12.09.2017

# atatürk # atatürkünanıları

Mustafa Kemal Atatürk'ü Anlamak.


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

''Hiçbir sözümde milletime karşı geri alma durumunda kalmadım. Onları söylerken bir hayal peşinde koşan gibi, hayal şakıyan bir şair gibi değil, onları söylemeliğim bu milletteki kabiliyet unsurlarını bilmezliğimden idi.1923''

Atatürk gibi büyük bir şahsiyeti burada  anlatmak gerçekten çok zor, onu tüm dünya tanıdı, tüm dünya, sevdi, tüm dünya örnek aldı. Japonya da bile eğitimlerde onun adını geçiyor. 
Sadece bir ilke adamı değil, yaşadığımız şu ülkenin, şu dünyanın, tüm ülkenin gidişatını, yönetim sistemini, eğitim ve öğretimini, kadınların özgürlük haklarını, çocukların değer görmesini, alfabeyi değiştirip, ülke sınırlarımızı genişleterek,  büyük savaş mücadeleleri verip, kendiyle aynı seviyede tuttuğu, canından çok sevip düşündüğü halkıyla kahramanca dövüşerek kazanan Atamız.

Atatürk'ü anlamak için, çok ama çok eskilere gitmek gerekiyor, bir ülkeyi yönetmek bir ülkenin  neye ihtiyacının olduğunu belirleyip  talepleri gerçekleştirmek, belki dışarıdan kolay gibi görünüyor. 
Fakat aşktada da ve savaşta başarılı olmak, oyunun kurallarını bilmek için, ortam, kabiliyet, şans, zeka, ve sağduyulu yönünüzü ortaya çıkarmanız  gerekiyor.
 Asılardır bir hayat hikayesi var Atamızın. Lakin kendisinden ne kadar haberdarız, bizi korumak ve kollamak isteyen, ülkemizin önüne  çıkan her engelleri yıkmak isteyip, fedakar Türk milletine sonuna kadar güvenip, attığı her adımda kendinden emin adımlarla bir sonraki nesile faydalı olacağına inanan Atamız.

Öncelikle savaşmış bir ülkede yaşayan herkes eminim az çok savaş stratejilerini bilir  ve yönünü ve savaş taktiklerini  ona göre tayin etmektedir. 
Sevgili Atatürk, yani atamız bu ülkede öncelikle askeri okullarda okuyarak, asker disiplini ile yetişmiş bir insan, askerlik kaide ve kurallarını bilen biri, zeki ve pratik olması, cesur yüreğinin olması, önsezilerinin güçlü olması, onun fark edilmesini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda da bir ülkenin başına geçmeyi hedefleyerek,  büyük savaşlara imza atacak gücü kendisine veriyor. Her şey den önce askerdir kendisi, askerlik stratejilerin ve savaşmayı biliyor, olacakları önceden sezip, önlemini alıyor, gerekirse gönderdiği mesajdan önce cepheye gidip durumun kontrol ve analizin yapma gücüne sahip oluyor. 

Her zaman çok okuyup , yeni ilimlere, yeni dünyalara kapılarını açık tutan Atatürk, eski zamanı ve modern dünyayı, vizyon er yapısı nedeniyle çok güzel harmanlayarak ülkemizi şimdiki haline getiriyor.
Savaş dönemi, Maddi sıkıntıları var, fakat buluruz diyor, savaş çok büyük fakat Fatih Sultan Mehmet'in savaş taktiklerinden bile esinlenip, hiç bir şeyden üşenmeden, tek tek kağıt üzerinde savaş taktiklerinin canlanmasına fırsat veriyor.
 Tam bir asker adamı kendisi, tam bir orta yolu bulucu, aynı zamanda kendini bile yargılayıp, doğruculuğundan, dürüstlüğünden ödün vermeyen saygın biri. 

Tarih kitaplarında da anlatıldığı üzre; Yaşlılarla, çocuklarla, kadınlarla ve gençlerle özellikle gençlerle kurduğu diologlar dikkat çekici, her şey ayarında ve tam dozunda. Ne kışkırtıcı nede daha ötesi, doğru olanın yolunda özü öz bir insan. Kurduğu kanun ve nizamlara baktığınızda, ilke ve inkılapları arasında dolaşıp, yaptığı anlaşmalarda, vaat ettiği gelecekte, hediye ettiği günlerde, çıkardığı yasalarda, hep ülkemizin menfaatleri ve çıkarları var.  Özünde insana, insan gibi yaşamaya saygı var. Tüm dünyaya Türk'ün gücünü, asaletini, zaferini ispat etme ama bunu da göze sokarak değil, ince üslup, hicivli zeka yeteneğini sivrilerek gözleri  kamaştıran zekasıyla yapıyor.

