ancak bu küçük kız grubu, özellikle de Janice, oyuncakçının yarattığı lanetli Annabelle'in hedefi olacaktır... 

*Ürkütücü bir filmç



link https://www.imdb.com/title/tt5140878/?ref_=nv_sr_2
*THE BOY
Amerikalı genç bir kadın olan Greta (Lauren Cohan), İngiltere'nin kalabalık yerleşimlerinden uzak bir köyünde 8 yaşındaki bir erkek çocuğuna dadılık yapmayı kabul eder. Ancak bir sorun vardır, bakıcılık yapacağı çocuk gerçek boyutlarda bir porselen bebektir. Aile, 20 yıl önce kaybettikleri çocuklarının acısını hala üzerinden atamamıştır. Ancak Greta'nın uyması gereken çok keskin kurallar bulunmaktadır. Ne var ki Greta bu kuralları çiğner ve oyuncak bebek, hayatında karşılaştığı en büyük kabus olur.

*İzlerken aklımı kaçırmam an meselesiydi. 



link https://www.imdb.com/title/tt3882082/?ref_=vi_md_ti
Bu filmleri sevenler, aşağıda yazdıklarımı da göz atabilir. Bazılarının isimlerini bulamadım, sizlerden de destek bekliyorum retro olabilir, siyah beyaz, yeni dönem fark etmez.
Öpüyorum hepinizi.

link https://www.imdb.com/title/tt7784604/?ref_=nv_sr_1


link https://www.imdb.com/title/tt0470752/?ref_=nv_sr_1

link https://www.imdb.com/title/tt0062622/?ref_=nv_sr_1


link https://www.imdb.com/title/tt2543164/?ref_=nv_sr_1

link https://www.imdb.com/title/tt5715874/?ref_=nv_sr_1


link https://www.imdb.com/title/tt0083658/?ref_=nv_sr_2

link https://www.imdb.com/title/tt1856101/?ref_=nv_sr_1

link https://www.imdb.com/title/tt0348836/?ref_=nv_sr_1

link https://www.imdb.com/title/tt0119174/?ref_=nv_sr_1

link https://www.imdb.com/title/tt6265828/?ref_=nv_sr_1
link https://www.imdb.com/title/tt2321549/?ref_=nv_sr_1

link https://www.imdb.com/title/tt1437358/?ref_=nv_sr_1

link https://www.imdb.com/title/tt0407304/?ref_=fn_al_tt_1

link https://www.imdb.com/title/tt0450385/?ref_=nv_sr_1
link https://www.imdb.com/title/tt0480249/?ref_=nv_sr_1

link https://www.imdb.com/title/tt0782042/

link https://www.imdb.com/title/tt1020530/?ref_=nv_sr_2

link https://www.imdb.com/title/tt6644200/?ref_=nv_sr_1

link https://www.imdb.com/title/tt1189073/?ref_=fn_al_tt_1

link https://www.imdb.com/title/tt3099498/?ref_=nv_sr_1
                                                                          TUSK 2014

link https://www.imdb.com/title/tt1454468/?ref_=fn_al_tt_3

link https://www.imdb.com/title/tt5442430/?ref_=nv_sr_4




Kara Büyü

Yorum Gönder

TUTKULU ŞAİR SYLVİA PLATH

“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.” – Benim hayatı mın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve...

Günün Resmi

Günün Resmi
Camille Claudel