28.12.2016

ASOS & BEHRAMKALE

Aralık 28, 2016 0 Comments

Yıllar Önce Ayvacık, Gürpınar köyün'de sevdiğim dostlarla birlikte çok güzel bir tatil yapmıştık.
 Denize sıfır, sessizliğin ortasında, güneş şapkalarımız başımızda, havuz kenarında kendi yaptığımız şahane yiyeceklerle keyifli olağanüstü  bir tatil olmuştu bizim için.

 O tatil'de  çok güzel köşe yazıları yazdığımı nefis notlar aldığımı ve güzel   şiirler yazdığımı hatırlıyorum.

O günlerde hayattan çok ama çok  mutlu, ve de  umutlu  yaşayacağım daha çok şeylerin olacağının bilincinde olarak sabahları erken kalkıp sahilde  buz gibi denizlere dalıp,    balıklarla kaplumbağalarla yarış edercesine  yüzmüştük. 

  Derinlerde çok derinlerde korkusuzca, eşsiz maviliğe kendimizi bırakarak,başkalarına olan güvenimizin hiç yıkılmayacağına inanarak , saf bir duyguyla asıl o günlerde  kalbimizin   çok daha mutlu çok daha hızlı attığını  görememenin  saflığıyla geçen hayatımızdan giden  tatilimsi  günlerimiz. 

O günlerde tatil için kaldığımız  o güzelim  güzel yazlık ev  şimdilerde çok sevdiğim bir dostumun artık.

Ayvacık zaten başlı başına çok güzel bir yer, bakınız; Ayvacık -Babakale 

 Gökçeada tatil  dönüşümüz bizde yeniden  rotamızı buraya çevirip  köy içinde dolaşmayı ve Asos-Behramkale'yide ziyaret edip yeniden bir gece kalabiliriz dedik ailece. 

Ayvacık Gürpınar köyünü, merak edenler için linkini buraya bırakıyorum. 

 Bir zamanlar korsanlar'dan korunmak amacıyla yaptırdıkları Babakale'deki  kaleyi yeniden gezip, dingin suların heybetliliğinde  mavinin her tonuna aşık olarak yüzdük yeniden burada.
Ta uzaklardan  sarışın bir edayla bizlere göz kırpan sıcacık güneşi ve sahilleri de  sevgiyle seyrettik buradan.   

Gürpınar köyüne kurulan pazardan bol bol alışverişler yapıp kiloyla  Ezine peyniri aldık bol bol.  


  Ayrıca yol kenarlarında satılan zeytinyağı, zeytin, domates sosları, reçel çeşitleri de  ilginizi çekecektir diye umuyorum.
 Sadece dikkat edin, uzun süreli kalmış ve bayatlamış olmasınlar renginden anlarsınız zaten  mutlaka biraz bayık bir rengi oluyor tortuya dönmüş gibi hafiften.

Asosun kendisinden  ve tarihçesinden detaylı olarak  bahsedecek olursak;


Assos’un yaklaşık 27 kilometre kadar ilerisinde Babakale adlı, Osmanlı’dan kalma şirin bir balıkçı köyü var.
 Burası Asya kıtasının en batı ucu olarak geçiyor.
 Ayrıca Babakale’de ilgilenenler için tüplü – tüpsüz dalış ve zıpkınla balık avlama gibi olanaklar mevcut.

Dönüş yolunda direksiyonu Kadırga Koyu’ndan Altınoluk’a doğru kırıp yolun tadını çıkarın.
 Sahil boyunca  bol bol balık-meze restoranları görebilirsiniz. 

Yol üzerinde  bir de sahilde terk edilmiş  zeytinyağ fabrikası var.

Eğer ki vaktiniz varsa, ya Assos’a gelmeden önce olmadı dönüş yolunda kesinlikle Kazdağları’nın en güzel köyleri Yeşilyurt ve Adatepe‘ye de uğrayın mutlaka.  

  Hatta tatilinizi biraz daha uzatıp Yeşilyurt Köyü’ndeki butik taş otellerde konaklayın deriz. 
 Garanti veriyoruz, bu iki dağ köyünün  bol oksijenli havasıyla havanız değişecek.

