19.06.2017

# asmalımescit # atlaspasajı

Taksim Gezi Parkı & Taksim Sightseeing Park


Çocukken,  hayatımızın   ilerleyen zamanlarında   neler yaşayacağımızı  asla tahmin bile edemeyiz.  
Hayat mucize kartlarını yeri ve zamanı gelince nasıl da sıralar karşınıza, siz isteseniz de bu kartları değiştirme şansınız olmadan. 
Hiçbir şey aynı kalmıyor, devamlı bir gelişime gebe kalıyor. 

Küçükken tek derdimiz  sabah okula giderken  sıcacık yatağımızdan  kalkıp bir an önce yola koyulma telaşesiydi.
  Sırtımızda kocaman bir çanta ile okula koşma sevdamız, arkadaşlarımızla  şimdilerde adı bile anılmayan teneffüs arası adları  unutulmaya  yüz tutmuş oyunlarımız vardı o zamanlar. 
Küçük kardeşimle, çalışan bir annenin çocuğu olmanın zorluklarını tam da bu dönemde yaşadık biz, evde kek yapanımız ve sıcak bir çorba ile karşılayanımız olmadı hiç, belki de bu yüzden hep güçlü, hep kendi ayakları üzerinde duran, ne istediğini bilen 3 kardeş olduk biz:)
Evimiz küçücük kutu gibi bir yerdi.
 90'lar dönemi öncesini bilenler iyi bilir hemen hemen tüm evlerde sobaların olduğu, komşuluk ilişkilerinin iyi olduğu, nezaket ve kibarlığın çok fazla olduğu, fakat siyasi olayların da fazlasıyla  çalkalandığı bir dönemdi bu dönem.. 

Lisede  zamanımın çoğunluğunu  Okmeydanın'da oturan teyzem'de geçirmeyi çok severdim. Benim kaçış noktam sığınma mekanımdı burası. 

 Bu vesile ile her defasında M.köy, Şişli ve Taksim uğrak duraklarım olur.
 Buraları daha da yakından inceleme  şansım olurdu.
 Çocuk aklı ile çok fazla yapabileceğim şeyler olmasa da, en çok Taksim'de Atlas pasajına gitmeye bayılır,  2. el paçoz kıyafetlere, absurd ayakkabılara  elimdeki avucumdaki tüm paralarımı feda ederdim.  

Anıtın hemen ilerisinde  Taksimde meydanı üst kısmında , ağaçlar içerisinde bir yer vardı ki benim huzur bulduğum, dinlendiğim, kuş seslerini dinlediğim,  en çok da kitap okuduğum ve satır aralarında renkli maceralara daldığım Taksim gezi parkıydı burası. 
Taksimin benim için çocukluğumda ve gençliğimde  bile çok önemli bir yeri her zaman oldu.
Atatürk heykelinin önünde çekindiğim çocukluk  fotoğrafım da İstanbul- Taksime taraflarına   sevgimi tesciller biçimde.
 Mağrur bir duruş hala gözümün önünde o fotoğraf, canım halamın Almanya dönüşü bana getirdiği hediye elbiseler hem mağrur hem güçlü, hemde çocuksuluğumun  tüm yanları ortaya çıkmış halde.
Burası bizim kalemiz gibi, çok ama çok seviyoruz yani.  

Bir gün tesadüf haberleri izlerken; 
 Taksim- Gezi parkındaki tüm ağaçların kesilip, yerine Topçu kışlası yapılacağını    duyunca yüreğimiz o anda buz kesti, onca ağaç, onca hayvan, onca yaşam merkürü katledilmiş olacaktı  bir anda.
  Öyle bir korku ve hüzün kapladı ki içimizi tek kelimeyle evlerimizde  yıkıldık.  

Bizim  derdimiz ,   ne siyasi görüş, ne fikir ayrılığı ne de başka bir şey,

Sadece buranın  yıkılıyor olması,  var olan alıştığımız , bilinen bir güzelliği mahvetmek.

Nasıl ki,  buradan rant sağlayıp   yıkılması için elinden geleni yapan ideoloji bizim nazarımızda çirkinse, aynı şekilde siyasete alet etmeye çalışan sol görüşlü insanların yaptıkları, insanlığı karmaşaya kaosa sürüklemeleri asla affedilmeyecektir. 
   
Taksim - Gezi parkında geçirdiğim bir günün neticesinde en çok yeni nesil genliğe yapılan haksızlıkları ve yanlış davranışları  kabul edemedik.
  Buranın doğallığını , orijinalliğini kaybetmemesi için ellerinden  geleni yapmak için varla yokla canları pahasına kendilerini ortaya koyan bu yeni nesile haksızlık yapılmış olmadı mı?
  Gençlerimizi, çocuklarımızı biraz daha yakından tanımak ne istediklerini anlayabilmek, onların hisleriyle empati yapabilmek,  hoşgörüyü en  üst  mertebelere  çıkarmak, daha olgun ve daha mütevazi bir kalple hissiyatla düşünmek  gerekirdi  diyorum.   
Bana göre; Pireye kızıp yorgan yakmak gibi bir şey bu.

