11.07.2017

# amedeusmozart # mehtermarşı

Amadeus Mozart


''İnsanlar sanatımın bana çok kolay bir biçimde geldiğini düşünerek büyük hata ediyorlar. Hiç kimse besteciliğe benim kadar zamanını ve düşüncelerini adamamıştır. 
Geçmişten şimdiye kadar yaşamış hiç bir büyük besteci olmasın ki,  onun eserlerini defalarca çalışmış olmayayım.''

Herkese merhabalar, hoşgeldiniz. 
Öncelikle sayfamı takip eden, yazdıklarımı  okuma inceliği gösterip güzel yorumlar yapıp beğenen ve takip eden tüm arkadaşlarıma ve herkese çok teşekkür ediyorum. Yazdıklarımı  gün be gün yenilemek, tazelemek ve her okuduğunuzda içinizin daha çok açılması, heyecanla karışık  merak etmeniz, ve daha çok  keyif almanız için devamlı yenilemeye çalışıyorum.  Her zaman yazmak hoşuma gitti, daha önce de iki kitap deneyimim, aynı zamanda çocukluğumdan beri günlük tutma alışkanlığım var, gündemle ilgili yazılar yazmak, özlü sözler kavanozu oluşturmak bende her zaman sevdiğim şeydi.
  Yeni açtığım başlıklardan da anlayacağınız üzre, bir yandan gezilerimize tam gaz hız verirken, aynı orantıda da  evrensel sanata, dünya müziklerine, okunmuş veya yeniden okunacak tüm güzel kitaplara start vermek istedim. Özellikle farklı tadlar denemeyi keşfetmeyi seven benim gibi mutfak canavarıysanız aynı frekansta buluşmamız an meselesi. 
  Her başlık kendi içinde birbirinden çok farklı bilgiler aktaracak sizlere, elinizin altında bir nevi başucu kitabı, yaşam koçu niteliğinde ekstrem destek kıtası. Bu hafta  olabildiğince izleyip etkisinden kaldığım ve okuyarak çok keyif aldığım sürekli anekdotları not aldığım,  çok severek başucu kitabı yaptığım  yazarların o çok sevdiğim kitaplarını tanıtmak istiyorum  hiç merak etmeyin, her daim değişikliği seven ben, sizleri fazla sıkmadan , boğmadan çaktırmadan, hap  hup diye yapacağım bu işlemi, bir nevi bayıltmadan narkoz serenomisinde:))  
Evrensel tarihin zengin geçmişine baktığımızda, kimler gelip, kimler geçmedi ki şu yeryüzü denen cennetin üzerinden, dahiler, ünlüler, başarılı kişiler, evrensel mottosunu yaşayanlar, büyük adamlar , hem bizim toprakların hemde uzak diyarların topraklarında bir zamanlar yaşamış ulvi kişiler, örnek vermek gerekirse,  Kanuni sultan Süleyman, Mevlana Atatürk, Mozart, Nazım Hikmet, Barış Manço , Zeki Müren, Kayahan, Nikola tesla, Steve joobs, Einstein, Tarkovsky,  Rodin, Sylvia plath, Camille claudel, Frida kahlo, Füreyya, Uzay Heparı, İrfan Olga, Gandi, MalcomX, Emy Winehouse, Freedie Mercury , And Warhol, Sakıp Sabancı gibi,  benim izlediğim, gözlediğim hümanist ve akılcı yaklaşımlarıyla örnek aldığım, şimdi aklıma gelmeyen bir sürü başarılı güzel insan. Bu insanlar hayatlarının baharında, en güzel en verimli çağlarında, daha yapacak çok işleri olduğunu düşündükleri zamanda yaşama yenik düşerek.  
Ölüm meleği kulaklarına seslenip elem bir şekilde  bizi onlardan ayırarak,  dünyanın  en güzel şarkılarını, en güzel manifestolarını, en güzel  ideolojilerini, en güzel seslerini, kalbimize dokunan  varlıklarıyla, ruhani güçleriyle  bizleri  yarı karanlıkta bırakıp   bu dünyayı terki diyar etmişlerdir. 
Bedenen yok olmak, ama ruhen hala buralarda olduklarını bilmek, başarılarıyla, üstün zekalarıyla, dahiyane parlak fikirleriyle,  şahane pırıltılarıyla hala içimizde bir yerlerde yaşıyor olduklarını bilmek. Aynı zamanda da ilkeleriyle  günümüzü aydınlatan bu kişileri özlemek, bambaşka bir şey, adı konulamayan, sevmeye dair sevmekten öte  bir şey, bize yaşatmış ve hissettirmiş oldukları duyguları kanımızda, damarlarımızda, ürperen tüylerimizde, iliklerimizde hissetmek inanılmaz.