 Behramkale- Asos'a  giderken  mis gibi dağlar uzun yollar  bol manzaralı irili ufaklı köy evlerini ve şose yolları geçip, kendi halinde şirin mi şirin bir köye varıyoruz.

 işte burada  nefis sahillerine de ayrıca  göz atmak isterseniz de youtobe'dan bulduğum ilgili linki buraya bırakıyorum dostlar.


Assos’un ilk kimlere ev sahipliği yaptığına dair net bir bilgi olmasa da araştırmacılar, yapılan çalışmaların çoğunda burasının yaklaşık M.Ö. 3000 yıllarından beri yerleşim yeri olarak kullanıldığı konusunda hem fikirler.
 Assos’un ilk gelişim süreciyse Yunanistan’ın Lesvos yani türkçe adıyla Midilli Adası’ndan gelen Aiol isimli kolonilerin yerleşim yeri olmasıyla başlamış.
 Yaklaşık M.Ö. 6’ıncı yüzyılda Lidya Krallığı’nın egemenliği altına giren Assos sonra sırasıyla Persler, Galatlar, Pergamon Krallığı, Roma İmparatorluğu egemenliği altına girmiş.
 Özellikle Roma yönetimi altında olduğu dönemde tarım alanlarının verimli olması Assos’u  bilinir yapmış.
Zamanında birçok medeniyet tarafından ele geçirilmeye çalışılmış olsa da Assos, en nihayetinde 1080 yılında Selçuklu Devleti ile Türklerin etkisine giriyor ama bu etki çok da uzun sürmemiş.

 Zamanla tekrar Bizans hakimiyetine giren bölge 1330’da Osmanlı beylerinden Karesioğulları Beyliği‘ne geçmiş. 
Daha sonra Çanakkale ve çevredeki yerleşim yerleri 1359’da 1. Murad’a satılınca bölgenin Osmanlı Devleti’nin egemenliği altındaki serüveni kesin olarak başlamış olmuş.

Aristo ve Assos'un hikayesi

Aristotales, Assos’a burada bir felsefe okulu kurması için Assos Kralı Hermias tarafından davet edilir. 
Okul açmak için geldiği Assos’a 3 yıl kalan Aristo ve kralın üvey kızı Pythias birbirlerine aşık olup evlenirler. 
Daha sonra  Büyük İskender’e hocalık yapmak için buradan ayrılırlar.
 Daha sonra Assos Perslere yenik düşer. Aristo’nun İskender’i bitirmesi üzerine, Büyük İskender Assos’a girer ve Persleri püskürterek geri alır.
Farklı medeniyetler yüzyıllarca katman katman izlerini bırakmış, zaman zaman yerleşim planı, zaman zaman sakinleri değişmiş ama her yeri beton yapma akımına yenilmeden Rum tarzı taş evleri, Arnavut sokakları ile günümüze kadar gelmiş.

 Şimdilerde o evlerde köyün sakinleri, bir iki ufak işletme, bir iki de butik otel var. Buraları turlamak, köyün manzaralı kahvesinde bir sakızlı kahve içmek çok keyifli.
Aslında Antik Kent döneminde, Behramkale diye bir yer yokmuş. 
Kale duvarları ile çevrili Assos Antik Kenti en tepeden tapınak alanı olmak üzere, teras  denize kadar inen planda bir şehirmiş.
 Yani yerleşim daha çok yamaçlara ve sahile kuruluymuş.
 Ama Osmanlılar bölgeye yerleşince, yerleşim deniz tarafında değil tam ters yönde gelişmeye başlamış ve tapınağın olduğu bölge yerleşim alanı olarak Behramkale ortaya çıkmış.

 Assos’un denizi de insanı tazeleyen, müthiş bir deniz.
 Antik Liman’da sadece ufak bir plaj var, daha çok iskelelerden denize giriliyor.
 Dibi taş olduğu için suyu pırıl pırıl. Assos’a gelenlerin yüzmek için gittiği diğer bir yer de hemen yan koyu olan Kadırga.

