24.12.2016

# başçarşı # bosna hersek

Bosna Hersek (Saraybosna)AVRUPA GEZİ 2


Saraybosna geldik gelmesine ama tren yolculuğumuz çok ama maceralı geçti sayılır, trenle seyahat edeceklere  tavsiyem şunlar; mutlaka gece yolculuğu da yapacaksanız ,üstünüze kalın bir şeyler giyin gece trenin içi gerçekten çok soğuk oluyor, garlarda, bekleme yerlerinde, ve lavaboya giderken  dikkatli olun, yanınızda birisi olsun mutlaka, kalabalığın içinden  ayrılmamanız da fayda var. Sonuç olarak tuhaf insanlarla karşılaşmanız mümkün:( kötü bir anım olması sebebiyle özellikle yazmak istedim.)  Gelelim Saraybosna'da yaşadıklarımıza, gördüklerimize, dağlar köyler sanki bizim Karadeniz iklimiyle, coğrafyasıyla örtüşüyordu.  Dağların arasına kurulmuş güzel bir  kasaba, sevimli, sıcak insanlar.
Türk olanların, müslüman yaşayanların olduğu bölge,  yaşam şekilleri ve hayat tarzlarıyla  inanın çok bambaşka, hiç te öyle televizyonlarda gördüğünüz şehre benzemiyor, kamera sanki sadece istenilen yerleri çekmiş gitmiş gibi. Sırpların, Rumların yaşantısı ise tamamen Avrupai küçük bir Avrupa şehrine gelmişsiniz gibi.
 Türklerin mahallesi ne kadar sakin gibi görünüp zamanın gerisinden geliyor gibi olsa da, sonuçta bir acının bir dramın eserlerini taşıyor hala, savaşın, yapılan zulmün izleri her nereye bakarsanız bakın acılı gözlerle sizi takip ediyor, kurşun işlemiş metruk binalar, eski evler, yıkık dökük zulümden geriye kalmış eski Saraybosna, yeniden ayağa kalkmak için oldukça fazla çaba gösterdiği her halinden belli. 
Önce, çarşıları,osmanlı'dan kalan eserleri inceleyip, gezip gördükten sonra, bir de gece hayatına bakalım diyerek;  gece şehrin diğer tarafına doğru ilerlemeye başladık, geceleri bir cennet olan Saraybosna; insanları gece hayatıyla  şıkır şıkır, barlar sokaklar cıvıl cıvıl, şehrin diğer tarafı erkenden kapanırken burası yeniden sabaha erkenden doğuyor gibiydi. 

Saraybosna gezimiz;  Farklı çarşıları, müzeleri keşfedip gezmek, alışveriş yapmak, renkli caddelerin de, renkli cafelerin de oturup kahve  içmek, şahane pizzalardan tatmak ve akıp giden gençliği izlemek için şahane bir yer olmuş.

Saraybosna'nın hayata sıkı sıkı tutunmayı öğrenmiş bir şehir. Yaşamanın sevgisini ciğerlerinde hissediyor bu insanlar, her ne kadar ülke olarak çok refaha ermemiş olsalar da küllerinden yeniden doğmayı biliyorlar. 

Burada yıkık dökük, savaştan kalan izleri, eskiyen şeyleri,yolları, otobüsleri, trenleri görünce insankendi  ülkesinin değerini daha iyi anlıyor.  Ekonomisininin üst seviyede ki  refahına bile hayran kalıyor.  
İstanbul'a adım attığımızda ne kadar zengin,refah,ekonomik  bir ülke'de yaşadığımız için  için daha da şükreder oldum, arada böyle uzaklara gitmek iyi oluyor, her şeyin farkında olmak, okunan ezanların kıymetini bilmek gerekiyor.

 Şehrin dışında  yıkık dökük trenlerle gittiğimiz yeşillikler içinde bir yer vardı adı aklıma gelmiyor bir türlü daha sonra mutlaka yazarım.
 Bizim İstanbulda'ki Bahçeköy tarzı bir yer. Faytonla gittiğimiz bu yerde piknik alanları, cafeler, nefis ağaçlar ve güzel havadar  bir doğa var, orada da öylece oturup zamanı  dondurmak isteyebilirsiniz:))
 Ünlü yönetmen,Tarkovsky buraları görse  mutlaka buralarda  bir film çekme gayretine girerdi. Adını sonradan Vrelo bosna olarak öğrendiğimiz bu yere gidince eminim çok sevip  bayılacaksınız. Detaylı bilgi için şu arkadşaımızın paylaştığı yazıları da okuyabilirsiniz.  http://www.gezipgorduk.com/index.php/tag/vrelo-bosna/  Bazıları da Zlatna Ribica 'yı da  görün dediler bize:)) Bizim için bir keşif turuydu bu gezi, yeniden geleceğiz bu topraklara , Drina köprüsün de geçen Vişegrad'ı görmeye, Türk köylerini ziyaret etmeye, ve tabiki de Mostar köprüsünü keşfetmeye,

Sevgiler herkese...



Sönmez Ateş adı verilen yanan ateş, II.Dünya Savaşı sonrasında Yugoslavya’nın bağımsızlığını kazanması sonrası yakılmış ve günümüze kadar da yanmaya devam etmektedir. Bu ateşin yandığı yerde birde yazıt bulunmakta olup bu yazıtta Boşnak, Hırvat ve Sırpların birlikte özgürlüklerini kazandığı yazmaktadır. Tabi Yugoslavya’nın dağılması sürecinde yaşanan savaşta bu ateşi düzenli yakamamışlar ama şu an bir özgürlük ateşi olarak halen yanmakta.















Sebil
En merkezi ve bilindik buluşma noktası Başçarşı denilen bölüm. Eski Saraybosna diye anılıyor. Başçarşı başlangıcı olarak Sebil adı verilen çeşme bulunuyor. Başçarşı’daki Sebil’den aşağıya doğru yürüdükçe Gazi Hüsrev Yadigar Cami ve karşısında külliyesi sizi karşılayacaktır. Bu cami 1531 yılında Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir. Bu yol Ferhadiye caddesine bağlanmakta ve tam Ferhadiye caddesine girerken birden mimari değişiyor ve sizi Orta Avrupa mimarisi karşılıyor. Arasta’nın yerini yeni mağazalar, otantik yemek yerlerinin ve kafelerin yerini kısmen daha lüks ve yeni yüzyılın alışılagelmiş restoran ve kafeleri almakta. Şehrin eski orta Avrupa mimarisi ile beraber değişen yüzyılın rüstik yapıdaki bu karması Saraybosna’daki o Osmanlı etkisini bir anda siliyor. Cadde boyunca kiliseler, sanat evleri, müze ve performans mekanları bulunmakta.

Boşnak Böreği











Vrelebosna




Şehrin ortasından Miljacka Nehri akmakta ve nehir boyunca nostaljik tramvaylar size eşlik etmekte. I. Dünya Savaşını başlatan Prens Ferdinand ve eşinin suikastı bu nehir üzerindeki bir köprüde gerçekleşmiş ve şu an Latin Köprüsü olarak anılmakta. Şehrin iki yakasını birbirine bağlayan birçok köprü var nehrin üzerinde.






Yorum Gönder

DRİNA KÖPRÜSÜ & THE BRIDGE ON THE DRINA

 ” Dünyanın bir tarafında bir yerde , bir piyango çekiliyor,savaş yapılıyor ve hepimizin alın yazısı da böylece uzaklarda belir...

Günün Resmi

Günün Resmi
Türk Kahvaltısı