6.07.2017

# birzamanlaranadoluda # halukbilginer

KIŞ UYKUSU & WİNTER SLEEP


Nihal,
''Gitmedim, gidemedim''
Artık yaşlandım mı kafayı mı oynattım yoksa, başka bir adam mı oldum. Nasıl istersen öyle düşün bilemiyorum, birkaç gündür içime yerleşen yeni adam inadına  gitmeme izin vermiyor, sende ne olur gitmeme izin verme.
Anladım ki, beni artık İstanbul'a çağıran bir şey yok, her yerde olduğu gibi, orada da her şey yabancı bana, bilmeni isterim ki, senden başka yakınım yok.
Seni her dakika, her saniye özlüyorum, ama gururum elvermediği için hiç bir zaman söyleyemiyorum. 
Senden ayrılmanın benim için ne derece korkunç, hatta olanaksız olduğunu çok iyi biliyorum.
 Tıpkı artık beni sevmediğini bildiğim gibi.
Biliyorum eski günlere dönemeyiz, gerekte yok buna.
Beni bir uşağın gibi, bir kölen gibi yanına al, ve hayatımıza senin istediğin gibi de olsa devam etmemize izin ver. 

Nuri Bilge Ceylan bu filminde de  bir kez daha insanı, masaya yatırıp “Bak bu zavallılığınız, bu iyi yanınız” diye kadavradan çıkardığı her parçayı müthiş bir  görsellik için de insana göstermeyi bilmiş.

Filmin konusuna gelecek olur  isek; 
Başrol oyuncumuz  Aydın,  emekli bir tiyatrocudur. 
 Oyunculuğu bıraktıktan sonra Kapadokya'ya babasından yadigar kalan butik oteli işletmek için geri döner. 

Aydın için, o günden sonra başlayan kış uykusu havasındaki yaşamı;  bu gözlerden ırak otelin içerisindeki gündelikleriyle, kah yerel bir gazeteye köşe yazıları yazarak kah her zaman niyetlendiği ancak bir türlü başlayamadığı tiyatro tarihi kitabını yazmayı düşünerek geçer. 
Tüm bu süreçte hayatında iki kadın vardır: Kendisine her anlamda uzak ve soğuk davranan genç karısı Nihal ve boşandıktan sonra yanlarına taşınan kız kardeşi Necla... 
Kışın bastırması ve artan kar yağışı bu küçük taşrada en çok Aydın'ın sinirlerine dokunur ve onu uzaklara gitmeye teşvik eder..
Filmi ilk izlediğimde;  şaşkın, üzgün,  midemden yumruk yemiş gibi hissettim, insan ilişkileri, sevgi ve aşk,  hüzün ve öfke   içinde sıkışıp kalmış insanların  öz benliğini çok güzel yansıtıvermiş biz seyirciye. 

 Herkesin  kendi hayatından kesitler bulacağına inanıyorum  bu filmde. 
 Eş, dost,iş  arkadaş kıvamında karşı partnerlerle  ilişkide olduğumuz nokta da   kendimize  dönük yaşayarak ilişkilerimizin hangi noktada zayıflayarak  koptuğunu daha net görebiliriz. 

İnsanlarla ve çevremizle ilişkiler içerisinde olmak ve empati yeteneğimizi de  kullanarak  ilişkiyi başlatmak ve bunu sürdürebilir hale getirmek  çok zor olabiliyor bazen.

Empati yapacağız, empati kuracağız  diye, kimi zaman  dayanma gücümüz sınanır olmuş şu yaşadığımız hayatta.
İletişim halinde ve ilişki yaşadığımız kişinin artı acı çektirip bizleri fazlasıyla üzdüğü, egosundan sebep asıl kişiliğinin  gizlenerek hapsolduğu, ben merkezci ve bencil yapısı  yetmezmiş gibi bir de üstüne üstlük  karşısındaki insanı da acıya  bütünsel davet edip, sabrın  bu denenme aşamasında  hiç bir şey yokmuş gibi de    başarılı, güçlü  ben merkezci insan modeline asılmıyor mu? işte budur asıl insanı kanser eden olgu. 
Hayattan ve yaşamdan soğutan davranış modeli. 
Film de  yakın kadraj incelemeye aldığımız karakterler, işte okulda, yaşadığımız yerlerde,  özel hayatımızda bizzat  karşılaştığımız ve sorunun mihenk taşında boğuştuğumuz karakterler işte tamda yukarıda anlattığım bu kişiler?

