25.03.2018

# berkaisguvenligi # çalışankadın

Çetrefilli Kariyerim



İş hayatı;
Genellikle iş hayatına sıkıcı ve monoton derler.
Nedense benim için hiç de öyle olmadı evet kabul ediyorum bazı zamanlar zor hatta içinden çıkılamaz anlar olmuştur ama asla sıkıcı ve monoton kelimesini kabul edemem.
Belki biraz yorucu ve sinir bozucu  olmuş olabilir.

İş hayatı ve çalışmak  beni her zaman ayakta tutan, motive eden vazgeçilmez bir şeydi.
Bunun en büyük sebeplerinden birisi  ne iş yapıyorsam  yapayım, hangi işte  bulunursam bulunayım  hep severek, hep  isteyerek  özveriyle  çalışmamdır.

Peki  nasıl başladım? nasıl devam ettim? şu an ne düşünüyorum?
 Bu yolculukta kimlerle tanıştım? kimlerden destur aldım, ne öğrendim ne kaybettim ne verdim ne aldım?
Kimleri  sevdim kimlerden  nefret ettim? Kimleri canımın iç yaptım, kimlerden hangi kadın ,erkek çiyanlardan  uzak durdum? Kimlerden sözlü  taciz gördüm, resmen ofis mobinggi yaşadım? kimlerden ölesiye nefret ettim?
Hayata ve iş yaşamına karşı; yazdıklarım, çizdiklerim,  karaladıklarım, dosya halinde sakladıklarım neler?
Bana kattıkları değerler, benden  alıp götürdükleri işte her şey burada şu büyülü satırların arasında duruyor sevgili dostlarım.




Çalıştığım bazı ofisler çok  lüx çok şahaneyken özellikle de tasarımsal anlamda   bazıları içinse maalesef  bunu söyleyemeyeceğim. 
Sadece kötü olduğunu bilmeniz yeterli, karanlık, boğucu, kasvetli, bazen de biraz pasaklı:( cimri ve egosu yüksek  patronlar, sorunlu muhasebe elemanları, durup duruken maaşından kesmeye yer arayanlar, yok yemek parası, yok geç gelmeler, yok şu kadar saat çalıştın diyenler,  ne idüğü belirsiz, belirsiz diyorum  çünkü sanırsınız oranın patronu kendisi,  ota boka karışan acemi çaycılar, gereksiz gürültüler, gereksiz insan topluluğu falan filan.
 Bizde ofisler genelde muhasebeci mantığında açılır, soğuk sıradan sevimsiz odalar, gereksiz renkler ve bölmeler, hatta çalışanın bir kendisine bakarsınız birde masasına, hayata dair vizyonuna dair hiç bir şey bulamazsınız, illa patron mu olmak gerekir, bazı güzel şeylerin, özel şeylerin, özel aksesuarların, zengin gösterişli dekoratif eşyaların  cuk diye gelip masasına  oturmasına..

Kurumsal pazarlama işinde beni ofislerde en çok rahatsız eden şeylerden biri de içerde ki yoğun gürültü olmasıydı. 
Arama yapmak, randevu almak çok zordu,  işi bilmeyen yeni gelen elemanın  sesinizle birlikte  tüm ofisin  yaptığınız işi, tüyoları ve kendisi yapacak kadar  öğrenmesi, bu kadar çalışkan olmanın herkes tarafından garip karşılanması, mesai bitiminde herkes evine koşa koşa giderken senin masan da hala yapacak işlerinin olması garip geliyor tabi insanlara.

Herkesle samimi olmak zorundaymışsınız gibi herkesin sizden bir parça güler yüz beklemesi, orada çalışan herkesle karakterinizi, huyunuzu suyunuzu ve şaka sabır tahammülünüzü aynı seviyeye indirgemesi ,   bitmek bilmez falanları filanları.

Bazı iş yerlerine tüm sabrımla sebat edip dayanırken bazı iş yerlerine de hiç eyvallahım olmadı diyebilirim.
 Çaycısına çemkirip, tüm ofis çalışanlarının  kıskanç dolu bakışları altında ezilmekten dik durarak kurtulduğum, en büyük intikamın başarı olduğuna inanarak, yapılan tüm  toplantıların en baş köşesine kurulduğum, hiç kimseyi hiçbir şeyi iplemediğim, kendime has güvenli havamla, liman da değil fırtınaların tam da ortasında oldum ben hep.

