15.11.2017

# çocukluğadair # çocukluk

Pul Koleksiyonum


İnsanoğlunun doğasında her zaman bir şeyler biriktirmek vardır.  İster güzel günden kalan bir şey olsun, ister geçmişten bir hatıra.

Elimizin altında bakmaya doyamadığımız sevdiğimiz renkli bir sürü anılar bizi eskiye çok eskilere götürmektedir. 
Benimde ilk biriktirdiğim şey tabi ki başlıktan da anlayacağınız üzre, kapağı  lacivert renkli sert mukavvadan yapılmış,  pul koleksiyonumdu.

 Üst üste binen şeffaf sıralamaların  içine yerleştirdiğim eski dönemlere ait severek ve özenerek biriktirdiğim minik boy  pul koleksiyonu kitapçığım.
 Çok fazla kitap okuduğum için annem tarafından ceza olsun diye:)) yakılarak yok edilen belki bugün hala devam edebilseydim, içinde dünyanın en iyi en güzel en kaliteli  pullarının yer alacağı çocukluk hobimin meyvesi olan çağdaş pul koleksiyonum.  

Belki o gün yok olan şey, küçük bir çocuğun taze, saf  merakıyla biriktirilmiş minik kağıt parçaları gibi gözükse de  eminim yakılıp yok edildiğinde kim bilir  içimde ne derin üzüntüler yaratmıştır. 

 Aradan yıllar geçti zevklerim ve huylarım öylesine değişti ki.

 İçim de   öyle güzellikler yeşeriyor ki; bunu ancak beni tanıyanlar çok iyi  bilebilir.
  Bazen ben bile bu garip huylarıma şaşırarak, kendimi tanıyamıyorum.
 Ruhaniyetimden  tırsıp kendimden bile şüpheye düştüğüm anlar olmuyor değil dostlar.

  İçim de gittikçe  daha da büyüyen  tasarım, resim, kitap, heykel, seramik sevgim  ve sanatın alt dallarına ait ne varsa beni ben yapan ve şu an olduğum kişiye dönüştüren şeyle gerçekten çok ama çok  mutluyum.  Kendimle bayağı bir barışığım yani. 

Geçmişin izinde, antika  koleksiyonuna dair   bizim evde ne ararsanız vardı. 
Belki de her şeyden biraz bir parça..
Kasetler, peçeteler, kitap arşivleri, tavan arasında ufak tefek valizler, kutular, çocukluk  arkadaşlarımın bana yazdığı güzel mektuplar, güzel şiirler, kurutulmuş güller, eski fotoğraflar, alman marka fotoğraf makinası, kasetçalarlar, eski radyolar, eski şapkalar, abajurlar, kalem kutuları,  hepsi de evimizde bizle birlikte yaşayıp nefes alıp veren canlı hücre misali hayatımızda ki hayali  uzaylılar gibiydiler.
Eskiden, gece olunca başımı yastığa koyup, nedensiz bir ağlama isteğiyle uyuyakalırdım.
Mutsuzluk değildi tabi bu sadece çocukluğun getirdiği anlamsız bir şey, kederli bir şey, geleceği hayal edip , sessiz kör karanlıkta elini kolunu nereye koyacağını bilememek gibi bir şey.
Pek şefkatli, ama şefkatten eser olmayarak, pek düşünceli ama düşüncesizce davranılarak, pek tutucu ama sonuçlarına ağır ve tek başına katlanarak.
Gecenin kör lambası sönünce evrende   benimle birlikte  beraber uykuya dalardı. 
Hayat benim gördüğüm bildiğim kadardı.
 Ötesi yoktu ötesi bilinmezdi, hayat  sırla kaplı bir kitabın içinde koca yürekli bir bulmacaydı. 
 Büyümek zordu, çocuk kalmak zaten imkansızdı. 

 Yıllar geçtikçe, hayat değiştikçe, zevklerim ve ilgi alanlarım  mevsimler gibi yer değiştirdikçe, farklı şeyler üzerine yoğunlaşmam kaçınılmaz oldu.
Kimi zaman hayatı serseriliğe vurdum, iplemedim, başıboş takılıp gönlünü  hoş ettim:)) Kimi zamansa çok derinden ta derinlerden sessizlerden,ermişlerden tasavvuflardan seslendim evren beyefendinin   kendisine:)

Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm.
Ayaklarım yorulana, dilim damağım kuruyana hayatımı içselleştirene değin yürüdüm, ta ki büyüdüğüm ana değin. 
Kendimi kaybedip, kendimi bulduğum karanlık tünellerin sonundaki ışıkla kendimle dans ederek, ayağıma bulaşan çamuru , üstüme yapışan anlamsız, saçma sapan tozu kiri  bir çırpıda silerek , silkinerek.
Günler böyle gelip giderken, sonbahar yağmurları küçük evimizin çatısından sesler çıkartırken, arka bahçede elmalar olgunlaşmış, dutlar daha yeni tadlanmış, annemin diktiği çiçekler  güneşe yüzünü vermişken, her şey güllük gülistanlıkken, 
hayat çocukluğun çarkında  dört başı mağrur koşarken. 
Ben çocukluğumun, gençliğimin en güzel zamanlarını mutlu fakat mutlu olduğumu  bilmeden  yaşarken,

İnsan yıllar  geçince daha iyi  anlıyor, nelerin değiştiğini, nelerin kaybolduğunu, canını ortaya koysa geriye artık getiremeyeceklerini.

Yaşam keşfetmeyle başlıyor, keşfetme süreci hayatın her anında; ben yürüdüğüm andan, koştuğum ve biraz daha yan gelip oturmayı planladığım anlarda bile  keşfin derin hazzından ayrılamıyorum.  

 Keşif kadını, keşif cadısı, keşif meraklısı artık siz ne derseniz  deyin kabulum:))  

Veda vakti 

Çocukluğunuzu, gençliğinizi, güneşli günlerin zevkini,  ve size sımsıkı sarılıp sevdiğini çok sevdiğini , güvendiğini söyleyen insanlarla bir arada yaşamanız ve en mutlu olduğunuz günlerin anısını kaybetmemeniz dileğimle hoşça kalın dostlarım. 

Bugün içimden böyle bir yazı geçti, gerisi Evrenini işi:))) Enerji işi:))



























Yorum Gönder

TUTKULU ŞAİR SYLVİA PLATH

“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.” – Benim hayatı mın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve...

Günün Resmi

Günün Resmi
Camille Claudel