28.05.2018

# astralseyahat # ballıkayalartabiatparkı

Ballıkayalar Tabiat Parkı..


Yeşil vadinin en tepesindeyim ve bir kartal edasıyla, çevreyi gözetliyorum, geçen kamyonlar, sıra sıra iş makinaları, uzaklara baktıkça küçülüp patikalaşan asfalt yol, rüzgarlı yol saçlarımı da ayrı bir  uçuruyor, düşünceler allak bullak, garip bir insan mıyım ? hayır, çok mu yanlızım hayır? çok mu iş güzarım evet:))) 

 Samsun'da ki anılarım geliyor aklıma rahmetli babaannemin mis gibi bize ekmek getirdiğini  zamanları hatırlıyorum,  ramazan ayıydı galiba..gece yarısı uykudan uyanıp gözlerimi kırpıştırıp araladığımda şahane bir ekmekle karşı karşıyaydım  hemde tereyağlı mis gibi odun ateşinde pişmiş olarak.  Ne zaman Ballı kayaların yolundan geçsem  bu tepeden vadiye doğru baksam aklıma hep çocukluk  anılarım geliyor, olmadık anda, olmadık yerde hepsi beynime hücum edip duruyor. Buranın bu kadar sessiz olması kuş böcek seslerinin yankılanması da cabası...Geçmişte   Babaannem ile çok anılarım var,  içime kapanık olmam ve devamlı hastalanmam nedeniyle yatırlara, hacılara, hocalara ,  doktorlara götürürdü  beni kendisi, Salı pazarından aldığı güzel taze yiyecekler, kamyon arkasında eve geldiğimiz,  iki katlı konakvari evinin bir odasında Almanyada ki halamdan gelen envai çeşit eşyalar, arkadaki siyah üzümler, tabi öyle bildiğiniz üzümlerden değil,  gövdesine oturabileceğiniz kalınlıkta  iri kıyım dallar ,sallandığımız ıhlamur ağaçları, top oynayan ,fındık ve mısır ayıklayan amcamları, evin önünde pekmez kaynatılan  siyah büyük kazanları, kepçe niyetine kullanılan kahverengi oval kabak kepçeleri, yengemin kalabalık  cenazesini  Almanya'dan her yaz tatile gelen amcamların içi ağzına kadar eşyalarla dopdolu minibüslerini , komşuya gittiğimizde doktor  çantasından aşırdığım eski model şırınga iğne setlerini, anneme kızıp tüm fotoğraflarımızı yırtıp, hepsini sağa sola attığımı, annemin arkasından o güzeller güzeli bahçesini suladığımı, babamın motorunu, ve Samsun fuarından alınan pullu allı rengarenk balonumu.
Kıskançlıktan kardeşimin oyuncak bebeğinin kafasını kopardığım anı, fazla oyuncaklarımızın olmayışını ve daha neleri.
Hepsi de şimdi aklımın bir köşesinde rüyalar, hayaller karışımı,  kendimle baş başa kaldığımda, bilinçaltımdan fırlayıp önüme,
 eteğime ,kucağıma avuçlarıma düşen anılar. 
Ne zaman bir Tarkovsky filmi izlesem, kendimi filmin içindeki hayalellerle özleştirir bulurum. Rüyalar, bilinç altı anılar ,duygusal gelgitler, ve havada uçuşan yapraklarla beraber, kafamı her yukarı gökyüzüne kaldırdığımda beynimin içindeki devasa büyük Samsunda ki silüetli  iri ağaçlar.

Nerden geldi aklına bunca anı, hüzün derseniz, bazen olmadık zamanlarda, olmadık anlarda , küçücük bir parça şey sizi böyle  anılara götürmez mi? başkaları için anlamsız olan şeyler sizin için çok şeyler ifade etmez mi? 
Arabamı alıp başımı vurduğum yollarda bazen inekler, söğüt ağaçları, üzüm dut dalları, küçük evler kapısı bacası kırmızı boyalı, şehirden uzak  bacalı evler  ve yeni  yerler görüyorum. 
İçim buralara hasret, gözlerim dalıp hemde uzun uzun dalıp buralara çocukluğa doğru yol alıyorum. 

Benim bahsettiğim şey, kesinlikle bir yorgunluk veya kentin karmaşasından sıkılma değil, çocukluğuma açılan pencereden hayatı izlemek, anılara dalmak.
 Hoşuma gidiyor, sorgulamak, düşünmek,  insan nedir ? ne değildir? nereden gelmiş?  nereye doğru gitmektedir faslı.

Hayat bir mucizedir, ve ben bu mucizeyi içimde çok güzel , çok yoğun yaşayabiliyorum. 
İnsanların ufak tefek kavgalarını, küçücük şeyler için içten içe  fesatlıklarını , olur olmaz şeyler için çıkardıkları kavgaları, anlamsız tavırları gördükçe içim öyle ezilip kırılıyor ki kendimi doğaya atıp,  içime kapanıyorum.