 Antik Liman’daki iskeleler özel işletmeyken, Kadırga Koyu halka açık olduğundan daha kozmopolit bir yer.
 Bunlara ek olarak arabanıza atlayıp gidebileceğiniz civarda bir sürü plaj var.

 Bir çok el sanatları atölyesi, el emeği göz nurundaki  güzelliklerle dolu dükkanları gez gez bitiremezsiniz. 
Hediyelik eşyalar, el emeği ürünler, kurutulmuş otlar, bitkiler, çaylar v.s  ne isterseniz hepsi burada. 

Ahşap bir kutu içinde kurutulmuş incirler aldık bizde.

İnsan doğası gereği gördüğü her şey den  dayanamayıp bir parça almak istiyor.



 Behramkale’yi gezdikten sonra gün batmadan hemen bitişiğindeki Antik Şehir ve Athena Tapınağı’nı da koşturmasız gezebilmeniz için  gün batmadan 2,5 saat önce buraya gelmeniz lazım. işte burada

 Büyüleyici bir manzara,  kalıntıların
 devasal görüntüleri  gökten inen ışık hüzmesinin  yaratmış olduğu hafif bir  baş dönmesiyle sizleri kendisine davet eder gibi Asosun  manzarası.detaylı burada 

Antik Kent’in sembolü Athena Tapınağı Midilli Adası’na karşı müthiş bir manzaraya sahip. Güneş denizden batmasa bile 2500 yıllık tapınağın ayaktaki son sütunlarının yarattığı atmosferi ve manzarası ile burası bizim tüm Türkiye’deki favori güneşi batırma noktası.

 Bir yerleşim yeri olarak Assos’un 3000 yıllık bir tarihi var.
 MÖ. 6.yüzyılda karşı komşu Midilli’den (Lesvos) buraya gelen Yunanlar tarafından denizden 236 metre yükseklikteki sönmüş bir volkanik tepe üzerine kurulmuş burası.

 Bu nedenle sert ve dayanıklı bir volkanik bir taş olan andezit bazlı şehrin temel yapıları bu günlere kadar ayakta kalabilmiş.

Roma dönemi antik tiyatrosu, Athena Tapınağı, agora, nekropol (mezarlık) ve M.Ö. 4. yy’da inşa edilen, kenti çepeçevre saran 3200 metre uzunluğunda 20 metre yüksekliğindeki surlar görülebiliyor.
Amfi tiyatro Assos amfi tiyatrosu, her ne kadar orijinalinde 2500 kişi kapasiteli bir Roma amfi tiyatrosu olsa da neredeyse tamamen yıkılmış.
 Daha sonra restorasyonlarla aslına uygun şekilde yeniden yapılmış.
Athena Tapınağı Kentin en yüksek noktası.
 Bu tapınağın özelliği, ende 6, boyda 13 olmak üzere Antik Çağ’dan kalma Anadolu’nun ilk ve tek dorik sütunlu tapınağı olması. 
Tapınak ismini Zeus’un kızı, 12 Olympos tanrısından biri, sanat, strateji ve barış tanrıçası, Assos’un koruyucusu Athena’dan almış.
 Her ne kadar amfi tiyatro gibi Athena Tapınağı da aslına uygun şekilde tekrardan canlandırılmış olsa da bizce ortaya çıkan sonuç çok başarılı bir restorasyon örneği olmuş.
Antik Kent’e ilk kazı kafilesi 1881-1883 yılları arasında Amerika’dan gelmiş.
 Bu dönemde Athena Tapınağı’nda bulunan heykeller ve bazı frizler Amerikalı arkeloloji ekibi ile birlikte gitmiş. 
Ardından kazılar 80’lere kadar durmuş. 
1981’de ilk olarak nekropol bölümü ortaya çıkmış. 
Hatta bu bölüm ortaya çıktığında lahitlerden çıkarılan tarihi buluntular tarihi eser kaçakçılarına kurban gitmekten kurtulamamış.
 Antik kentten çıkarılan eserler Çanakkale Arkeoloji Müzesi’nde götürülmüş.
 Tapınak sütunlarının üzerindeki frizlerin bir kısmı da hala  İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde saklanıyor.
 Bir kısmı diyoruz çünkü geri kalanı Boston Müzesi ve Louvre Müzesi gibi dünyanın başka  ucundaki yerlerde.