Bir tarafımız aydın görünüşlü , kendi kabuğumuza  çekilip  gittikçe yanlızlaşıp her şeyi sadece kendimizin  bildiğini zannedip insanlara üstten bakıp, entel dantel geçindiğini zannederken aslında bazen bana  göre bir  hiçtir.
  Bizi bu kadar yormayı, üzmeyi, kırmayı göze almış bu insanlar,  gözünüzün  yaşına bile bakmadan bencilliği en üst seviye de  yaşayıp,  saçınızı başınızı yolmanıza  sebep oluyor bazen.

Ben bu filmde insan ilişkilerinde ki karşılıklı yıpranma ve yıpratma politikalarından çok,  Haluk Bilginerin güçlü devasa ses getiren  oyunculuğunu  daha çok sevip  daha çok dikkat çekici buldum.

 Film de , Aydın karakterinde  hiç bir yere ait olamama hissini çok güzel yaşattı biz seyircilere.
 Ruhunun daralmasına dayanamayıp, içten içe körelen 
benliğini dizginleme arzusu hep ön plandaydı. karısı Nihal'i   sindirmeye çalışarak   Kendi insancıl politikasını gütme derdine düşmesi çok şaırtıcı aynı zamanda da üzücüydü film boyunca. 
 Tıpkı daha önce Masumiyet filminde bakınız; Masumiyet tüm samimiyetini, tüm insancıllığına realist bir şekilde ortaya koyduğu gibi.
 Oyuncu olmanın tüm gücünü, ortaya koymasıyla yeniden sinema perdesinde hayranlığımızı kazanmıştır kendisi.  

Güçlü ve tok sesiyle, kariyerin zirvesinde olan,  sinemaya da  çok yakışan Haluk Bilginer, her şeyi ağırlığınca ederiyle taşımayı biliyor ve rolünün hakkını tam anlamıyla vermekten kaçınmıyor.

 Biraz da diğer başrol oyuncumuz  Nihal karakterine değinmek istiyorum. 
  Nihal kızımız daha naif, hassas,  ince ruhlu bir bünyeye sahip,  aslında kendi ayakları üzerinde ne kadar güçlü durmaya çalışmak istese de bunu başarma konusunda  istemeyerek de olsa her şeyi eline yüzüne bulaştıran, kendi  dünyasında  fazlasıyla mutsuz bir karakter.

 Nihal'in  yaşadığı hayat başka, kocasıyla yaşadığı ise bambaşka. 
 Nihal'i anlamak, dinlemek, psikozlarının içinde yüzmek, algılarında ki üzgün zayıf hali  hissedebilmek,  devamlı bir acı çekme ruhaniyeti içinde debelendiğini  görmek beni olduğu kadar diğer izleyicileri de   üzmüştür eminim. 
 Film boyunca  tüm bu karşılıklı  üzgün, dingin, sessiz, iğneleyici diologlarda bende içten içe  ağlayıp, Nihal'le birlikte  acı çektiğimi itiraf etmek istiyorum.

Yaşadığımız hayatı yoğun yaşarken artısıyla eksisiyle kabul etmeliyiz,  yada çok yüzeysel  geçip bizi fazlasıyla mutsuz eden alıngan ruhaniyeti bırakmalıyız galiba..
Filmin ana karakteri her ne kadar Aydın  üzerinden gelişse de ben kadın olmanın dayanılmaz hafifliğini de kullanarak, filmin Nihal yönünü de çok  sevip sarmaladım.

 Filmin içine buram buram hüzün  duygularını  akıtan genç bir kadının Nihal'in hisleri belki de en gerçekçi en kimseye pabuç  bırakmaz duygulardı bana göre. 

Kış uykusu filmi,  kadın erkek ilişkilerini, aile kopukluğunu ve bu kopukluktan gelen mini depresif anları,  içgüdüsel olarak korunmayı, bazen kendine yabancılaşmayı , yabancılaşma sonrasın da  duygularını kendinden bile iyi  saklamayı bilmeyi, bazen ulu orta haykırırcasına içinden tüm geçenleri bir çırpıda söyleyebilmeyi ,  övmeyi,  övünmeyi , unutmayı ve hatırlamayı, sevmeyi ve gerekirse arkasına bile bakmadan  çok uzaklara   gitme isteğini anlatıyor bizlere.