Yaptığım işe, aldığım maaşa, altımdaki arabama  kimi zaman layık görülmedim ben.
İş anlaşmazlıklarında, o naif, ince, kırılgan asaletli   sesimin biraz çatallı biraz yüksek çıkmasıyla freedinin kabusu havasında,   tanıdıkları gibi bir insan olmadığıma kanaat getirince , adımlarını bana karşı daha bir dikkatli atıp adımın geçtiği her yerde yerde iki kere düşünüldüm ben. Vay be meğerse ben neymişim dedim inanın yazının burasında:))
Çalışma şartları, patronların egoları, iş yerinde ayağımı kaydırmaya çalışan yelloz aşifteler, kendini pazarlama alanında bir kadının da gövde göstereceğine inanamayıp hor görenler, mümkünse el ayak altından çekilip hatta yok olmamı bekleyenler, sesime bile tahammül edemeyenler, diğerleriyle aynı haklara sahip olmamı hazmedemeyen şirket personelleri ve daha niceleri.

Emin olun kendi istifamı veripte şirket dışından çalışarak daha fazla efor gösterip, adımı yinede o masada geçirmeyi destur edindim ben:))

Bazı iş yerlerinde özellikle anlaşabileceğim, dertleşebileceğim, aynı frekanstan insanların da bulunduğu ortamlarda kendimi   çok konuşurken bulduğum,   bazılarında  ise  suskundan öte sus pus olduğum,  kendi derdimin kendi acımın kabuğunda , kendi meşgalelerimle  yayvan, suspus hep düşünceli ama bir o kadar da neşeli kaldım ben.

 Tüliş oldum, Tüliniçe oldum, Tülinko oldum, herkesin sırdaşı Neşeli Tülin hanım oldum ben..
Kimi zaman yoğun bir şekilde  , hatta bazen günlerin saatlerin nasıl geçtiğini anlayamadan, masamdan hiç kalkmadan kahveyi suyu ekmeği unutarak günlerimi çalışarak geçirdim ben.
 Dışarıda olduğu vakitler, eş dost arkadaşların ofislerinde, elimde peynir ekmek bir bardak çayla günlerimi geçirdim ben.
Kimi zaman da sokaklarda, sahalarda  zaman  geçirip , uzak seyahatlere gidip evimin yolunu unuttum ben.
Çalışmadığım  dönemlerde ise hiç bir anın boş geçmediği, home ofis havasında evin bir köşesine kurulup pısır pısır  çalışmışımdır  ben.



İlk çalışma hayatıma okul ihtiyaçlarımı karşılamak için başlamıştım.

Ortaokula başladığım dönem her yaz tatilini değerlendirerek  hep farklı işlerde , farklı alanlarda , sektörlerde çalıştım ben.

Çalışma hayatına ne kadar erken açılırsanız o derece de erken açılıyor gözünüz, kulağınız beyniniz. İyice bir gelişiyor karakteriniz, huylu huysuz  kimseye pabuç bırakmama adına derin  kişiliğiniz.

İlk iş deneyimlerimin başında  Otomobil, Tekstil, Matbaa geliyor. Ve  sonrasında Communation Center.. Türkiyenin ilk özel postanesi  Mecidiyeköy de kurumsal anlamda ilk çalışmaya başladığım, fax, bilgisayar tarayıcı nedir öğrendiğim emekleme değil  yürümeye başladığım  zamanlar. Ne güzel insanlarla bir aradaydık o zamanlar, o insanlar anılarımda, sönmeye yüz tutmuş hatıralarımda, her sabah masama aldığım güzel kokulu mis çiçekler, gazete okumanın keyfi, uzun ve karışık baget sandviçler. Mecidiyeköy den Ferah evlere giden otobüs ve dolmuşlardaki  geç saatlerde kadın başına yapılan yolculuğun güzelliği, yağmurdan ıslanarak tarla başına koşarak gittiğim,  cipil gibi ıslandığım ,şimdi İsveç in bir köyünde yaşayan o güzel insan:))

Hayatınızı etkileyen dönemler vardır ya işte benim için de orası   öyle  bir yerdi.
Daha İnternetin ülkemize gelmediği bir grup kafadarın Ankara'da başlayan serüven dolu süreçleri,  sevgili patronum Haluk Çeçenin gelişime ve kişisel iletişime önem verdiği yıllar.
 El yazısını hatırlıyorum da , özenli, nizamlı tertipli, şimdi kim bilir nerelerde..
Hayalimde  kalan son anı derlemelerinde  Kerpe'de şirketçe yazlıkta kaldığımız   deliler gibi sarhoş olduğumuz hafta sonu, ve birde teknede düzenlediğimiz geceden bir kaç tane fotoğraf var. 
Ergen olduğum yıllar bu yıllar , aşık olduğum sevdiğim, şiirler yazdığım elimde devamlı yarım kalan bir romanın sayfaları, yazarlarla oturduğumuz cafeler, komünist dostlar, kasette çalan Nilüfer:)) ve her akşam eğlenmek için gittiğimiz Etiler, Bebek, Taksim , Elmadağ diskotekleri:))