Veda zamanı


Biz Asos Behramkale'yi gerçekten  çok sevdik, tarihine bayıldık.

Yöresel pazarların kurulduğu daracık sokak aralarında gezdik,  bol bol çay, kahve, taze sıkılmış portakal ve limonata içtik.

 Temiz oksijen, güler yüzlü insanlar ve gece hayatının  cıvıl cıvıl yaşantısıyla geçirdiğimiz günlerden fazlasıyla keyif aldık.  

ASOS


ASOS KALINTILARI




Baykuş seramik atölyesi






HEDİYELİK EŞYALAR









AGİ GİFT SOFT




Ayvacık Gürpınar Yolu

Ayvacık


Babakale






2010 AYVACIK




ASSOS 2010






assos-harita

27.12.2016

Trabzon Vakfıkebirdeyiz:))

Aralık 27, 2016 0 Comments


Herkese merhabalar yeniden;

Trabzon - Vakfıkebir de geçirdiğim birkaç günlük mini tatilimden bahsetmeden önce, Vakfıkebir'in tarihçesini ve neden bu adı aldığıyla ilgili  tarih kıvamında bilgileri aktarmak istiyorum.
  Doğu Karadeniz Bölgesinin tarih ve Sosyo-kültürel açısından en önemli kuruluş  merkezi olan Trabzon, yerleşik  tarihi kesin olarak bilinmese de , yaklaşık 5000 yıllık bir geçmişe sahiptir. 
Kıyı ilçelerinden biri olan Vakfıkebir çok eski bir yerleşim yeridir. 
Tarihi boyunca Hitit, Pers, Roma, Bizans ve Trabzon Rum İmparatorluğu’nun hakimiyetinde kalan Vakfıkebir 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon Rum İmparatorluğu’nu yıkması ile Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyetine girmiştir.
Trabzon’un fethinden sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun değişik bölgelerinden gelen Türk boyları Vakfıkebir’e yerleşmişlerdir. Gelen boyların yeni yerleşim yerlerini benimsemeleri ve kültürlerini bölgeye taşımaları sonucunda Vakfıkebir çok kısa sürede bir Türk yurdu olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarına katılmasından sonra çeşitli idari kademelere ve isimlere maruz kalan Vakfıkebir 1864 tarihli Osmanlı Vilayet Kanunu çerçevesinde 1874 yılında Trabzon vilayetine bağlı bir ilçe olmuştur.

İlçemiz 20 Temmuz 1916 tarihinde Rus Çarlığının işgaline uğramış ve 14 Şubat 1918 tarihinde kahraman ordumuz tarafından düşman işgalinden kurtarılmıştır.
Vakfıkebir’in ikinci adı Büyükliman’dır. Vakfıkebir’in doğusunda yer alan Fener (Yeros) Burnu ile batısındaki Zeytin (Yobol) Burnu arasında kalan kısım karayele kısmen kapalı doğal bir limandır. Vakfıkebir bu doğal limanın merkezinde yer almaktadır. Bu nedenle Vakfıkebir uzun yıllar Büyü kliman adıyla anılmıştır.

Vakfıkebir bugünkü adını, Yavuz Sultan Selim annesi Gülbahar Hatun’dan almıştır. O tarihte Trabzon Valisi olan oğlu Şehzade Selim’i görmek için İstanbul'dan Trabzon’a deniz yoluyla seyahat eden Gülbahar Hatun büyük bir fırtınaya yakalanmış, kurtulması 

halinde karaya ayak basacağı toprakları Allah'a vakfedeceğini adamıştır.
 O zamanki adıyla Büyük liman olan yerleşim merkezinde toprağa ayak basan Gülbahar Hatun bu toprakları vakfeder. Vakfedenin büyük (padişah eşi) olmasından dolayı bu tarihten sonra yörenin adı Vakfıkebir (Büyük Vakıf) olmuştur.
Vakfıkebir adının beş yüz yıllık geçmişi olmasına rağmen halk arasında Fol ve Büyük liman adları zaman zaman kullanılmaktadır.