Bu yazım da başrol adamımız Amedeus Mozart onu  ilk dinlediğim zaman, lisedeydim tabi çok üstünde durmadığım ama notalarından keyif aldığım öylesine dinlediğim, müzik zevkimin çok da gelişmediği seçici olmadığım  bir dönemdi benimkisi, çocukluk dönemidir bu, her Türk genci gibi klasik den  hallice tamda  klasik  müziğin ta kendisiydi  bizim için, müzik öğretmenimiz  ruhumuzu okşayan o  müzikleri bir ders boyunca açıp dinletirdi bizlere, kimi dinlediğimi kim olduklarını  bilmezdim bile, fakat yıllar sonra müzik notalarını duyunca Mozart, Beethoven, Bahc olduklarını ,müzik dehaları olduklarını bizde her şeyin layloylom olmasına rağmen tüm dünyanın ayakta alkışladığı bu adamların kim olduklarını o vakit anladım. Okul dönemimde, biraz suskun sessiz ve hüzünlü bir öğrenci olmam sebebiyle, şimdi arkadaşlarım eminim bu yorumlarıma çok ama çok güleceklerdir. Çünkü girdiğim her ortamda neşe ve kahkalarımızın çınladığı bir an bile geçmez:))   İçime dokunan, dünyayı daha çok sevmeme neden olan   bu büyülü notaları dinlerdim, keyif alırdım, güneşin sımsıcak içimizi  ısıttığı ,parlak taneleriyle yüzümüzü aydınlattığı  rengarenk ışık oyunlarıyla  birlikte camdan dışarıyı seyrederek ne hayaller , ne uzaysal yaşamlar kurardım bir bilseniz.

