6.07.2017

# birzamanlaranadoluda # halukbilginer

Kış Uykusu...


Nihal,
''Gitmedim, gidemedim''
Artık yaşlandım mı kafayı mı oynattım yoksa, başka bir adam mı oldum. Nasıl istersen öyle düşün bilemiyorum, birkaç gündür içime yerleşen yeni adam inadına  gitmeme izin vermiyor, sende ne olur gitmeme izin verme.
Anladım ki, beni artık İstanbul'a çağıran bir şey yok, her yerde olduğu gibi, orada da her şey yabancı bana, bilmeni isterim ki, senden başka yakınım yok.
Seni her dakika, her saniye özlüyorum, ama gururum elvermediği için hiç bir zaman söyleyemiyorum. 
Senden ayrılmanın benim için ne derece korkunç, hatta olanaksız olduğunu çok iyi biliyorum. Tıpkı artık beni sevmediğini bildiğim gibi.
Biliyorum eski günlere dönemeyiz, gerekte yok buna.
Beni bir uşağın gibi, bir kölen gibi yanına al, ve hayatımıza senin istediğin gibi de olsa devam etmemize izin ver. KIŞ UYKUSU 2014

Nuri Bilge Ceylan bir kez daha insanı, masaya yatırıp “Bak bu zavallılığınız, bu iyi yanınız” diye kadavradan çıkardığı her parçayı müthiş görsellik için de insana göstermeyi bilmiş.

Filmin konusuna ise; Başrol oyuncumuz  Aydın,  emekli bir tiyatrocudur.  Oyunculuğu bıraktıktan sonra Kapadokya'ya babasından yadigar kalan butik oteli işletmek için geri döner. 

Aydın için, o günden sonra başlayan kış uykusu havasındaki yaşamı;  bu gözlerden ırak otelin içerisindeki gündelikleriyle, kah yerel bir gazeteye köşe yazıları yazarak kah her zaman niyetlendiği ancak bir türlü başlayamadığı tiyatro tarihi kitabını yazmayı düşünerek geçer. 
Tüm bu süreçte hayatında iki kadın vardır: Kendisine her anlamda uzak ve soğuk davranan genç karısı Nihal ve boşandıktan sonra yanlarına taşınan kız kardeşi Necla... Kışın bastırması ve artan kar yağışı bu küçük taşrada en çok Aydın'ın sinirlerine dokunur ve onu uzaklara gitmeye teşvik eder..
Filmi ilk izlediğimde;  şaşkın, üzgün,  midemden yumruk yemiş gibi hissettim, insan ilişkileri, sevgi ve aşka dair,  gerçek ve hayali, hüzün  içinde sıkışıp kalmış insan öz benliği çok iyi  yerleştirilerek verilmiş.

 Herkesin  kendi hayatından kesitler bulacağına inandığım bu film, eminim beni olduğu kadar bir çok kişiyi özellikle eş, dost,iş  arkadaş kıvamında karşı partnerlerle  ilişkide olduğumuz nokta da  oldukları yerden sarsıp kendilerine biraz  getirmiştir diye düşünüyorum.

İnsanlarla ve çevremizle ilişkiler içerisinde olmak ve empati yeteneğimizi kullanarak bunu sürdürmek çok zor olabiliyor bazen.

Empati yapacağız, empati kuracağız  diye, resmen dayanma gücümüz sınanır olmuş bu devirde.

 Film de görülen  ve yakın kadraj incelemeye aldığımız karakterler, işte okulda, yaşadığımız yerde,  özel hayatımızda bizzat  karşılaşdığımız  kişiler değil midir?

Bir tarafımız aydın görünüşlü , kendi kabuğuna çekilip  gittikçe yanlızlaşan, her şeyin sadece kendisini bildiğini zannedip insanlara üstten bakan, entel dantel geçindiğini zannederken aslında bana göre bir  hiç olan,  hani izin verseniz uzaydan kendine saydam cam kapsül  için de minik apartlar alma sevdasına düşüp burada tek başına yaşayıp mutlu olacağına  tiplerdir. 