Giriş yazımda, Atatürk ve Latife hanım'ın resmini özellikle  paylaşmak istedim. Çünkü  her başarılı  erkeğin arkasında  mutlaka ona destek olan, fikirleri ve sevgisiyle yanında olan bir eş vardır. Latife Hanım'da kendisi dava kadınıydı, eşinin en büyük yaveri, en büyük sırdaşı, en büyük yardımcısı, en gözünü açan muktedir  kişiydi. Ne kadar ayrı yaşamış olsalar da  birbirlerini hep sevip, birbirlerinden hep haberdar olmuşlardır.  İki güçlü karakterin bazen anlaşmazlığa düşmesi  kişilik savaşlarının olması onları acı bir şekilde ayırmış fakat, ruhen hep bir arada tutmuştur. 

Latife Hanım'ın kendisinin ve ailesinin Atatürk'e çok fazla yardımı dokunmuş, kültürlü ve kendini her yönden iyi yetiştirmiş bu hanımefendinin, Avrupa görmüş karakterinin eminim Paşamıza çok faydası dokunmuştur. Yıllarca gizli bir gölge gibi yaşayan Latife Uşakizade bence asıl şimdi hakkettiği değeri görmeli, Ataya olan saygı ve sevgisinden, onu destek olup, hem eş hem arkadaş, hemde yoldaş olmasından, daha büyük bir değeri ve bizim sevgimizi sonuna kadar hak ediyor. 
Eminim, Atatürk'de onun ne kadar değerli biri olduğunu biliyordu, yoksa ayrıldıklarında bile hala ona hediyeler gönderip, ölüm döşeğinde bile yanına çağırıp ona güzel iltifatlar etmezdi .

Güzel gözlü, güzel bakışlı, güzel gülüşlü Atamız'ın hayat hikayesi çok derin, çok uzaklarda başlamış, 
1881’de Selanik’te doğmuş.  Annesi Zübeyde Hanım, babası Ali Rıza Efendi, sırasıyla, Mahalle Mektebi, Şemsi Efendi Okulu, Selanik Mülkiye Rüştiyesi, Selanik Askeri Rüştiyesi, Selanik Askeri İdadisi, Harp Okulu ve Harp Akademisi’ne gitmiş, 1893 yılında Askeri Rüştiye’de okurken matematik öğretmeni tarafından adına “Kemal” ilave edilerek Mustafa Kemal adını almıştır. 
Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılınca Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma uyarınca vatan topraklarının işgalinin başlaması üzerine Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak milli mücadeleyi başlattı.
 Bu mücadeleyi başlattığında, tüm planları kafasının içindeydi. Ülkeyi nasıl yönetip, savaşı nasıl idare edeceğine kadar her şeyi milim milim hesaplamıştı. Zaten tüm gece uyumaması, tüm arkadaşlarıyla bir arada olup , herkesi dinleyip , kendi fikirleriyle bağdaşan düşünceleri  hep bir ağızdan onaylanıp dikte etmesi  bu yüzdendi. 

Mustafa Kemal, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılması ile Meclis ve Hükümet Başkanlığına seçildi. Sakarya Savaşı’nın kazanılmasının ardından, Gazilik unvanı ve Mareşallik rütbesi ile onurlandırıldı. Bu rütbeyi almasındaki en önemli husus, savaşlarda ki cengaverliği, gözü pekliği, askerleri takip etmesi, verdiği işlerin  peşinden bizzat koşması, sonuçlarının bildirilerini alması kendisini  29 Ekim 1923’de cumhuriyetin ilan edilmesi ile beraber Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı oldu. Aldığı unvan, hakketiği bu makam ve bu ülkenin güzellikleri hiç bir şey tesadüfi değildi, o savaşlarda ön cephede askerin yanında ve vatanın düşman ellerinden kurtulmasını isteme sevdasındaydı. O bir hazine bulmuştu, çamura düşse de değeri düşmeyecek bir elmaslar ülkesi ,büyük  bir maden ve bu  göz alıcı madeni kendi elinde parlatmaya sivriltmeye muktedir gücü elinde tutarak. 

