8.07.2017

# birzamanlaranadoluda # iklimler

Bir Zamanlar Anadoluda


'' Doktor, bir insan bir başkasını cezalandırmak için kendini  öldürebilir mi?
-Zaten intiharların çoğu başkasını cezalandırmak için yapılmıyor mu?''

Bir Zamanlar Anadolu bizlere ders verir nitelikte, ne güzel anlatmış yurdum insanın cebelleş dünyasını, sinsi kurnazlığını, şark da geçen yorucu, sıkıcı ama aynı zamanda dingin yaşanan olayları,  hiçbir şeyin bilindiği gibi dingin, sakin süt liman olmadığını,   
 Görünenin ötesindeki  insanın ruhunda neler koptuğunu nelere öfkelenip,  ciğer pare yüreğinde büyük bir kin ve nefretle  gizleyip hiç kimsenin aklına gelmeyecek hatta şeytanın bile aklına gelmeyecek tarzda boyundan büyük işlere kalkışıp, daha sonrasında da yaptığı şeylere vicdanı doğrultusunda kendi bile şaşkın olmasını anlatan   bir film bence.  

Gece bitmek bilmez.
 Anadolu’nun bozkırında saatlerdir süren bir cinayet soruşturması herkesi yoruyor, Film başlangıcında karanlıklardan büyük sükseli bir ışıkla bizimkilerin geldiğini görüyoruz.  Savcı, komiser, jandarma ve doktordan müteşekkil bir ekip, Kenan’la Ramazan’ın gömdüğü cesedi aramaktadır.
 Hemde öyle bir arama yok tüm gece orası mı? burası mı? yok olmadı aşağısı derken katil aslında öldürdüğü adamı bulmayı istemez, yüzleşmek zor gelir,ağır gelir kendisine, bu yükü zaten içinde taşımakta zorlanırken birde  karşılaşmayı kaldırabilecek kadar cesaretli ve güçlü değildir. 
 Kenan, Yaşar’ı gömerken sarhoş olduğunu, yalnızca top gibi bir ağacı ve bir çeşmeyi hatırladığını söylemiştir.
 Ceset ya o tepenin ardındadır, ya bu tepenin… Engebeli, yılankavi yolların sırtında iş uzadıkça uzar.
 Araba farlarının titrek ışığında kuru otlar savrulur, gölgeler büyür, karanlık adım adım koyulaşır. 
Herkes  bu geceyi beklemiş gibi birer birer dökülür, intihar eden kadının hikayesi ise başlı başına ayrı bir film konusudur.
  Arap Ali, doktora yaklaşıp “Çoluk çocuk sahibi olunca anlatacak bir hikâyen olur. Fena mı?” der. “Bir zamanlar Anadolu’da, dersin, ücra bir yerde görev yaparken işte başımdan böyle böyle olaylar geçti dersin. Anlatırsın yani masal gibi.”

Filmde en çok etkilendiğim sahnelerden, gece rüzgarın pervasız esip tüm yaprakları alıp götürdüğü andır. 
 Karanlıkta doktorla savcının yaptığı uzun ve ağdalı  sohbet,  öyle bir sohbet ki derinlerde çok derinlerde  ikisinin de kanayan yarasını daha beter  kanatıyor.  

Bence bu sahne çok etkileyiciydi, her ikisinin de özel hayatlarında gelişen ve kendilerini çıkmaza sokan bu ruhsal olayları   merak ettirmeyi başarmış.
 Gece muhtarın evinde, elinde çay tepsisiyle ile gelen güzeller güzeli köylü kızımız,  filmin en can alıcı diğer bir   noktasıydı, yönetmen burada nokta atışını yapmış, ikinci ve üçüncü atışa geçiyor, gece karanlığı, loş ışık, kısık lamba başlı başına bir senfoni orkestrası.
Katil genç içindeki pişmanlık sancısıyla farklı bir ütopyanın içinde, bedeni orada fakat ruhu çok bambaşka şeyler anlatıyor bizlere, ondan sebebi hayaller, gerçekler arası giden beyni ona akıl oyunları oynayıp duruyor ona.  

Öldürdüğü adamı gördüğünü sanıp korku dolu gözlerle çevresine bakması da hep bu sebepten. 

Şimşek çaktığında, gördüğümüz heykeller ise olayı daha da esrarengiz, daha da gizemli hale getiriyor filmimizi.

 Yol boyu yapılan konuşmalar  ise müthiş, hepsinden ayrı bir acı tecrübe, ayrı bir hayat hikayesi, ayrı bir sitem akıp, hüzünlü sözleriyle, yarım yamalak cümleler ve birazda suskun sessizlikte,  dimağımıza vurulup kalıyor. 

Nuri Bilge Ceylan'nın Bir Zamanlar Anadolu’da (2011), cinayet soruşturması ekseninde bir Anadolu panoraması, suç ve vicdan üzerine sade, derin bir tablo sunuyor izleyiciye.
 Temelde bir polisiye filmi olsa da türünün formüllerini ters yüz edip bir suç öyküsünü daha geniş bir kulvara taşıyor.
 Film, Doktor, Katil Kenan, Savcı ve Komiser Naci gibi dört ana karakterin hikâyelerini anlatırken, muhtardan Arap Ali’ye, jandarma komutanından morg görevlisine birçok yan karakteri de küçük ama etkili dokunuşlarla derinleştirmeyi başarıyor.
 Zira çok karakterli bir hikâyeyi dengeli bir şekilde, bir karakteri diğerine ezdirmeden anlatmak kolay iş değil hani.
 Dramatik ve hüzünlü olan öykü Ceylan’ın elinde duygusallaşmadan, siyasi ideolojileri savunmadan, senaryonun dönemeçlerinde soğukkanlılığını yitirmeden usulca akıp gidiyor.

  Final sahnesinde,  morgda adamın ağzından çıkan toprak ise  daha da şok etkisi yaratıyor bizde, her şey, tüm gerçek, diri diri gömülmüş olmanın gerçeği, doktor tarafından künyekün bir kere daha  olayın üstüne toprak atılıp,  yok ediliyor.












''Sen şehir çocuğusun, buraları bilmezsin, doktor; Buralarda hayat zordur. 
Hele oğlan çocuğuysan, bir de baban yoksa başında...
Neticede olan, çocuklara oluyor, doktor. Herkes yaptığının cezasını çekiyor; çocuklarsa, büyüklerin günahını...















Oyuncular: Yılmaz Erdoğan, Fırat Tanış, Muhammet Uzuner, Taner Birsel



Çekim yeri:Kırıkhan
Yorum Gönder

TUTKULU ŞAİR SYLVİA PLATH

“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.” – Benim hayatı mın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve...

Günün Resmi

Günün Resmi
Camille Claudel