Sonra ne olduysa oldu, nasıl oldu ne şekilde olduğunu bir türlü hatırlayamadığım, işten ayrılmanın sancılı süreçleri...
Sevdiğim o iş yerinden ayrıldım ben. Kendini bilmenin ve artılarının farkındalığıyla belki daha iyi bir iş bulurum diye ayrıldığım güzide sevimli şirineler şirinesi iş yerim...

Yıllar  sonra heyecanla, merakla, sabırsızlıkla yeniden görmek için gittiğim de  kapandığını ve  taşındığını görünce, üzülmüştüm.  Bomboş bir bina bomboş duvarlar, eşyasız camdan keskin siluetler.  Alt kata inip sallapati cay ocağında bir bak çay içip, geçip gittim  yıllar öncesinde..

Benim  işte böyle garip bir yönüm var, sevdiğim iş yerlerinden bir türlü kopamadığım gönül bağı kurduğum doğrudur.  İlla görüşeceğim, illa arayacağım, illa çıktıktan sonra mutlaka bir iş yapacağım tutar gibisinden onlarla, nitekim de hep öyle oldu, iş yaptım, mal aldım verdim, iş pasladım, para kazandırdım, para kazandım:))Nazımı çektiler sağ olsunlar, ne istediysem hep aldım. 



Sanatsal yönlerimin, içselliği mi, özbenliği mi ve hayat tarzımı yakalamama  sebep olan yeni işimse; küçük de olsa kendi çapında Creative işler yapan Sunay Akın ve bunun gibi yazarların kitap kapak tasarımlarını yapan  bir reklam ajansıydı. Maslak taraflarını bilenler bilir Nazmi akbacı iş merkezi diye bir yer var, bakın şimdi bile burnumda tütüyor orası, nasıl da gidesim geldi hemencecik.
 Maslak Çarşını yıkılmadığı, Papetlandın ve diğer alışveriş mağazalarının hemen alt sokağındaki iş merkezi, içinde bir çok iş yeri barındıran bu yerde uzun bir süre çalıştım. Resimleri, ressamları keşfettim, yazmayı çizmeyi, güzel kahveyi ve o puronun şahane kokusunu sevdim. Patronlarımız şahane insanlardı. Hala çok severim, hala görüşürüm sosyal medyadan da olsa kendileriyle.
Hayat sanki o zamanlar bize güzelmiş sanki.
Ne dert ne tasa, ne gam ne  keder, her şeyin çok ama çok güzel olduğu yıllar, güneşin yüzümüzü yaktığı, içimizi ısıttığı, bir minibüsle Hacı osmandan Büyükdere ye yüzmeye gittiğimiz, Sarıyer börekçisinden durakladığımız Madoda'dan dondurma yediğimiz, yani çok ama çok mutlu olduğumuz yıllar. 
Ben en çok Taksim ve Beşiktaşı çok sevdiğimi hatırlıyorum, gök mavi, güneş tepemizde, sıcak günler, sıcak insanlar, her şey kaygısız, sade yalın, derin.


Çocukken hep manken olmak isterdim ben.
 Kariyerimde manken olmadım ama hep etrafında ki iş kollarında hep  dolaştım. Tekstil dünyası , tekstil sektörü  beni hep çekti galiba, tekstil, halı vs. derken bir bakmışım ki yine yeni yeniden bu kez daha büyük bir reklam ajansındayım.
 İşte burada biraz durmak gerek; soluklanmak gerek, yavaşlamak gerek, bence pazarlamada gelinen noktamda yapı taşlarının  atıldığı yer burasıdır.
Müşteri neydi, in miydi cin miydi?  kimdi? nasıl emek verilirdi, nasıl dönüş sağlanırdı, nasıl bağlanırdı, nasıl aranırdı, nasıl randevu alınırdı ve müşteri her zaman haklı mıydı:))
Ne güzeldir müşteriyle telefonda konuşmak derdini anlamak, derdini anlatmak, çat kapı ziyaretlere gitmek, randevu almak, bazen alamamak, bazen satmak bazen de satamamak, ağlamak, huysuzluk yapmak ama hep kendine bakmak, fönsüz çıkmamak, rujsuz yapamamak, alışveriş den kopamamak, mini etek topuklu ayakkabılara, ceket pantolonlara asılmak. 
Benden büyük insanlardan satış tüyoları almak
Gelişim Creativ'in ekzantirik işlerinin  peşinden koşmak, o toplantıdan bu toplantıya deliler gibi koşturup, deliler gibi çalışmak, ha birde üstüne üstlük medya tv işleriyle haşir neşir olmak buda yetmedi hafta içi sürücü eğitimi almak, buda yetmedi bir zamanların modası ahşap eğitimi almak, buda yetmedi ANNE OLMAK!!!!

