21.08.2017

# ayasofya # beşiktaş

KONSTANTİNAPOLİS & TOPKAPI SARAYI

Eski İstanbul
İstanbul'un geçmişini okurken etkilenmemek mümkün değil, eski yerleşimlerin olduğu semtlerin yıllar içinde gelişimleri, değişimleri  gerçekten çok ilginç olmuş. Benim de aklımdan uzun zamandan beri  İstanbul'un geçmiş tarihini, önemli kalıntılarını , müzelerini yazmak geliyordu.

Aşağıda bir günümü  İstanbul'da  gezerek geçirdiğim ve Topkapı Sarayını ziyaretimde çektiğim fotoğrafları paylaştım sizlerle.

İstanbul'da daha bir çok  geçmişe ait kalıntıların yer altı geçitlerin, dehlizlerin, kalelerin, tapınakların olduğuna   inanıyorum.  
Yıkılan bir kale, dökük kırık bir çeşme, eskiye ait minicik de olsa bir kalıntı.
  Bu özel mülklerin, hasar görmeden koruma altına alınması ve özenle korunması gerekiyor 

Sevgili okuyucu; ülkemiz hakkında gözden kaçırdığımız değerlerimiz var, yok olan zaman ve hayallerimiz var.  
 İstanbul öyle bir şehir ki bazen insan  bu  şehri aşkla yakmak, bazen içine  sokmak, bazen de nedensiz kaçmak istiyor.
Sonuçta yine dönüp dolaşıp  metropol şehrin kendisine dönüyor insan. 
Sevgili dostlar, İstanbul yazımın devamı gelecek, en yakın zamanda Ayasofya,  Kız kulesi  Galata kulesi, Yerebatan sarnıcı, Galata Mevlevihanesi, ve derin Üsküdar tarihini paylaşma dileği içindeyim. 
 Sevgiyle kalın can dostlar.

İSTANBUL HAKKINDA

Küçükçekmece yakınlarındaki, yarım burgaz mağarasında bulunan, yaklaşık dört yüz bin yıl öncesine ait kalıntılar, İstanbul da insan aktivitelerinin, ilk izlerini taşıyor.  Kentteki ilk sabit yerleşim yeri ise, fikir tepe, kültürü adıyla, tanınan ve bugünkü kadıköy, fikir tepe semtinde, 60'lı yılarda kazılan yerleşmeden biliniyor.  Aynı döneme denk gelen , bir diğer yerleşim ise Pendiktedir. Son zamanlar da bunlara bir yenisi daha eklendi. Yeni kapıda sürdürülen Marmaray projesi, kapsamındaki kurtarma kazılarında, önce bizans dönemi liman; daha derinde ise neolitik bir köy ile karşılaşıldı. İnsanların sabit köyler kurduğunu, bitkileri elleştirdiği, hayvanları evcilleştirdiği bu dönem, bugünkü uygarlığın temellerini atılması anlamına da geliyor. Günümüzde yaklaşık 8 bin yıl öncesine  giden bu köylerde, yaşayan insanların iskeletleri, başka bir deyişle ilk istanbullular yeni kapıda açığa çıkarıldı. Bundan sonraki süreç pek tanınmazken, istanbul da ilk kentleşme döneminin, kadıköy de başladığı biliniyor. Topraklarına, kalkhedon adını veren bu insanları bugün Aydın'da bulunan Milet kentinden geldikleri, düşünülüyor. Aynı dönemde, Üsküdar, hrisopolis ve Galata da sykai da küçük köyler olduğu kabul ediliyor. Uzmanlar ise, İstanbulun kökenini, bugünkü Yunanistan da bulunan, Megaradan gelenlerin saray burnun da kurduğu byzantion kentine bağlarlar. kentin kuruluş tarihi. İ.Ö 668 yılları olarak kabul edilir. Efsaneye göre kral, Byzais kenti kuracağı yeri kahinlere danışır. Kahinler Byzaise kentini körler ülkesinin bugünkü kadıköy karşısına, kurmasını tavsiye eder. Byzais önderliğinde yola çıkan gemiler saray burnuna demirler. Daha sonraları, kadıköy de de, bir köy olduğu fark edilir. Ancak burası saray burnunun aksine, doğal limanları olmayan ticaret bakımından, gelişmemiş bir yerdir. Ne yazık ki Byzantion'nun  kurulduğu saray burnunda bu dönemden yana hiç bir yapı yoktur.
O dönemin kent merkezi bugün, topkapı sarayının olduğu yere denk düşer. Yazılı kaynaklar bu bölgede Zeus, Apollon, Artemis ve Afrodit'e  adanan tapınaklar olduğuna işaret eder.

Gülhane parkının stadyum, Agoranın olduğu yerin ise, Topkapı sarayından denize doğru inen, yamaçta olduğu tahmin ediliyor.