Evrende yanlız değiliz, hiç bir zamanda yanlız  olmadık, tek yanlız kalan duygumuz  içimizdeki tekil kişiliğimiz, ne zaman kişiliğimizi ve üst benliğimizi özgür bırakırsak, çoğalmayı, çoğul olmayı, karşımızdakini olduğu gibi kabullenip, olduğu gibi sevmeyi öğrenebileceğiz.  
Sevmekte bir sanattır.
 Her sanat kendi içinde büyür, ve farklı dallara  ayrılır, her dalın ucunda farklı bir uhrevi güç vardır.
 Güçler birleştiğinde sevgi ağacımız kök verir, genişleyen evrenin merkezine doğru. Köklerimizle, ayrık otlarımızla, garip fikirlerimizle, bizi biz yapan olgularımızla, büyüyüp yeşermek, büyüyüp daha da çoğalmak hep bizim elimizde.

Bu tarz film severler için yol gösterici, düşündürücü ve keyif verici aynı zamanda da ilişkiler konusunda uzlaştırıcı bir film olabilir derim. 

 İSTANBUL 2017






''Aslında iyi öğrenim görmüş,adil bir insansın,ancak yeri geldiğinde bu erdemlerinle insanı boğan, küçük düşüren, aşağılan bir hava taşıyorsun. Bu dürüst düşünme tarzınla bütün dünyadan nefret ediyor gibisin. İnsanlardan nefret ediyorsun çünkü inanmışlık sana göre az gelişmişlik,kara cahillik belirtisi.Öte yandan herhangi bir inanç,bir ideal taşımıyorlar diye inanmayanlardan da nefret ediyorsun. Yaşlıları, ger kalmışlıkları,tutuculukları, özgür düşünemedikleri için,gençleri ise özgür düşünceleri yüzünden. Geleneklerinden kopuk oldukları yüzünden için beğenmiyorsun. Halkın  ülkenin  çıkarlarının en önde olması gerektiğini söyler durursun. Ama her karşına çıkandan,hırsızmış, soyguncuymuş gibi kuşkulandığın için halktan da nefret ediyorsun. Nefret etmediğin insan yok neredeyse. Yanlız bir kez olsun durumunu gerçekten güçleştirebilecek,bir davayı savunduğunu,kendine bir fayda sağlamayacak duygular beslediğini görebilmeyi ne çok isterdim. Ama bu mümkün değil.''





''Karşımızdakini olduğu gibi görmeyip, Tanrılaştırmak, sonra da böyle bir tanrı olabilirmiş de olmuyormuş diye ona kızmak...
Bana biraz haksızlık etmiyor musun?''



''İnsanlar bir yaştan sonra değişmiyor bence, kötü yönleri daha da belirginleşiyor bence''


''Vicdan genelde korkakların sevdiği bir sözdür. Ve öncelikle güçlüleri  dehşete salmaya yarar.''




''Sen acı çekmemek için kendini kandırıyorsun.''
Aklı başında olan bir insan suçun kendine ait olan kısmıyla ilgilenmeli bence.






''Vicdan, ahlak,ideal, ilkeli olmak,yaşamın amacı...
Bu sözler ağzından hiç eksilmedi. Birini küçük düşürmek,incitmek, karalamak istediğin zaman hep böyle sözler söylersin.
Ama  bence bir insan bu kelimeleri bu kadar fazla kullanıyorsa,esas ondan şüphe etmek lazım. 





''Ne demişler biz plan yaparken hayat geçip gider.''




'' Küçükken hürmetimizle büyükken, şefkatimizle sınanırız''







''Çalışmadan geçip giden bir hayat dürüst ve namuslu değildir.''



Ben basit bir adamım ve galiba işin kötüsü öyle kalmak istiyorum. 







''Bizim gençliğimiz kuru geçti Nihal, mutlu olmayı bilemedik. 

Belki bu yüzden mutlu etmeyi de bilemedik.''










''En iyi yıllarım uçup gitti,seninle cebelleşeceğim diye bütün güzel huylarım gitti.''















''Ağlamanın senin bilmediğin başka yolları da var.''









Kaynak ve makaleler:













Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan
Oyuncular: Haluk Bilginer, Melisa Sözen
Yorum Gönder

TUTKULU ŞAİR SYLVİA PLATH

“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.” – Benim hayatı mın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve...

Günün Resmi

Günün Resmi
Camille Claudel