Evet anne olmak, annelik, annelik neydi sanırsam orayı hep atladım ben, ta ki yıllar sonra yeniden anne olmak istediğimde geçmişle geleceği birleştirdiğimde ne çok eksiği, yanlışı doğruyu yaşadığımı fark eden ben, annelik dürtüleri içinde, Elif Şafak'ın Siyah Süt'ü gibi Lohusalık sendromundan o yıllarda kurtulamayan ben.

Sanırım çok hassas biriyim ben alıngan, kırılgan iş hayatımda fazla göstermesem de özel dünyamda haylice fazla..

Tabi ki o çok sevdiğim iş hayatımdan,   hızla tırmandığım kariyerimden , sevdiğim tatlı ortamımdan pıt diye düşerek, gerileyerek, eve hapsolarak, bebek bakıcılığını üstlendiğim, daha anneliğin ne olduğunu bırakın kendimin bile kim olduğunu  keşfedemediğim bu dönemde anne oldum ben.

 Kör topal, yana yakıla, düşe kalka bu işinde üstesinden gelerek bazen ağlayarak bazen çokça bağırarak, bazen içine kapanarak, bazen tüm dünyayı karşıma alarak anneliğe erdim ben...
Hala buradasınız dimi dostlar inanın yazarken ben bile yoruldum, sizleri düşünemiyorum:)
Hadi bir gayret yolun yarısındayız.


Sonra ne hikmetse bir arkadaşımın da ısrarı ile sektör değiştirerek ilaç  mümessili olarak işe  başladım ben.
 Hemde nasıl bir başlangıç nasıl çılgıncasına  nasıl inanılmaz, nasıl da farklı olarak..
Herkesin yapabileceği bir şey mi bilmiyorum ama ben dört yüz yetmiş kişiyle Bursa'ya gidip orada eğitim ve oryantasyon sürecini tamamlayarak  1,5 ay orada  yaşayıp her gün tıp literatürlerine kafa patlatıp tüm vücut fonksiyonlarını iyice ezberleyip, tıpta dahi unvanı derecesinde okuyup üfleyip ileri derecede  mülakatlar eğitimler sınavlar derken iyi yüz yetmiş kişiyle elenmeden işe vakıf olarak geri döndüm ben.
Gidişim korkulu heyecanlı olsa da işte dönüşüm muhteşem olacak dedikleri bu olsa gerek şeklinde, iyi bir maaş, altımda arabam, çift ikramiyeli bol piyangolu şahane yeni işim ve ben diyerek geri döndüm.
Aman allahım rüya gibi bir şey, mutluluk dedikleri bu olsa gerek:))

Eğitimde, aldığımız gazla tüm sahalara, tüm hastanelere, tüm doktorlara şevkle heyecanla, sevgiyle koşan bizler. ve aradan iki sene geçtikten sonra aramıza yeni katılan ekip arkadaşlarımız.

Beş sene çalıştım o şirkette, çok güzel anılarım maceralarım oldu. Çok harika insanlarla tanıştım, yeni dönem, yeni insanlar, yeni hayata bakış açıları her şey çok güzeldi her şey. Kimi zaman nöbete kaldım, kimi zaman reçete yazdım, kimi zaman eğitimlerde uyukladım, kimi zaman seyahat ettim, Kulakları çınlasın Esin diye çok harika biriyle tanıştım. Benzinimiz bol keseden olduğu için  çok gezdiğimi şehir şehir dolaştığımızı hatırlıyorum kardeşlerim ve ben.
Şile , Ağva, Edirne, Trakya ve daha nicesi, bir gün içinde ne kilometreler yaptım ben o araçla. Hemde aşkla ,sevgiyle, özlemle.
Taki bir gün şirketimizin yabancılara satılacağı haberini duyana kadar.
Her güzel şeyin bir gün bitecek olması  kadar doğal ne olabilir?
Bir güzel rüyanın da böylece sonuna gelinmiş oldu tabi ki.
Uzun bir süre, sağlık sektöründe iş aradım, iyi firmalarla görüşmelere gittim, ama nedense olmayınca olmuyor, hızlı bir şekilde başladığım bu sektöre çok hızlı bir şekilde uzaklaştım. Resmen soğudum.