Çocukken de maceraperestim şimdi de yine aynı hiç değişmedi huyum suyum, yenilik heyecan, değişiklik karakterimin olmazsa olmazları, beni ben yapan şeyler.

Böyle gezilerin birinde tesadüfen keşfettiğim bir abladan bahsetmek istiyorum sizlere.

Küçük kuzinesin de ekmek pişiren, gözleme yapan,  dişiyle tırnağıyla kendine bir mekan yapan Hanife teyzeyi.

Önce gözleme, sonra yumurta sonra da fırında pişirdiği ekmeği benle paylaşınca, her daim uğramak mecburi bir keyif oldu benim için. 

Bulunduğunuz ortamlardan kaçıp, arada böyle insanların dünyasından feyiz  almak var,  kendisi bana hep tabelasını gördüğüm ama gitmediğim hatta yolun az ilerisin de yer alan Ballı kayalardan bahsedince hemen gidip görme isteğiyle dolup taşıverdim. 


Ana yoldan patika yola girince sessizlikten ve sakinlikten biraz ürkmedim desem yalan olur. 

Fakat gördüğüm manzara, karşısında nutkum tutuldu, öncelikle kocaman bir göl var, her yer yemyeşil, göle karşı minik masalar, akan sular, çağıldayan dereler, huzur var arkadaşlar huzur , meğer burası hafta sonu ana baba günü oluyormuş, sabah erkenden gölün üzerinde tatlı bir sis tabası yer alıyormuş, etkinlikçilerin, kampçıların, trekkking ve tırmanıcıların uğrak yeriymiş. 

Bala keşfettim burayı ama inanın çok güzel çok keyifli bir yer. buralara yakın yerlerdeyseniz bir gidin görün derim, tırmanmaya merakınız  varsa işin uzmanlarını alıp vurun kendinizi dağ bayır kayalıklara:)) 

Çocukken yaylalarda koştuğumu hatırlıyorum, keçi gibi patikalardan düşe kalka yolumu bulduğumu, taşların üzerinden sekip, vadiye doğru çocukça bir neşeyle hoplayıp zıpladığımı...

Ama artık bunlar çok eskide kaldı, şimdi tırmanmak belki de kolay geliyor bana ve ilgimi çekmiyor aslında, yükseğe çıksam belki içim hop kalkar hop oturur, oturduğun yerden işkembeden atmak kolay tabi:))
,
Benimse; şu ara merak ettiğim şey, insanlar buz pateninde nasıl kayıyor, Bakü'de geçirdiğim macerayı eminim hepiniz hatırlıyorsunuz,düşe kalka yuvarlana yuvarlana çata pata sonuç hüsran...

Keşke bende böyle buzun üstünde durabilsem, ne stres kalır, ne endişe :)
Oh ne ala dediğinizi duyuyor gibiyim. 

Sonuç olarak konumuza gelirsek, keşfetmenin zararı yok aksine deli bir faydası var, geçmiş ve geleceği modern dünya ile birleştirmenin de  keza, 

 Suyun kenarına indiğimde ise, iç sesimi dinleyip, suyun şırıltısına dertlerimi dökebileceğim  yeni bir mekanım oldu artık , sakın ola çok dertli sanmayın, yükseleni ikizler olan balık burcu takar öyle her şeyi dert eder kendine olur olmaz günübirlik marazi işleri...

Yoksa  keyfim pek bir yerindedir. Halime vaktime de şükreder dururum, doğayı, denizi, gökyüzünü, havayı, hayvanları ve çocukları gördükçe  daha da çok  mutlu olurum. 

Şimdilik sizlere hafta sonu kısa kısa gezebildiğim yerleri yazıyorum. Tatil planlarımın arasında Kıbrıs var, adayı köşe bucak gezip  sizlerle paylaşmak derdindeyim.  

Birde instagramdan takip ettiğim  @organik adam'ın yayla turları var tabi ki, tüm yaylalar elden itinayla geçirilir, yaylalara tırmanıp, tereyağında taze köy yumurtaları hüpletilir vesselam.
 bakınız;işte burada

Taşdelen -Reşadiyede yine tesadüf eseri keşfettiğimiz Küçük cenneti de ayrı bir yazarım artık sizlere  önden merak edenler için işte burada;   küçük cennet

Herkese hayırlı bol bereketli , bol ibadetli güzel bir ramazan geçirmelerini diliyorum. 
Sevgiler herkese.









Yorum Gönder

TUTKULU ŞAİR SYLVİA PLATH

“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.” – Benim hayatı mın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve...

Günün Resmi

Günün Resmi
Camille Claudel