11.06.2018

# ahlatağacı # birzamanlaranadoluda

AHLAT AĞACI



Babasına doya doya sarılamayanlara, yüreğindeki taşı atamayanlara gelsin bu şahane film.
Nuri Bilge Ceylan'nın filmlerini hep sevmişimdir hele ki  Kış uykusunda Nihal'in kocasıyla arasında geçen konuşmalar birbirlerini irdeledikleri   uzun ve derin diyalogların olduğu sahnelerdir.
Yıllar öncesinde karısıyla birlikte  ilişkiler üzerine çektiği İklimler filmi ve  Güz Sancısı filmleri de   bende her zaman güzel duygular hissettirmiştir. 


Ahlat ağacını izleyip sona ulaştığımda, kalbime saplanıp çıkaramadığım oklarla  kalakaldım sinema salonunda...




Kafamdan neler geçmedi ki o anda hemde neler, başrolü kapan delikanlının oğlumla benzerliği, ayrık otluluğu, tuhaflığı, bazen kendi dünyasında bazen de çevresine laf yetiştirmeye çalışan ergen hayalleriyle savruluşu..




Baba rolünde ki oyuncumuzu  izlerken , kendi babamı ne kadar özlediğimi, sesini duymaya ne kadar hasret kaldığımı, hayattan  fazlasıyla yorulup şimdi kapıdan gelse saatlerce onunla konuşma isteğimi.

Sabahın erken serinliğinde daha yıllar öncesinde yeni evimizin balkonunda bana anlattığı gündelik avare şeyleri hatırlattı bu film bana,  o gün orada balkona konan kuşların sesini  hala  bugün bile  duyabiliyorum.
Bir keresinde  babalar günü anısına kendisine yazdığım güzel sözlerle bezenmiş  kartı okurken gözlerinden akan yaşı hatırlıyorum.  Aynı şekilde kötü olarak beynime kazınan unutamayacağım  zamanlar da var tabi . Bir gece yarısı bizi terk edip ruhlar alemine gidişini ve kendiyle birlikte bizleri de bir bilinmeze bir mutsuzluğa ,umutsuzluğa doğru çektiğini.



Bazı filmler beni derinden etkilemeyi  gerçekten başarmıştır. Yeniden izlemek satır aralarını yakalamak çok hoş. Bazı filmler derde şifa niyetine yaralarınızı temizleyip kökünden koparırken bazıları çoktan kabuk bağlamış.





Sakın duygusal veya dram şeyleri sevdiğimi zannetmeyin.  Benim anlatmak istediğim, filmin içeriğinde çok güzel mesajlar  var, hissedilmek,  anlaşılmak istiyor,  yaşanmayı  özümsenmeyi yakalamak   istiyor bazı filmler.





Fimlere ön yargılı yaklaşmak, fazla sevmek  iyi bir şey mi bilmiyorum, ama içinden izlerken  kendinize, hayat tarzınıza uygun şeyler bulabilmekte marifet bence..

İzlerken hayatımıza bakış açımıza bir şeyler katabiliyorsa ne ala.



Anlaşılmak istendiğini haykıran canlı ve nesnel  her şeye bende adımlar iki kat fazladır her zaman.




Ben daha çok filmin yarısından sonra gerek görseller, gerek kamera açılarıyla beni mest eden konunun coştukca coşan  yerlerini  daha  çok sevdim. Çok doğal buldum, ana oğul ilişkisinde ortaya çıkan çaresizliği, acıyı taaa şuracığımda hissettim.




Filmimiz Sinanın kafasında hiçleştirdiği babasının aslında Sinanın insanlara tepeden bakmasına sebep olan doluluğunun ve aykırılığının en büyük mimarı olduğunu anlaması, ulan ben Sinan isem, bu İdris sayesinde imiş aydınlanması , dededen -toruna hep farklı olmalarını fark edişi bu varoluş gerçeğinden soyutlanamayacağını kabullenmesi ayrıca kitabını tek kişinin babası olmasına duyduğu minnet kendi yazmışçasına anlaması, irdelenmesine olan şaşkınlığı tüm bunlar Sinana aslında ağır geliyor.




Ve o intihar sahnesi bence alternatif sondu.. Yani yönetmen konuyu seyircilere bıraktı demiyorum tabi, film net bitti, Sinan ölmedi. Ama o intihar Sinanın  aklından geçen iki uç sondan biriydi ciddi ciddi kendini oraya asabilirdi de hakikaten. Ve biz bunu ilk gördüğümüzde yargılamadık. Haklı sebepler bularak, Sinanı buna iten şeyler gözümüzün önüne geldi.  Hayata bunca yükle devam edemeyecek oluşunu , pes edişini kabullendik.