Eczanede tanıştığım bir arkadaşla, kozmetik ürünlerin satışına başlayıp, kariyerimde hızlı bir şekilde yükseldiğim yerden, düşüşe geçtim ben. 
Tabi o zamanlar genç olmanın verdiği toylukla, sabır erdem, sebatkar cümlelerinin benim için yakından uzaktan alakası yoktu, daha çok ben bilirim, ben yaparım, ben böyleyim, ben hallederim, bu benim işim, benim kararım modundaydım sanırım:(
Böyle anlarda insana ışık tutacak, mentorluk veya şimdinin yaşam koçluğunu yapacak belki ağabeylik belki ablalık yapacak birileri lazımdı. Ne yazık ki bu da benim çevremde hiç olmayan bir şeydi.
Benim çevremdeki kadınların hepsi ev hanımı yada kocaları zengin hatunlardı.

Okuyan grup bile bir zaman sonra evlenip çoluk çocuğa karışıyordu.
Su akıp gitti önümden ama ben bir yol bulamadım.
Okumak ve kendini geliştirip ileriye bakmak en güzeli buydu ama açık öğretimin o saçma sapan sınav icatları, para pul muhabbetlerinden sonra okul hayatından da iyice soğumuştum.
Evet öğrenmeye açtım, her şeye yeniliğe çalışmaya azmetmeye, ama  işler istediğim gibi gitmedi.
Her zaman kişisel anlamda kitaplar okudum,  eğitimler aldım hatta işin uzmanlarından, Gül, Kırçıl ve daha niceleri gibi satış, pazarlama, diksiyon, vücut dili, insan ilişkileri, tele marketing, satın alma, idari işler, yöneticilik, marka yöneticiliği, kendime çok yüklenerek her defasında fazlasıyla öğrenme isteğiyle doldum ben. 
Kariyer yapmak hayatımın hep odak noktası oldu, kendi işimi yapma hayallerim hep bu noktada başladı, kendi ajansım, kendi işim, kendi müşterilerim, kendime has ofisim, creative toplantı odam, ve insanların insanca bol motivasyonlu, bol güler yüzlü çalıştığı o güzel ofis ortamı hayallerim.
İyi firmalarla görüşmeler sağlamak, randevular almak, ısrarcı olmak, takipçi olmak, tuttuğunu koparmak, işin peşinden gitmek, nede olsa bunların tümü bendim, bende olan şey, kelimenin tam anlamıyla iş aşkı iş hobisiydi:)


Birde benim Amway maceram var ki durum içler acısı, elin Amerikalısı, iş bilir yol bilir, prosedür bilir, bizim türk kadınıyla iş yapacaksın da, başarıya adım atacaksın da, milyar dolarlık hayallerine ulaşacaksın da var sen git  işine kadın derler adama:))
Çok emek verdim, güzel gruplar kurdum, ama hep yanlış insanlarla, iş disiplini, iç disiplini olmayan kişilerle bir arpa yol bile alamadım.
Bu işte en çok keyif aldığım şey başarıyı tadmak ve sahneden insanlara nasıl başarıya ulaşılır kısmını   seslendirmekti  sanırım, hala da yol da yürürken karşılaştığım insanlardan bu tür şeyler duyuyorum.
Keşke devam etseydiniz, hitap gücünüz iyi diye, bilmem olmadı işte küstüm işe galiba, inacımı yitirdim. İnsan böyle işlerde ilk önce yakın çevresini eşini dostunu görmek istiyor ama nerede, ilk önce onlar seni yarı yolda bırakıyor.

Beni bu kadar oyalayan ve hayallerimden çalan bu işte sona erdikten sonra, işte geldik şimdi iş hayatımın asıl dönüm noktasını oluşturacak kavşaklardan birine.
Bir anda, nasıl oldu ne şekilde oldu bilmiyorum ama bende bir okuma aşkı başladı, yeniden sınavlar, yeniden ders telaşları, yeniden ama bu kez daha güçlü hayata tutunma halleri, sanki kanatlarım dinlemiş de yeniden bir uçma halleri, mutluluk istekleri, yeniden kendini keşfetme yeniden kurslar dersler falanlar filanlar...medya ve iletişim halleri..
Kadıköy'de bir kursa başladım önce, yıllar önce matbaa işlerinde yada ajanslarda çalışırken işin katalog kısımlarını hep görüyordum, ama nasıl yapıldığını bilmiyordum.
Bir an önce işin mutfak kısmını renkleri, grafikleri, tasarımları, ara yüzleri ve yazılımı öğrenmek için başladığım kurs da alt yapımın da yetersiz olması sebebiyle hiç bir şey anlamadım, ama derslere düzenli olarak katıldım. Düzenli olarak not aldım, düzenli olarak sordum, öğrendim merak ettim, hatta işi biraz da abartarak yani benim tabirim bu kulağımı daha da bir tersten tutarak daha düşük bir maaşla işi tam layıkıyla öğrenmek için küçük bir ajansa girdim. iyi ki de girmişim, çok şey öğrendim düşük bir maaş aldım ama sahayı ve insanları müşteriyi ve işlerin devasa gücünü fark ederek burada da çok başarılı oldum.