İlçenin Karadağ yaylası en önemli yaylasıdır. Yaylacılık turizmi son yıllarda ilçede önem kazanmıştır. “Vakfıkebir Tereyağı” ve “Taş Fırın Ekmeği” ile ünlenmiş bulunmaktadır. Her yıl “Ekmek Festivali” yapılmaya başlanmış, Toplam 34 köyü vardır. Dağlar kızılağaç, gürgen, kayın ve ladin ağaçları ile kaplıdır.


Aslında her şehrin ilginç bir geçmişi ve anıları var diyerek ,tarihle sizleri fazla bayıltmadan,  Kız kardeşim Tülay'la  birlikte yaptığımız Trabzon tatilimizin detaylarını geliyorum. 

Yakın bir akrabamız sağ olsun, bizleri çok iyi ağırlayarak çok güzel günler geçirmemize vesile oldular. Sayelerinde bilmediğimiz  yaylaları keşfedip, köy evlerini ziyaret edip, küçük danacıkları sevip, tereyağında mis gibi ekmekler yedik. Karadenizin hırçın mı hırçın denizinde bile yüzme şansımız oldu.  Yaşlı insanlarla sohbet edip, yok olan yıkılan  köylerdeki okulları gezdik. Yerli halkın evlerindeki geçim kaynağı atölyelerinde zaman geçirip, Trabzonun tüm güzelliğine hayret edip, pazardaki çıtır çıtır taze sebzeciklerin resimlerini çekip, güzel tatlı teyzelerin hayret verici hikayelerini dinledik. 
Karadeniz başlı başına çok güzel bir yer tamamen yeşil çarpması dedikleri bu olsa gerek.  Benim çocukluğum da  böyle yerlerde geçti, Heidi misali, yaylalar, ormanlar, ağaçlar,  dedemin ahşap evi, yaylada geçirdiğim güzel günler, bir tas yayık ayranı, arka bahçede olgunlaşan kış armutları, su doldurmak  için gittiğim su pınarları, elimde bakraç, ve su testileriyle, rahmetli anneaneme nazlanmalarım, hepsi çocukluktan güzel anılar, evimizin önünde fındıkların posasını çıkarttıkları harman yeri, şimdi hepsi ne kadar da uzak bana sadece anılarımda güzel bir anı, güzel bir rüya gibi.
Bazen özlediğim, bazen çocukluğuma gitmek istediğim bazen anneane, bazen babaanne evine saklanmak istediğim, çok ama çok eskilerde kalmış toz zerreceğinden bile daha küçük, yavaş yavaş unutulmaya yüz tutmuş, belleğimde son  kırıntıları kalmış anılar.

Trabzona giderseniz, mutlaka ekmeğini, tereyağını, böreğini  mis gibi köy kahvaltılarını, tazecik bahçe sebzelerini yemeden dönmeyin. Merkez tepede yer alan Boztepe'de akşam çayınızı kalabalık aile eşliğinde yudumlamanızı da ayrıca tavsiye ederim. 



Trabzonda Yaylalar 

Maçka-Mavura Yaylası:Mavura yaylasıyla Solma yaylası arası 3,5 km. orman manzaralı toprak yol, yaya yürüyüş için idealdir.



Lapazan Yaylası:2.200m.rakımlı yaylada Haziran – Temmuz aylarında yer yer kar yığınları görülmektedir.Aşınmaya dayanıklı bitki örtüsü çim kayağına elverişlidir.


Maçka-Çakırgöl Yaylası: 2. 504 m yükseklikteki Çakırgöl yaylasına yol üzerinde; Arnavutluk, Kırantaş, Akarsu, Ayraksa, Livayda Kurugöl, Mesaraş Furnoba, Kasapoğlu, Camiboğazı, Ortaoba ve Deveboynu yaylaları bulunmaktadır.


Karadağ Yaylası:1. 946 m. yükseklikteki yayla bol oksijeni ile akciğer tedavisi görmüş hastaların tatil için tercih ettiği yerdir.Yaylada yaban hayatı da oldukça zengindir. 