Ben kendi adıma Atamızı ne siyasi ne de herhangi bir ideoloji adı altında incelemek ve analiz etmek istemiyorum. Sadece Onun hakkında öğrendiklerim, yaşam biçimi, hayatı algılayış şekli, insancıl davranışları, çok okuyup çok yazması, her konuda kendini geliştirip teorilerini pratiğe dökme sabrına hayranım. 
İlk öğretmen olup kara tahtanın başına  geçmesi kendisine haran olmamız için yeter de artar bile. 
Bir ülkenin başında  lider olup çevresinde ve özel hayatında  yanlızlaşmak her ne kadar kendini üzmüş olsa da, Tarihe adını altın harflerle yazdırmış cesur, kahraman, ve fedakarlığın en büyüğünü gösteren önderimizdir. 
Liderliği tarihe öğretmekle kalmamış, tüm tarih kitaplarında öncü insan, örnek gösterilen kişi olmuştur. 
Kendisine saygımız  sevgimiz  sonsuzdur. 
Hemde sonsuza dek:)

Latife Hanım'ın Vefatı; 


Latife Hanım, 12 Temmuz 1975’te İstanbul’da 77 yaşındayken göğüs kanserinden hayatını kaybetmiştir. Cenazesi de yalnız başına kaldırılmıştır. Hatta O dönemin İstanbul Valisi Namık Kemal Şentürk'ün üstün gayretiyle kara, hava ve deniz birliklerinden oluşan bir şeref kıtasının katılımıyla Teşvikiye Camisi'nden kaldırılmış ve Edirne kapı Şehitliği’ndeki aile mezarlığına defnedilmiştir. Ölümünden önce anıları ve sakladığı kıymetli bazı belgeleri Türk Tarih Kurumu'na bağışlamıştır. İzmir'de ailesi tarafından yaptırılarak daha sonradan Latife Hanım'ın mülkiyetine geçmiş iki köşk bulunmaktadır. Bunlardan Göztepe'deki İzmir Özel Türk Koleji kampüsü içindeki aile malikânesi bu gün müze olarak hizmet vermektedir. Karşıyaka Belediyesi tarafından restore edilen Karşıyaka'daki ikinci köşkten ise kültürel günümüzde manada yararlanılmaktadır

Atatürk'ün Son Yılları ve Ölümü
Atatürk’ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında Yalova’da bulunduğu sırada, ciddi olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara’ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu.
Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana’ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askerî birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Ülkü edindiği millî dava uğruna kendi sağlığını hiçe saydı. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs’ta Ankara’ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul’a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teşhisi kondu. Deniz havası iyi geldiği için, Savarona Yatı’nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul’a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938’de Hatay Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi Atatürk’ü çok sevindirip moralini düzeltti.
Temmuz sonlarına kadar Savarona’da kalan Atatürk’ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı’na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O’nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938’de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı.

Bu kara haberle, yalnız Türk milleti değil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler.
 16 Kasım günü Atatürk’ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı’nın büyük tören salonunda katafalka konuldu. Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti.
Cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omuzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının göz yaşları arasında Gülhane Parkı’na götürüldü. Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar, donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyi İzmit’e getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara’ya getirilmek üzere hareket edildi.  Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı. Daha sonra Atatürk’ün tabutu katafalkta alınarak. Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre kondu.
 Türk milleti daha sonra, bu büyük insana lâyık, Ankara Rasattepe’de bir Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953’te Etnografya Müzesinden alınan Atatürk’ün naaşı Anıtkabir’e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiş olan vatan toprakları ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleştirildi.



Atatürk'ün Sözleri, 

*Bilim, gerçeği bilmektir.

Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız.

*Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir.

*Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.

öğretmenler! Cumhuriyet sizden düşünceleri hür, vicdanı hür,irfanı hür nesiller ister.

*Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. 
Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa, tam bir hayata sahip olamaz.

Bir milletin sanat yeteneği güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür.

*Bir milletin kültür düzeyi üç safhada; devlet, düşünce ve ekonomideki çalışma ve başarılarının özüyle ölçülür.

*Kültür zeminle orantılıdır. O zemin milletin seciyesidir.

Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir.
*Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi
lazımdır (1930).  
Atatürk'ün Vecizeleri

*Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.


 *Cumhuriyeti,ve onun gereklerini yüksek sesle anlatınız.Bunu yüreklere yerleştirmek için elverişli olan hiçbir durumu kaçırmayınız.