İşi ileriye götürerek birde aşık oldum, aşk ilişki, sevgi emek ,yaşam evlilik vs. neyse belki de ondan öğrendim.
Bazen çok mutlu bazen çok mutsuz oldum, ama seçici olmayı, kendi kararlarımın arkasında durmayı, hem kendime hemde karşımdakine saygı duymayı öğrendim bu ilişkide, ilişkiler, evlilikler vs. detaya giremeyeceğim, geneli zaten diğer yazılarımda her zaman paylaşıyorum, sevgililer günü denklemli bir şey yazımı  söylememe gerek yok öyle çok sevilip okundu ki ne diyeceğimi bilemiyorum. Çok teşekkürler hepinize, çok mutluyum gerçekten http://tulin-art.blogspot.com/2018/02/sevgililer-gunu-denklemli-bir-sey.html

Bu süreçte, gerek para ihtiyacım gerek içindeki zorlu yaşam şartlarımın getirisi olarak kısa süreli işlerde çalıştım.

 Her çalıştığım iş yerinde bende olana bir tık daha fazla koyarak yoluma devam etmeye gayret ettim. 
Bu kadar hareketli bir dönemi geçirdikten sonra, tabi insana bir ermişlik bir bilmişlik te gelmiyor değil. 
Müşteri temsilciliğinden, satış uzmanlığına, satış uzmanlığından da kurumsal satış yöneticiliğine,  terfi etmek artık benim için çok  kolay tabi, birde yabancı dilim olsa değmeyin keyfime.
Hap gibi yutarım kuş gibi uçarım , ve daha neler neler.
İlk yöneticilik deneyimi mi yaşadığım yeni iş yerimdeyim ve 30 kişiyi yönetiyorum.
Yöneticilik ne kadar kolay görünse de büyük bir sorumluluk, herkese şirine gözükmek iyi güzel hoş fakat iş kurallara prosedürlere gelince arada kalmak da cabası,
Suistimal edilmek, arada kalmak, zor durumları atlatmak, elemanına güvenmek,hayal kırıklığına uğramak,  moral vermek,moral almak motivasyon yükseltmek, işe alım süreçlerini iyi değerlendirmek, eğitim ve oryantasyon dönemlerinde faydalı olmak, yönetici olmak, müdür olmak ve hatta iş yeri sahibi olmak hiç te  öyle dışarıdan göründüğü gibi kolay değil gerçekten. 
Personellerle ilgili istemeden verilen kararlar beni sonradan çok üzmüştür.

Performansı  düşük elemanları işten çıkarmak, arada haksızlık yapmamak, elemanı kollamak, izin sürelerini ayarlamak, anlamayan elemanla birlikte oturup çalışıp emek vermek, kimine iyi kimine kötü yönetici olmak, bazen alt üst dengeleri şaşırmak, sizin bir üstteki yöneticinizle altta çalışan ekibi koordine etmek bunların hepsi çok zor süreçlerdi benim için. 
Biraz paragöz olmak, vicdansız olmak, soğukkanlı olmak, ukala bir hadsiz olmak mıdır insanı başarılı  kılan bilemedim ama benim iş anlayışım ve iş ahlakım bu sürece uygun eş zamanlı yürümedi galiba,
Ve yine bir yol ayrımında yine hazinli bir son ve finish işten ayrılma kararım:))

Bu kadar iş başarısızlığından ki aslında başarıydı hepsi çünkü bana çok şey kattıklarına çok eminim.