Tonya – Erikbeli Yaylası:1. 800 m. yükseklikteki yayla Kadırga, Çatma Obası, Sazalanı, Zigana, Ken yaylalarına giden yolların birleştiği kavşaktadır. Erikbeli, Sazalanı, Ken, Sinlice, Şıkkıranı ve Siz dağı yaylaları arası doğa yürüyüşü için idealdir.


Sazalanı Yaylası:1. 700 m. yükseklikteki yaylada alt yapı hizmetleri tamamlanmış durumdadır. Yaylada lokanta, kır kahvesi, bakkal bulunabilir.


Sis Dağı Yaylası: 1.550 m.yükseklikteki yaylada her yıl Temmuz ayının üçüncü cumartesi günü Sis Dağı Şenlikleri yapılmaktadır.


Çatma Obası Yaylası:2. 200 m. yükseklikteki Çatma obası küçük bir yayladır. Erikbeli-Kadırga-Çatma Obası Yaylası ve Zigana Kayak Merkezi arasında doğa yürüyüşü yapılabilir. Mızraklı Su, Şehitler tepesi, Çıngıraklı kuyu gibi efsaneleri olan mekanları vardır.

Mızraklı Su;Efsaneye göre, savaş sırasında çok susayan asker bir mızrağı ortadan kırıp sağa sola bütün gücüyle fırlatır. Mızrağın bir parçasının saplandığı yerden su çıkar, diğer parçasının saplandığı yerde su kaybolur. 50-60 metre aşağıda esrarengiz bir şekilde çimlerin arasında yok olan suyun çıktığı bölüm, günümüzde beton koruma altına alınmıştır.
Çıngıraklı Kuyu bu adı, kuyuya atılan bir taş parçasının uzun süre ses çıkarmasından almaktadır. Girişin uzun zaman karla kapalı kaldığı mağara bulunmaktadır.

Ne Yenir?

Pek çok yemeği yapılan hamsi, karalahana ve mısır ekmeği, hamsi kuşu, hamsi pilavı, hamsili kaygana, hamsi tava, lahana kavurması, hoşmerim, Akçaabat Köftesi, kıymalı ve peynirli Trabzon pidesi, Hamsiköy sütlacı yöre yemeklerindendir.

Ne Alınır?

Eskinin daracık arnavut kaldırımlarının üzerinde yürüyüp tek katlı arasta biçimli ve koridoru andıran, hemen hemen tüm Trabzon halkının alışveriş mekanı olan kemer altında Trabzon’a has telkari usulü ile el yapımı gümüş eşyaları görmelisiniz. Altıncılar ve gümüşcüler çarşısını mutlaka gezmelisiniz.

Yapmadan Dönmeyin...

Fatih veya İrena Kulesi olarak bilinen ve Cephanelik olarak kullanılan mekanı görmeden,
Yayla şenlikleri mayıs ayının ilk pazar günü başlayarak ağustos ayının sonuna kadar süren festivaller Trabzon’un simgesi halindedir. Festival tarihlerinde Trabzon’a gelirseniz festivale katılmadan,
Kışın Trabzon’a geldiyseniz, Sümela Manastırını kar altında görmeden,
Sümela Manastırı gezisi sonrası yol güzergahında bulunan lokantalarda, kara lahana dolması, kayana, Hamsiköy’de Hamsi köy Sütlacı yemeden,
Uzun gölü gezmeden,
Tereyağında alabalık ve tüm Karadenize özgü yemekleri tatmadan…
Dönmeyin...









Gezilecek Yerler

*Sümela Manastırı


*Atatürk köşkü

Atamızın Trabzon'a geldiğinde kaldığı tarihi köşk. Yeşil çamlar arasında bembeyaz bir kuğu gibi. Bahçesi harika, mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer. Trabzon Soğuksu mevkinde bulunulan köşkte eşyalar korunmuş.. Atamızın yatağının bulunduğu oda ve vasiyetinin yazdığı oda insana ayrı bir haz veriyor.



*Boztepe'ye çıkmadan dönmeyin. 

 Özellikle burada güzel bir akşam eşliğinde kalabalık ailenizle birllikte tavşan kanı çayı semaverle içmeden.


*Trabzon Ayasofya müzesi'ni gezmeden,duvarlardaki eserleri, sfenskleri, yazıtları görmeden. 