Hala da bu hayallerime inanırım, bir gün bir uzay gemisi gelecek ve beni bu dünyadan alıp uzak çok uzak diyarlara götürecek bundan adım gibi eminim. 
 Bugün bile gözümün önünde, aklımdadır oturduğum sıranın yeri, cam kenarındaki  kocaman nar ağaçlarının meyveleri camdan içeri giriyor, yemyeşil dallarıyla bizleri ve  müzik öğretmenizi selamlıyordu, keza aynı dönem içinde, dört sene  Oğuz hocadan aldığımız kara kalem dersi de bu yönde her zaman  keyifle geçerdi. Okul hayatı  veya aldığım herhangi bir seminer, kurs yeni bir öğreti yeni bir bilgi,  benim için   her zaman ilginç ve yeni bir deneyim  olmuştur benim gözümde, bugün yeniden okuma şansım olsa yine gider okur, bilimin teknolojinin felsefe ve sanatın bir çok dallarının güzel öğretilerinin  geçtiği bu yollardan bıkmadan uslanmadan  yine geçerdim.   
Okula dair hatırladığım , ne matematik, ne fen, ne kimya nede başka şey, tek hatırladığım, sınıfın  duvarlarında yankılanan Mozartın sesi, kara kalem  öğrenmek için verdiğim çabalama, Tarih  öğretmeniz Vahdettin hocamızın  gür ve yankılanan güzel sesi, tarihi ezberle değil, kendi öğretileriyle bizlere anlatışı, bir dersten kredili sistem olması nedeniyle coğrafyadan kalıp bir yaz boyu güzel ülkemin tüm dağ ova göllerini ezberliyor olduğum, erkeklerin askerlik anılarının bitmediği gibi, biz bayanlarında okul ve diğer maceraları bitmez, konu derin, çok dağılmadan direk olaya girmek galiba. 
Mozart'ı yıllar sonra hayat hikayesinin anlatıldığı bu filmde daha iyi anladım desem doğrudur. Hayat akıp giderken  önemli kişilerin  geçmişte neler yaptığına bakmak ve örnek almak lazım. Nasıl olmuş da kendisini bunca yıl hiç incelememişim, acaba gözden kaçırdığım başka kimler var, bence tüm başarılı insanların otobiyografileri okunmalı, gerekirse de hayat hikayeleri başarıları  gerçek yaşam öykülerinden derlenen filmlerle desteklenmeli.
Mozart döneminin en iyi sanatçılarından biri. 35 yıllık ömrüne, 626 eser sığdırmış, çok ama çok başarılı olmuş iyi bir müzisyen, müzik dehası, daha küçük yaşlarda piyano çalan Mozart, her zaman müzik eğitimine durmadan uslanmadan devam etmiş, ömrü ünlü sanatçı ve bestecilerle bir arada geçmiş, çocukken bile Bahc ile tanışmış.  Hayat hikayesinin anlatıldığı Wolfang Amedeus mozartın hayat hikayesini anlatıldığı filmi yıllar sonra izleyince,  uzun bir süre başka bir müzik dinleyemedim.
 Evde, işte, her nerede ne yapıyorsam kulağımda  hep onun o güzel notaları,acı ve  hüznü ve coşku ve heyecanı oldu. 
 Nedense hep böyle hissediyorum sevdiğim şeyleri izledikten sonra, o kişiyi kendime yakın bulmak, aynı duyguları hissettiğimize inanmak, ortak bir nokta keşfetmek , ve aynı dili konuşmak çok önemli benim için. 
 Bütün büyük dehalar hayatlarının  en verimli zamanında hayattan çalınıp  yok edilmişler.  Beyinlerinin  fazla çalışması, fazla yorgunluk mu?   fazla  efor sarf etmekten mi bilemiyorum. Bildiğim bu  güzel insanların  bizleri kendilerine alıştırıp daha sonra da istemeden de olsa terk etmek zorunda kalmaları.

Mozart, Türklerin Avrupada sık sık ünlenip adlarından söz ettirdikleri bu dönemde  bizim kültürümüzden, müziğimizden, örf ve adetlerimizden etkilenip özellikle  mehter marşımızı dinleyip Türk marşını besteliyor. Ve bu Türk topraklarındaki dostluğun  daha derinlerde pekişmesine  vesile oluyor.   
Saraydan kız kaçırma görsel bir şölene dönüşürken, Mozart  bu dönem de sanatının altın çağını yaşıyor.
Yeni besteler yapmak,  o görsel şölenin bir parçası olmak, müziği içinde yaşatmak sadece kendisini değil, salonda bulunan izleyicilerinde büyük bir hayranlık ve takdir  kazanmasına sebep oluyor.    
Tüm Avrupa, onun müziğinden, çekici gülüşünden, çılgın ötesi davranışlarından etkilenmiş ve bu müzik dehasına saygıyla beraber büyük bir sevgi duymuşlardır. 
Mozartın yapısında   her zaman neşeli, iyi niyetli, hem hüzünlü hemde  saf zekası, elinin beyninin dokunduğu her şeyi mükemmelleştirme ve düzeltme isteği  hislerin merkezine yerleşerek,   sanatının ahenkli notalarını en üst seviyeye çıkartmak olmuş.   
 kariyerinin zirvesindeyken, fazla çalışmak, fazla yorulmak, çocukken geçirdiği hastalıklar neticesinde Mozartın kendisi  bir hayli yıpranmış, on beş gün hastalık evresinden sonra kimilerine göre ateşli romatizma, kimilerine göre adı konulmayan bir hastalık , ağır nükse den ateş sonrası Mozart 36. yaşını doldurmadan elem verici  bir  şekilde gece yarısı hayata gözlerini yummuştur. 
 Ölümü öncesi son olarak söylediği şu sözler,