 Kendisini acı çektirdiği, üzdüğü, egosuna hapsolduğu, ben merkezci ve bencil olduğu yetmezmiş gibi   karşısındaki insanı da acının   en üst  mertebesine  çıkarıp, sabrımızın denenme aşamasında  hiç birş ey yokmuş gibi,  hiç bir şeyden habersiz   başarılı, güçlü  ben merkezci insan model rozetini  yakasına yapıştırmıyor mu? 

Bizi bu kadar yormayı, üzmeyi, kırmayı göze almış bu insanlar,  gözünüzün bile yaşına bakmadan bencilliği en üst seviye yaşayıp,  saçınızı başınızı yolmanıza da sebep olmuştur.

Ben bu filmde insan ilişkilerinden, karşılıklı yıpranma ve yıpratma politikalarından çok,  Haluk Bilgenin güçlü  oyunculuğunu  daha çok sevdim, daha çok dikkat çekici buldum.  Tıpkı daha önce Masumiyet filminde bakınız; https://www.imdb.com/title/tt0128332/ tüm samimiyetini, tüm insancıllığına inandığım, oyuncu olmanın tüm gücünü, ortaya koymasından dolayı  gizli bir hayranlığım var galiba  kendisine.  

 Güçlü ve tok sesiyle, kariyerin zirvesinde olan,  sinemaya da  çok yakışan Haluk Bilginer, her şeyi ağırlığınca ederiyle taşımayı biliyor.

Film de , Aydın karakterinde  hiç bir yere ait olamama hissini çok güzel veriyor.
 Ruhunun daralmasına dayanamayıp, içten içe körelen 
benliğini dizginleme arzusunu da karısı Nihal'e de dayatıp  insancıl  duyguları dizginleme , sindirme politikasıyla  yüzleşemeyip her ikisi de  filmin sonunda bizleri  ters köşe ediyor. 
Biraz da Nihal karakterine değinmek istiyorum. 
  Nihal kızımız daha naif, hassas,  ince ruhlu bir bünyeye sahip,  aslında kendi ayakları üzerinde ne kadar güçlü durmaya çalışmak istese de bunu başarma konusunda  istemeyerek de olsa her şeyi eline yüzüne bulaştıran, kendi  dünyasında  fazlasıyla mutsuz sanki.

 Nihal'in  yaşadığı hayat,  bambaşka bir avatarda geçiyor , Nihali anlamak, dinlemek, psikozlarının içinde yüzmek, algılarında ki üzgün zayıf hali  hissedebilmek,  devamlı bir acı çekme ruhaniyeti içinde debelendiğini  görmek beni olduğu kadar  sinemaseverleri de üzmüştür diye düşünüyorum. 
 Film boyunca  tüm bu karşılıklı  üzgün, dingin, sessiz, iğneleyici diologlarda hem ağlayıp  hemde çok acı çektiğimi itiraf etmek istiyorum.
  Bu  pek de anlaşılabilir bir şey gibi geliyor bana.
Yaşadığımız hayatı yoğun yaşarken artısıyla eksisiyle kabul etmeliyiz,  yada çok yüzeysel  geçip bizi fazlasıyla mutsuz eden alıngan ruhaniyeti bırakmalıyız..
Filmin ana karakteri her ne kadar Aydın  üzerinden gelişse de ben kadın olmanın dayanılmaz hafifliğini de kullanarak, filmin Nihal yönünü de çok  sevip sarmaladım galiba.

 Filmin içine buram buram hüzün  duygularını  akıtan genç bir kadının Nihal'in hisleri belki de en gerçekçi en kimseye pabuç  bırakmaz duygulardı. 

Kış uykusu filmi,  kadın erkek ilişkilerini, aile kopukluğunu ve bu kopukluktan gelen mini depresif anları,  içgüdüsel olarak korunmayı, bazen kendine yabancılaşmayı , yabancılaşma sonrasın da  duygularını kendinden bile iyi  saklamayı, bazen ulu orta haykırırcasına içinden tüm geçenleri bir çırpıda söyleyebilmeyi ,  övmeyi,  övünmeyi , unutmayı ve hatırlamayı, sevmeyi ve gerekirse arkasına bile bakmadan  çok uzaklara   gitme isteğini anlatıyor bizlere.