Mezarlıklar bölgesinin de, kent merkezinin dışında, Süleymaniye ve Beyazıt camilerinin arasında bir yerde olduğu biliniyor. Byzantion, onu yeniden kurarak, başkent ilan eden Konstantinus Magnusa değin İ.S 313-337 'e kadar yaşar. Ve bundan sonra yeni kurucusunun adıyla Konstantinopolis olarak tarihe geçer.
Bakınız; Topkapı Sarayı


Topkapı Sarayı, Osmanlı sultanlarının ikametgâhı, devletin yönetim ve eğitim merkezidir. İstanbul fatihi Sultan II. Mehmed tarafından 1460-1478 tarihleri arasında yaptırılmış olan ve zaman içerisinde bazı ilavelerin yapıldığı Saray’da, Osmanlı padişahları ve Saray halkı 19. yüzyıl ortalarına kadar ikamet etmiştir. 1850’lerin başında Sultanlar, mevcut Saray 19. yüzyılın devlet protokolü ve merasimlerine ilişkin gereksinimleri karşılamakta yetersiz kaldığı için Boğaz’daki Dolmabahçe Sarayı’na taşınmışlardır. Ancak saltanat hazinesi, Mukaddes Emanetler ve imparatorluk arşivleri Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilmiş, bir baba ocağı olması ve Mukaddes Emanetler’i barındırmasından dolayı burada devlet törenleri yapılmaya devam edilmiştir. Topkapı Sarayı, Osmanlı monarşisi 1922’de kaldırıldıktan sonra, 3 Nisan 1924’te Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle müzeye dönüştürülmüştür. Fatih Sultan Mehmed, fetihten sonra Beyazıt’ta bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu yerde, daha sonra “Eski Saray” olarak anılacak olan bir saray yaptırmıştır. Fatih, bu ilk saraydan sonra, önce Çinili Köşk’ü, ardından da yapımı tamamlandığında yerleşecek olduğu Topkapı Sarayı’nı inşa ettirmiştir. Fatih, bu saraya Osmanlıcada “Yeni Saray” anlamına gelen “Saray-ı Cedid” ismini vermiştir. Yeni Saray’a Topkapı Sarayı denmesi ise şöyle gerçekleşmiştir: Sultan I. Mahmud tarafından Bizans surlarının yakınına yaptırılan ve önündeki selam topları nedeniyle “Topkapusu Sahil Sarayı” denilen büyük ahşap sahil sarayı bir yangında tamamen kül olunca, bu sarayın ismi yeni saraya verilmiştir. Yüzyıllarca gelişen ve büyüyen Topkapı Sarayı’nın planının belirlenmesinde Osmanlı devlet felsefesi ile Saray-tebaa ilişkilerinin büyük rolü olmuştur. Ayrıca, Topkapı’nın ilk inşa edildiği dönemde, Fatih Sultan Mehmed’in babası Sultan II. Murad’ın Tunca Nehri kenarında yaptırmış olduğu ve günümüze sadece kalıntıları ulaşan Edirne Sarayı’nın planından olduğu kadar ihtişamından da esinlenildiği bilinmektedir. Topkapı Sarayı’nın planı; çeşitli avlular ve bahçeler arasında devlet işlerine ayrılmış daireler, hükümdarın ikametgâhı olan bina ve köşkler ile Saray’da yaşayan görevlilere mahsus binalardan oluşur. Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasında, İstanbul yarımadasının ucunda bulunan Sarayburnu’ndaki Bizans akropolü üzerine inşa edilen Saray, 1400 metre uzunluğundaki “Sur-ı Sultani” denilen yüksek ihata duvarları ile karadan, deniz tarafından ise Bizans surlarıyla çevrilmiştir. Saray’ın kapladığı alan yaklaşık 700.000 metrekaredir. Bu alanın önemli bir bölümü Hasbahçe’ye ayrılmıştır. Topkapı Sarayı temelde Bîrun ve Enderun olmak üzere iki teşkilattan oluşur. Harem, Enderun’un bir bölümüdür. Saray’ın oturum planı, merasimleri, mekânları bu teşkilata göre düzenlenmiştir. Topkapı Sarayı; Bâb-ı Hümâyun, Bâbüsselâm ve Bâbüssaâde adlı üç ana kapı, dört avlu, Harem, Hasbahçe (Gülhane) ve bahçelerden oluşur. Topkapı Sarayı, mütevazı bir saraydır; imparatorluğun büyük harcamaları daha çok muhteşem camiler, kışlalar, köprüler, kervansaraylar ve konaklama tesisleri için yapılmıştır. 16. yüzyılın ünlü mimarı Mimar Sinan bile bu sarayda sadece bir bölüm inşa etmiştir. Ama Saray’ın kendine özgü binaları, nefis çinileri ve tabiatla iç içe geçmiş yapısı kadar, Sarayburnu’ndaki konumu da ona doğal bir güzellik ve ihtişam verir. Öte yandan Topkapı Sarayı’nın olağanüstü zenginlikteki koleksiyonları ve son derece ilgi çekici hikâyelerle örülü tarihi bu sarayı dünyanın en görülmeye değer saraylarından biri kılar.













topkapı sarayı





















Dikilitaş




Yorum Gönder

TUTKULU ŞAİR SYLVİA PLATH

“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.” – Benim hayatı mın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve...

Günün Resmi

Günün Resmi
Camille Claudel