''Ölümün tadı dilimin ucunda. 
Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum.'' 

diyerek, ölüm anında bile duygusal zekasının görsel zekasından üstün olduğunu, daha hasta yatağında kendi ölümünü düşünüp Reguiem parçasınını  yazmasını kanıtlar bir biçimdedir. bakınız   Cenazesi  kendisinin hiç hak etmediği bir biçimde kaldırılmış olup, şiddetle yağan yağmurun altında öylece hastalıklı cesetlerin arasına , mezarlığa doğru  atılmıştır.   

Bugün bile hayatının filme alındığı  son sahneyi  izlerken göz yaşlarıma hakim olamam  geçmiş, bugün ve geleceğe  ilham olmuş  ve olmaya devam edecek olan, her zaman adından söz ettirmiş  her zaman  konuşulmuş  ve dinlenilmiş olan Mozart dehasının böyle bir sonla bu dünyayı terk etmiş olması çok korkunç..  
İçimizi, içimi ve benim gibi düşünenlerin kalbini   müzik sevgisiyle doldurmuş müzik dehamız,   bugün yaşasaydı , müziğin ilerleyişinde ne kadar   büyük katkıları olabileceğini,  müzik hayatımızın bambaşka tonlarda, bambaşka renklerde,  bambaşka ayrımlarda müzikler üstü, insanüstü, doğaüstü gücü elimizde bulundurmayacağını  kimler bilebilir.

Bu dahi adam, gönlümü fethedip, fethetmekle de kalmayıp büyük bir saygı ve sevgiyi içimde yaşamama neden olan  bu olağanüstü güzel  insan, bu gün yaşasaydı eminim çok güzel  eserlere  büyük imzalar atardı.  Bu dehanın hayatından, müziklerinden  etkilenmemek na mümkün, çocukluktan itibaren kendini bu işe bu eğitime vermiş ve başarısının tesadüf değil çok çalışmaktan geçtiğini her defasında belirten sevgili Mozartı umarım daha iyi anlayıp, eserlerini özenle, itinayla, sevgiyle inceleyip başucu müziğimiz yaparız. 

Dehalar ölmez, vaktinden önce gidenler,  onlar hep bizimle birlikteler, hep içimizdeler, sevgileri, özlemleri, ağusu ve kanatan acı özlemleriyle birlikte bizimle yaşıyorlar.  
 Bende bir nebze olsun kendisine sevgimi ve saygımı  göstermek istedim. Umarım ki  başarılı olmuşumdur. 

Veda 
Sevgili Amedeus Mozart seni, kişiliğin  ve bestelemiş olduğun harika eserlerinle ayakta alkışlıyorum. Ve  o kendinin,  senin,  en sevdiğim, en hüzünlü , en içimi parçalayan büyük eserinle  herkesi  baş başa bırakıyorum. Orkestra  müzik başlasın...

Sessizlik

Ölüm




Duygularımı şiirlerle anlatamam çünkü  şair değilim. 
Kendimi gölgeler ve ışıklarla ifade edemem çünkü ressam değilim.
 Düşüncelerimizi hareketlerle de açıklayamam çünkü dansçı değilim.
 Ama bunların hepsini müzikle yapabilirim, çünkü ben bir müzisyenim.


''Gerçek mutluluk insanın aldıklarında değil, verdiklerinde gizlidir.'' 




''Müzik notalarda değil, aralarındaki sessizliktedir.''




''Ölümün tadı dilimin ucunda. 
Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum.''



Kendim olduğum için nefret edilmeyi, kendim olamadığım için sevilmeye tercih ederim.












Yorum Gönder

TUTKULU ŞAİR SYLVİA PLATH

“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.” – Benim hayatı mın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve...

Günün Resmi

Günün Resmi
Camille Claudel