Evrende yanlız değiliz, hiç bir zamanda olmadık, tek yanlız kalan duygumuz  içimizdeki tekil kişiliğimiz, ne zaman kişiliğimizi ve üst benliğimizi özgür bırakırsak, çoğalmayı, çoğul olmayı, karşımızdakini olduğu gibi kabullenip, olduğu gibi sevmeyi öğreneceğiz.  
Sevmekte bir sanattır. Her sanat kendi içinde büyür, ve farklı dallara  ayrılır, her dalın ucunda farklı bir uhrevi güç vardır. Güçler birleştiğinde sevgi ağacımız kök verir, genişleyen evrenin merkezine, köklerimizle, ayrık otlarımızla, garip fikirlerimizle, bizi biz yapan olgularımızla, büyüyüp yeşermek, büyüyüp daha da çoğalıp, büyüyüp büyük işler yapmak elimizde.

Bu tarz film severler için yol gösterici, düşündürücü ve keyif verici aynı zamanda da uzlaştırıcı bir film olabilir derim. 

 İSTANBUL 2017






''Aslında iyi öğrenim görmüş,adil bir insansın,ancak yeri geldiğinde bu erdemlerinle insanı boğan, küçük düşüren, aşağılan bir hava taşıyorsun. Bu dürüst düşünme tarzınla bütün dünyadan nefret ediyor gibisin. İnsanlardan nefret ediyorsun çünkü inanmışlık sana göre az gelişmişlik,kara cahillik belirtisi.Öte yandan herhangi bir inanç,bir ideal taşımıyorlar diye inanmayanlardan da nefret ediyorsun. Yaşlıları, ger kalmışlıkları,tutuculukları, özgür düşünemedikleri için,gençleri ise özgür düşünceleri yüzünden. Geleneklerinden kopuk oldukları yüzünden için beğenmiyorsun. Halkın  ülkenin  çıkarlarının en önde olması gerektiğini söyler durursun. Ama her karşına çıkandan,hırsızmış, soyguncuymuş gibi kuşkulandığın için halktan da nefret ediyorsun. Nefret etmediğin insan yok neredeyse. Yanlız bir kez olsun durumunu gerçekten güçleştirebilecek,bir davayı savunduğunu,kendine bir fayda sağlamayacak duygular beslediğini görebilmeyi ne çok isterdim. Ama bu mümkün değil.''





''Karşımızdakini olduğu gibi görmeyip, Tanrılaştırmak, sonra da böyle bir tanrı olabilirmiş de olmuyormuş diye ona kızmak...
Bana biraz haksızlık etmiyor musun?''



''İnsanlar bir yaştan sonra değişmiyor bence, kötü yönleri daha da belirginleşiyor bence''


''Vicdan genelde korkakların sevdiği bir sözdür. Ve öncelikle güçlüleri  dehşete salmaya yarar.''




''Sen acı çekmemek için kendini kandırıyorsun.''
Aklı başında olan bir insan suçun kendine ait olan kısmıyla ilgilenmeli bence.






''Vicdan, ahlak,ideal, ilkeli olmak,yaşamın amacı...
Bu sözler ağzından hiç eksilmedi. Birini küçük düşürmek,incitmek, karalamak istediğin zaman hep böyle sözler söylersin.
Ama  bence bir insan bu kelimeleri bu kadar fazla kullanıyorsa,esas ondan şüphe etmek lazım. 





''Ne demişler biz plan yaparken hayat geçip gider.''




'' Küçükken hürmetimizle büyükken, şefkatimizle sınanırız''







''Çalışmadan geçip giden bir hayat dürüst ve namuslu değildir.''



Ben basit bir adamım ve galiba işin kötüsü öyle kalmak istiyorum. 







''Bizim gençliğimiz kuru geçti Nihal, mutlu olmayı bilemedik. Belki bu yüzden mutlu etmeyi de bilemedik.''










''En iyi yıllarım uçup gitti,seninle cebelleşeceğim diye bütün güzel huylarım gitti.''















''Ağlamanın senin bilmediğin başka yolları da var.''












Kaynak ve makaleler:













Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan
Oyuncular: Haluk Bilginer, Melisa Sözen
Yorum Gönder

DRİNA KÖPRÜSÜ & THE BRIDGE ON THE DRINA

 ” Dünyanın bir tarafında bir yerde , bir piyango çekiliyor,savaş yapılıyor ve hepimizin alın yazısı da böylece uzaklarda belir...

Günün Resmi

Günün Resmi
Türk Kahvaltısı