*Bu memleket tarihte Türktü, halde Türktür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.1923


*Ben,Türk ufuklarından bir gün mutlaka bir güneş doğacağına, bunun hararet ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu âdeta gözlerimle görüyordum. 1937

* Cumhuriyet ahlak üstünlüğüne dayanan bir ülküdür;Cumhuriyet erdemdir.

*Millî egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar. 1929

* Bizce: Türkiye Cumhuriyet anlamında kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en muhterem mevkide, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir mevcudiyettir. 


*Türk milleti kahramanlıkta olduğu kadar, istidat ve liyakatte de bütün milletlerden üstündür. Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve bağımsızlık fikrinin ölmez
 abidesidir. Bu eseri meydana getiren bir milletin evladı, bir ordunun Başkumandanı olduğumdan daima mesut ve bahtiyarım. 1927


*Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O, esaret ve aşağılığı kabul etmez.1919



*Türk köylüsünü 'Efendi' yerine getirmedikçe memleket ve millet yükselemez İnsaf ve merhamet dilenmekle millet işleri, devlet işleri görülemez; millet ve devlet şeref ve bağımsızlığı temin edilemez.1927


*Mesuliyet yükü her şeyden, ölümden de ağırdır.1915


*Dünya üzerinde yaşamış ve yaşayan milletler arasında demokrat doğan yegâne millet Türklerdir. 1937

*Türk, esaret kabul etmeyen bir millettir. Türk milleti esir olmamıştır. Ben gerektiği zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.1937

Dolayısıyla ya istiklâl, ya ölüm! 1920.

Albert Einstein'den Atatürk'e Mektup, 


Einstein  Mustafa Kemal Atatürk’e bir mektup yazmıştır.

Albert Einstein, 1933 yılında Almanya’ da bulunan 40 tane akademisyenin, Alman yasalarının ağır olmasından dolayı bilimsel çalışmalarını gerçekleştiremediklerini belirterek Mustafa Kemal Atatürk’ e bir mektup yazıyor. Bu 40 akademisyenin Türkiye’ ye kabulünü rica ediyor. Bu mektupla 40 Musevi akademisyenin Türkiye’ ye kabulünü sağlıyor. 

” Ekselansları, OZE Dünya Birliği’nin Şeref Başkanı olarak, Almanya’dan 40 profesörle doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye’ de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler, Almanya’da halen yürürlükte olan yasalar nedeni ile mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler.



Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda müracaat arasından seçilmişlerdir. Bu ilim adamları  hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde bir yıl boyunca hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler.


Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etmek cüretini buluyorum.


Ekselanslarının sadık hizmetkarı olmaktan şeref duyan, ''Prof. Albert Einstein''


En güzelinden; 
*'' Atatürk yalının bahçesine çıktı. Kendisini görmek için caddeleri dolduran halkı selamladı, sonra şöyle söyledi;
-Benim için zahmet ediyorsunuz, mahcup oluyorum. Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.''*

*Bu söylediklerimin hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur; Beni hatırlayınız''

*''Mesudum, çünkü muvaffak oldum''.




Atanın çocukluk fotoğrafı
ASKERLİK DÖNEMİ


























KADINLAR'A BAKIŞ AÇISI




Sevgili eşi Latife hanım















Kazandığı Savaşlar

*31 Mart Vakası 13 Nisan 1909

*Arnavutluk İsyanı 15 Ocak 1911

*Trablusgarp Savaşı 29 Eylül 1911

*İkinci Balkan Savaşı 1912- 1913

*Çanakkale Savaşı 18 Mart 1915

*Doğu (Kafkas) Cephesi 1916-1917

*Suriye-Filistin Cephesi 1917-1918

*Kurtuluş Savaşı 1919 - 1923
*Sakarya Savaşı 20 Ekim 1921

*Büyük Taarruz 4 Mart 1922

Atatürk'ün yaptığı yenilikler;

*Cumhuriyet’in İlanı (29 Ekim 1923)

*Eğitim ve Öğretimin Birleştirilmesi (1924)

*Şapka Kanunu (25 Kasım 1925)

Türk Kadının Siyasi Haklara Sahip Olması (1926-1934)

*Harf Devrimi (1 Kasım 1928)


*Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)


*Laiklik İlkesinin Anayasaya Eklenmesi (1937)
Yorum Gönder

TUTKULU ŞAİR SYLVİA PLATH

“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.” – Benim hayatı mın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve...

Günün Resmi

Günün Resmi
Camille Claudel