*Çal Mağarası


Çok büyük bir mağara. Öyle Antalya daki gibi küçücük değil. Git git bitmiyor. İçerisi soğuk mutlaka uzun kol mont alın. Yolu klasik karadeniz yolu virajlı ancak yol düzgün asfalt. Gidip görünce iyi ki gelmişiz diyeceksiniz. Emsali yok.



*Altındere Vadisi Milli Parkı

Sümela manastırının da içerisinde bulunduğu Altındere Vadisi Milli Parkı mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri. Yeşil ile mavinin buluştuğu bu doğa harikası parkta güzel zaman geçirebileceğiniz bir yer.  Yürüyüş yapmayı sevenler ile özellikle trekking yapmayı sevenlere de önerebilirim. 


Rus Pazarı


Tam olarak yok yok. Ne ararsanız var. Benim seyahat anlayışımda bu tür çarşı pazarı gezmek şehrin nabzını tutmak gibi. Hakkaten yöre insaniyla en iyi sohbet edeceğiniz,dertleseceginiz yerlerden. En çok teknolojik ürünler , oyuncak eşya, takılar bulabileceğiniz bir pazar. 


*Trabzon Şehir Müzesi


Henüz 2017 şubat ayında açılmış bir özel müze. Ve harika yapılmış. Yöreye ait el sanatlarından geçim kaynaklarına yemeklere doğal güzelliklere her şey fotoğraflarla ve canlandırmalarla sergileniyor. Çok beğendiğimiz bir müze oldu. Özellikle gençlerin ve çocukların bu görseli çok zengin müzeyi ziyaretini tavsiye ederim.

Eski yazıtları, eski Trabzon anılarını, geçmişi yadetmeden dönmek olmaz.

*Uzun Göl -Ayder Yaylası







*Haçka Yaylası


Düzköy'e 11-12 km mesafedeki yayla , asfaltlanmış düzgün yolu sonucunda 1800 metrelik bir rakıma ulaşmaktadır. Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın doğa kampı ile karadeniz bölgesinin inanç turizmi açısından en önemli ve en büyük ibadethanesi olan Haçkalı Hoca Baba Camii gibi önemli yerleri barındırmaktadır. Her türlü alışverişinizi yapıp konaklama ve yemek imkanlarına ulaşabileceğiz "Handobez" isminde bir merkeze sahip olan bu yayla karadenizin imkanları en geniş yaylasıdır. Ayrıca Her yıl ağustos ayında "Kamena" bölgesinde şenlikler düzenlenmektedir.






*Beşikdağ Dağ Parkı


*Trabzon Tarihi Müzesi'ni ziyaret edin. 


Kanuninin Sarayı olduğu söylenen bölgede emek harcanmış bir müze.

Fotoğraf sanatçısı Atilla Alp Bölükbaşının arşivini bağışladığı bir yer.
 Müze olmadan evvel Hafsa Sultan Konağı idi.





                                   
Trabzon Sarıalan yaylası
                                     
                                      
          
Şu kadının atölyesine, emeğine, işçiliğine bakın hele, öylece orda oturup onu  izledim. Bravo dedim içimden ne kadar üretici ne kadar yaratıcı keşke herkes böyle elinden geleni yapabilse keşke





Sera Gölü

Sera Gölü Çevresi:Sera gölü çevresi gelişmiş bir kamp ve piknik alanıdır. Göl sularında olta balıkçılığı yapılabilir.Yaylada her türlü temel ihtiyaç malzemesi temin edilebilir. Balık ve et lokantası, kır kahvesi, bakkal gecenin geç saatlerine kadar açıktır.

Özellikle sabah kahvaltısı ve gün ışığı şahane, umarım daha fazla yapılaşma burayı da bozmaz. 















İnsan oğlu papatya misali bir seviyor, bir sevmiyor, 




















TURKISH DELİGHT

Osmanlı saray mutfağından günümüz Türk mutfağına kalan tatlı bir miras…  Lokum Türkiye’ye “Egzotik Doğu” imajının atfedilmesiyle...

Günün Resmi

Günün Resmi
Hüzün