Ama Sinan diğer alternatifi seçti. Babasından nefret eden Sinanı astı aslında o kuyuda ve aslında hiç bir zaman topluma ait olamayan yanlız babasını seçti. Kendisi o küçük kasabada yaşamanın acısını bu denli yaşarken babasının da aslında bu acı ve çaresizlik nedeniyle kendini deliliğe vurduğunu anladı. Herkes gibi olamayan babası nefret dolu, asabi bir insan da olabilirdi, fakat olmadı...

Hep gülümseyen, iyi niyetli, saf bir adam olarak kaldı. O kadar  bildiğini okuduğunu unutup o sıkıcı hayatın içinde tutunmanın kendince yolunu buldu.



Sinan bunu gördü, babasını ve onun acı yanlızlığını anladı, ona saygı duydu, merhamet etti, kendisine benzetti,  ve o kuyuya inip o çıkmaz denen suyu çıkarmak için kendi deliliğini ortaya koydu.




Babasının oğlu oldu.




Bu son  sahneden sonra deliler gibi hıçkırarak ağladığımı biliyorum. Koltuğuma mıh gibi çivilenip  yapıştığımı da, hatta uzun bir süre çıkmadan orada oturup daha da ağlamayı istediğimi..




Hayat gerçekten çok garip,  bazen çoğaltıyor, bazen yanlızlaştırıyor, bazen çok mutlu ediyor, bazense ölümlerden ölüm beğen.

Her ailenin kendi iç dünyalarında çözemediği öyle çok sorunları var ki, şurda izlediğimiz şeyler arka odada, salonumuzda yatak odamızda bizim evlerimizde de  yaşanan şeyler değil mi?  Üstten bakma hor görme,kendini  kişiselleştirme, ego yarışları bizlerde  de yok mu? Toplumun genel kuralları içerisinde kazandığımızı zannederken kaybettiğimiz değerlerimiz yok mu? Birilerine ait olacağız, yaranacağız  diye kendi öz benliğimizi, öz saygımızı kaybettiğimiz alanlar  yok mu?



Dedim ya hayat tuhaf, insanoğlu ise daha da tuhaf.. Hayatımıza sonradan dahil olanlar ise yazamıyorum bile.




Güzel bir bayram bekliyor hepimizi, her nerede olursanız olun, mutlaka gidin bu filme güzel arkadaşlarım.

Doğallığın güzel kadrajların tılsımlı rüzgarların, yanlızlığın, ve iç sesinizin konuşmasının  keyfini çıkarın.. Hayat mayat , şakaya gelmez işlerden uzaklaşarak stresinizi de kolunuzun altına alarak koşarak gidin gidin de bakın bakalım hayatın neresindesiniz?  Neler yapmışsınız? Ve şu güzelim
 hayattan beklentileriniz neler ?  Güzel okuyucularım:)



Filmde beni etkileyen sahneler;


İlk sahne açılışında Sinan'nın  kafede oturuyor oluşu ve ekrandan yüzüne yansıyan ışıklar,
Evine döndüğü anda sanki kendi evimize geliyormuşuz gibi hissettiren duygu,
Babasının yanlız yemek yemesi ve bundan ailenin  hiç rahatsızlık duymaması
Babanın evde yanlızlaştırılması, atıllaştırılması
Askere giderken parasının olmaması ve babasının üstüne  aciz bir şekilde ondan para istemesi
Çocukluk fotoğrafları
Askerden geliş anı
Babasına korumak amaçlı  etraf da ki zararlı insanları azarlaması, ebeveyni gibi davranması
Bahçe karşılaştığı  kızdan etkilenmesi ve aralarında geçen diyaloglar
Babasının cüzdanında kendi  resmini bulması ve ağlaması
Babasının öldüğünü sandığında içinde ki  korku ,acı ve üzüntüyle ne yapacağını bilemeyişi, bu durumla baş edemeyişi
Annesiyle evlilik, hayat ve babasıyla ilgili  konuşmaları
Annesine yazdığı  kitabını verdiği an
Babasının kitabını okuduğuna ve kitabı kendi yazmışçasına özümsemesine ve onu  anlamasına şaşırması
Ve filmin sonunda azimli bir şekilde babasının  yanında olarak  ona saygı duyup önemsemesi.
Ve bir gerçek var ki babasını içten içe çok seviyor oluşu ve filmin başından itibaren bu durumu içine kabul ettiremeyişi.




Yorum Gönder

TUTKULU ŞAİR SYLVİA PLATH

“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.” – Benim hayatı mın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve...

Günün Resmi

Günün Resmi
Camille Claudel