İşten soğuyup bir süre çalışmama kararı alarak bir yaz dönemini evde başıboş  geçirdim. Çalışan insanlar bilirler bu durum fazla uzun sürmez, iş düzeni var nizamı var, sabah erkenden gider, masanızda oturursunuz her şey rutin her şey kendi ahengi içindedir.
Ama evde olduğunuzda işler böyle olmuyor, kafadan bir kere uyuyorsunuz, uyumaya alışıyorsunuz, düzen nizam hak getire, ne çalışma nede başka bir şey, evle ve uzun zamandır görmediğin arkadaşlarınla da bir arada olmak ta  bir yere kadar.
Belli bir zaman sonra her şeyden sıkılmaya başlıyorsunuz.
Ben evi döktüm temizledim yok yine aynı sıkıntı geliyor böğrüme oturuyor, hiç bir şey yapmama duygusu yada bir şeyler ortaya koyamama duygusu beni içten içe yiyip bitiriyor.
Evdeyken kendi markam için uğraştığım Tatowun tepesinden inmediğim, hadi yapalım, hadi tasarlayalım, hadi markalaştıralım, hadi sayfasını açalım, hadi ürün araştıralım hadi e-ticaretini kurup satalım dediğim dönem bu dönemdir yani Madame Savon dönemi.
Sadece logosu için bile bir yaz çalışıp uğraştığımız, ürün, ham madde araştırmaları için o üretici senin bu üretici benim diyerek yer gök inleterek çalıştığımız o koca sıcaklar ötesi sıcak yaz günleri .
Değdi mi değdi tabi, markayı yaratmak, tasarlamak, kendi gücüne inanmak, öz güven patlaması yaşamak, ama paran var mı? sponsor bulundu mu? diye sorsanız garip bir sessizlik içinde kaldığım bir gün mutlaka çok ama çok başarılı olacağıma inandığım güzeller güzeli Madame Savon'um. Şimdiler de bu projeyi Mi Tekstil Promosyon şirketiyle birlikte ortak bir şekilde oturtmaya çalışıyoruz, merak edenler için:))http://www.mitekstil.com/

Biraz sermaye, biraz çevre ve biraz da iş bilirliğiniz, şahsi tanınmışlılığınız ve cemiyete bağlı kişiliğiniz varsa işinizin yürümemesi için hiç bir sebep yok, yok efendim bunlardan biri veya birkaçına sahipseniz de olmuyor o iş öyle, hepsinin bir arada olması lazım. Başta bende sermaye olmayınca işim de tabi haliyle yarım kaldı ister istemez, ev borcum bitince yapacağım ilk iş bu işe yatırım yapıp, kendi sitemi açıp, markamı patentlemek, ve küçük bir ofis içinde, hem marka iş kıyafetleriyle ilgili çalışmalar yapmak hem de e-ticaret sayfasında Madame Savon özel outdoor ürünler satmak yapabilir miyim? yaparım.  Sponsor bulunur mu? bulunur.

Paraya ihtiyacım olmasından sebep, bir enerji bir organizasyon ve birde dolandırıcı  olduğunu sonradan öğrendiğim şirket maceralarımda yok değil arkadaşlar.
Türkiye de para, enerji, inşaat, gıda ve otomobil sektöründe var, gerisi boş gibi geliyor bana, belki de var ben bilmiyorum.
Yaptığın işte uluslararası takılmak, yurt dışına açılmak, ithalat ihracat ağından faydalanmak, markalaşmak, ve mağazalar zinciri oluşturup reklamın gücünden faydalanmak çok önemli.

Şu anki işimi yapmama sebep olan, ve uzun zamandır bu işin içinde olduğum sektör, tekstil sektörü ama bildiğiniz tekstil değil, iş güvenliği ve iş elbiseleriyle ilgili sektör, iş ilanıyla girdiğim ve hala kopamadığım, severek öğrenip azmettiğim şimdiki işim yaklaşık beş yıldır aynı sektördeyim, beş yıldır kendimi bu alanda geliştiriyorum, kumaş, baskı nakış, iş güvenliği, kullanım alanları vs.
Yangın ve alev almaz giysiler, kişisel koruyucu donanım ürünleri,iş emniyet ayakkabıları,  tedarik süreçleri,kurumsal firmalar, kurumsal ziyaretler, teklif ve fiyat araştırma süreçleri işim gerçekten çok keyifli çok güzel gerçekten.
Birde iş emniyet ayakkabıları da eklenince daha da ballı kaymak bir şey oldu işimde ki kariyerim. 

Sonuç olarak, işimi severek yapıyorum, severek gidiyorum ve biliyorum ki bir gün kendi işimin başında bunca yıl öğrendiğim bilgi ve birikimi kullanarak harika işler çıkaracağım.
Kendi müşterilerim olacak, kendi müşterimle aylık yemeklerim, kahvaltı programlarım, yurt dışı seyahatlerim, güzel bir çalışma ortamım, özel günlerde kendilerine göndereceğim hediye paketlerim.
Ofiste içilen güzel kahveler, toplantıda sonuçlanan güzel projeler, çalışanlar arası birbirine saygı ve sevgi, kimsenin kimseyi ezmediği çiğnemediği, mevcut hatalar da hataya takılarak değil, sonuç odaklı neler yapılabileceği,  profesyonel  müşteri hizmetleri, satış sonrası sıkı takipler ve niceleri..