Günümüz medyasında da işler böyle yürümüyor mu? 
 Biri çıkar bir  haber yapar, bin kişi inanır.
 Fakat işin içine girdiğinizde hiçte böyle olmadığını görürsünüz. 
  
Parka adımımızı attığımız anda,  burada konumlanmış olan  her türden  topluluğun kendi  vizyonunda, Gezi parkını hedef tahtası haline getirmesini acı içinde gördük. 
  
Bize göre,  iyi  eğitimli, kültürlü popilarist düzene ayak sağlamış, Mevlana manifestosunu kendilerine amaç edinmiş, teknolojiyi, doğayı, yeşili,  paylaşmayı insana saygıyı ön planda tutmayı seven,  yenilikçi genç grupsa kendi  kıyısında sessiz sakin  oturup  ruhsal  dinginliğini  yaşama arzusu içindeydi.
Bu gençlere biraz izin verseniz ne dünyalar kurabilir, ne cin fikirlerle ülkemize faydalı işler yapabilirler. 
Bırakın dünyayı, koca evrene sığmayıp uzayı ele geçirirler:)) 

Devlet büyüklerimize sadece bir konuda fikrimi söylemek istiyorum. 

Ne çevrenizdekilerin söylevlerine, ne yaşam koçunuza ne hayat mentorunuza nede medyanın tuzağına çekilmeyin.
Sağ duyunuza kulak verin, kalbinizi dinleyin, gözlemleyin.
Eminim doğru hamlelerle, iyi bir oto kontrolle  fethetmeyeceğiniz yürek kalmayacaktır. 

Dediğim gibi genç bunlar, çocuk yaştalar, akılları  bir karış havadalar, hayalleri var, hedefleri var, sevgileri var çoğaldıkça çoğalmaya müsait.

 Artık zulüm durmalı, hayatın her yönünde, gençlere, çocuklara, kadınlara ve hayvanlara yapılan haksızlıklara dur diyelim. 

Her zaman benciliz ve korkarım ki bu bencillik bizi yeni dünyanın kapılarının arkasında bırakacak. 
Türkiye eski Türkiye değil biliyorum, fakat yeni Türkiye'nin  eşiğinde savaşın izleri var, bombalar var, şehitler var,  gözden kaçırılan küçük kutuplaşmalar daha sonrasında çığ gibi büyüyen daha büyük sorunlara gebe kalabiliyor. 
 Bizler daha küçük sorunlarla baş edemezken, büyük sorunlar  bizleri kökümüzden yuvamızdan edecek.  vatan inancımızı sorgulayıp üzülmemize  neden olacaktır. 

 Bu dünya  bizim, yaşadığımız nefes aldığımız, bildiğimiz sevdiğimiz yerimiz yurdumuz.  

Yukarıda bahsettiğim gibi pazar günü  Taksim Gezi parkında gençlerle sohbet edip,  bol bol şarkılar söyledik.
 Herkes te  bir yardımlaşma duygusu, bir dostluk ve kardeşlik  ruhu vardı.
 Dışarıdan getirilen ve ücretsiz dağıtılan yiyecekler, çadırlardan yayılan bol enerjili bol gülücüklü neşeyle atılan  kahkahalar vardı. 
 Evlerinde oturup sağ duyularını kaybeden, her konuda bir fikri olmasına rağmen işine gelmeyen konularda sağır olan, fikri hür kendi hür  yurdum  insanlarımız; 
 Keşke sizde o gün oraya gidip bu drama şahit olsaydınız,   gençlerin paylaşımcı hallerini, sevgi dolu yüreklerini hissetmiş olsaydınız. 

 Atom karınca  misali  çalışıp didinip emek vererek kurmuş oldukları  kütüphaneyi görmüş olsaydınız.  

İnsanlığın  yok olup ölmesini  istemiyorsak,  yeni nesil gençliğimizin   yavrularımızın, çocuklarımızın elimizden avucumuzdan kayıp gitmesini istemiyorsak, nasıl ki bebekken her konuda sabır anlayış gösterip onları el bebek gül bebek büyüttüysek, şimdi de bazı konularda  onlara güven duyup aldıkları kararlar arkasında durmalıyız. 

Veda

 Bu güzel topluluğun içine girip siyaseti  kirli emellerine alet eden  çalışan zavallıları da şiddetle kınamalı ve toplumdan uzak tutmalıyız. 
  Kurunun yanında yaş da yanar misali  lütfen gençlerimizi harcamayalım. 
Gelecekte tazecik pırıl pırıl beyinlerinden faydalanacağımız çocuklarımızı hem bedenen hemde beyinen yıpratıp, heveslerini iyice  söndürüp, kalplerini birebir  köreltip, beyin göçlerine zorlamayalım.   

Hoşça kalın dostlar, sefayla kalın, mutlu kalın dostlarım.  






























Yorum Gönder

TUTKULU ŞAİR SYLVİA PLATH

“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.” – Benim hayatı mın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve...

Günün Resmi

Günün Resmi
Camille Claudel