Yazının ve konunun sonuna geldiğim  şu anda;  hepinize güzel işler ,güzel insanlar, güzel yaşamlar diliyorum.
Kendime de pozitif bol enerji , bol  başarı diyorum. 

Yeni işe başlayanlara  veya ilk iş günlerini geçirenlere naçizane öneriler;

*Herkesle hemen samimi olmayın, özellikle de avam takımı cahil cühela tiplerle, gün gelir zor durumda kalırsınız bu yerden bitme tipler  yüzünden.
*Havayı koklayın, insanları iyi gözlemleyin, çaycıyla sırdaş olun, inanın dönen tüm fırıldakları onlar herkes den daha iyi bilir.
*Bütün bildiklerinizi ortaya dökmeyin. Başarının tadını yavaş yavaş ortaya koyun, işlerinizi satışınızı gizli yapın, sonuçlanınca ortaya patlatın.
*İşinize vakıf olun, ne gerek var dediğiniz her şeyi öğrenin, iş ve işleyiş konusunda her şeyi bilin. Kendinizi vazgeçilmez yapın. 
*Ağırlığınızı , soğukkanlılığınızı, sükunetinizi koruyun
*Güzel giyinin, güzel kokun, kendinize özen verin.
*Masanızı temiz tutun, masanıza sizden parçaları abartmadan yerleştirin. Ara sıra çekmecelerinizi kontrol edip düzen tertip getirin. 
*İşinizin materyallerini iyi öğrenin, firmayı iyi tanıyın, rakiplerin artı ve eksi özelliklerini bilin.
*Pazarlamada müşterinizi hangi silahla vuracağınızı çok  iyi bilin.
*Herkese karşı kibar ve nazik olun, patronunuzun bile can damarını, huyunu suyunu keşfedin.
*Uzayan konularda, karşı atağa geçmek yerine, tamamdır siz bana bırakın ben hallederim deyip konuyu kapatın.Laf dalaşına veya üste çıkmaya zorlamayın.
*İşinizi sıkı takip edin, satış öncesi takipler, satış sonrası üretim ve sevk, her ürünü gitmeden kontrol edin, gidecek numuneyi bizzat kendiniz götürün.
*Numuneyi mümkünse faturalandırın. Faturanız yoksa resmi kaşe ve imzalı kağıt bırakın, iade gelmeyen ve onaylanmayan işler için fatura kesileceğini bildiren.
*Her sattığınız ürünü veya gönderdiğiniz malzemeyi mutlaka dosyalayın. Teklif, tedarik fiyatları vs ne varsa.
*Üretime verdiğiniz her ürünü imzalı gönderin, ortaya anlamsız bir kağıt veya yanlış çıktığında kontrol etme şansınız olsun.
*Alındığınız makam ve mevkiyi hazmetmeden, işe yerleşmeden o iş ve göreve yanınıza yardımcı başkalarını aldırmayın, yoksa o kişi asıl eleman olur yani işi mutfaktan öğrenen siz yedekte fazladan göze batan kişi olursunuz.
*İşyerinde ki mola saatlerine dikkat edin, mümkünse çok çalışkan olun bir süre mola vermeyin:))
*Sıkıntılı durumlardan şikayet etmeyin bırakın o işi fazla tezcanlılar yapsın.
*Şirketin menfaatini kendi menfaatiniz gibi düşünün , zevzeklere prim vermeyin kendileriyle  muhatab olmayın.
*İş mesai saatlerine dikkat edin, akşamları mümkünse çıkmak için acele etmeyin:) en azından bir süre:))
*Sattığınız ürünü kaliteli sunun, fiyattan taviz vermeyin, toplantıyı gitmeden önce her şeyi  iyi organize edin.
Firma çalışan sayısı, alım sayısı, varsa yanınızda numune ve ajandanız, teklif çalışmanız, kurumsal'a dair her şeyiniz tüm techizatınız, ajanda, katalog, kumaş ve renk kartelalarınızla birlikte  hazırlı olarak.







Çalıştığım iş yerlerinden bazıları; 










Yorum Gönder

Külliye Hamam İstanbul

Gelin hamamı adı altında, teyze, yeğen,  abla kardeş güruhuyla beraber soluğu Sarıyer meydanındaki hamamda alıvermiştik çok yıllar ön...

Günün Resmi

Günün Resmi
Sonbahar