24.01.2018

# filmdünyası # filmizle

I DANIEL BLACK


Değerli ve sevgili  okuyucu nasılsın?
Şu an bendeniz işyerimde  camdan dışarıyı seyrediyorum. Yılbaşında beklediğimiz kar daha nerdeyse  şimdi ufaktan attırmaya başladı. Eskiden yılbaşları  dediniz mi kar yağmaya başlar, eski dostlarla birbirimize telefon edip, karlar düşer şarkısını söylerdik.  Öylesine  çok ağaç katliamı yapıldı ki  bu aralar, mevsimler   artık ne yapacağını şaşırmış durumda
 galiba:(  Hangi dönemde yağmur hangi dönemde kar yağdıracak bir bilinmez denklem gibi çalkantılı bulutlu bol yağmurlu havalar. 
 Yanlız inanılmaz keskin bir soğuk var ki sormayın resmen kemiklerimiz titriyor, içimiz üşüyor o fenalar fenası  hapşuruktan kendimizi alamıyoruz. 
Bazen  gün için de olmadık insanlarla tanışıp, onların ilginç hayat hikayelerini yaşama yerleşmelerinin hikayelerini dinlemek çok farklı bir his, herkesin bir acelesi var, herkesin harcı borcu var, kimi ev kredisi, kimi araç kredisi, kimi çocuğunu kreşe verip akşam kreşden alma derdine düşmüşken hayat gerçekten bazen çok zorlaşabiliyor. 
Bana kalırsa böylesi yatırımları erken yaşlarda çalışıp edinmek, ve birazda birikim yapmak gerekiyor. Yoksa insan ne hayattan ne evliliğinden, ne de geleceğinden keyif alabilir.
En kötüsü de geç yaşlarda, tamda hayatın sefasını süreceğiniz en keyifli zamanlarda bir de bakmışsınız ki hala borç harç batağı içindesiniz, olmaz olsun böyle sıkıntılar üzüntüler stresli yaşamlar diyerek, umarız 2018 herkes için muhteşem ötesi bir yıl olur. Ben bu yıldan  çok umutluyum, hem maddi hem manevi, hemde özel anlamda çok güzel bir yıl hepimizi bekliyor diyorum.  
Geçenlerde, ofisimize yeni bir yavru köpeciğin gelmesiyle beraber monoton iş yaşantımız bir anda renkleniverdi.  
Bize yeni alışmaya çalışan ve adının  Lohdi olduğunu öğrendiğimiz yavru köpeciğin   bebeksi halleri, kendini uykudan alamaması, daha yeni doğmuş bir bebek gibi etrafını yadırgayıp, yattığı yerden bizi izlemesi gerçekten büyük bir sevinç kaynağıydı bizim için. 
 Adına önce Loki ,Lohdi derken, hayvancağız bir anda yeni gelen üretim  fabrika müdürümüzün enstanteneli bir şekilde onu  sevmesi ve yeni bir isimle seslenmesiyle   oldumu size adı  Lohdican...

Lohdican yavrucak önceleri hiç kıpırdamazken, hiç hareket etmezken, benim el altı pazar verdiğim tatliş diyetsel kuru üzümler sonrası ufaktan canavar olma yolunda ilerlemesiyle ofis maceralarımızda  arttı tabi haliyle, devrilen saksılar, dökülen topraklar, yenilen bitkiler, hırpalana eşyalar ısırılan kanape ve duvarlar:) ben bu kadarını sayıyorum gerisini siz düşünün  artık:))

Tabi ki bu yaramazlıklarına haylazlıklarına hiç ama hiç  aldırmadan, severek, okşayarak, konuşarak ve evimizden getirdiğimiz sükseli yemekleri de yediğini görerek içimizin rahat ettiği  Lohdican resmen bir neşe kaynağı oldu bizim için.
Biz  nereye, Lohdican  oraya, hayvancağız öyle bir seviyor ki bizi belli ki anası, babası  ailesi, evi ocağı zannediyor hepimizi fukara:)) 

Öyle ki beni daha çok sevsin ve bana daha çok  alışsın  diye yapmadığım şaklabanlık, maymunluk, sevimlilik  kalmıyor,hayvancağızla kendi ses ses tonuyla konuşup,  göz teması kurup, ota baka bağırmayıp hayır demeyip, avucumun içiyle kafatasını, yanağını çenesini, okşayıp, vücudunu sıvazlayıp, onunla derinden konuşarak onu gerçekten sevdiğimi belli etmekten geri durmuyorum.bende. Zaten hayvanlarla  sevgimizi içselleştirmenin, sevgiyi bağımlı hale getirmenin başka da  bir yolu yoktur galiba:))

Tatliş kedim Pıtır'dan tecrübeli olmak şartiylen, arada onu uyuduğu yerden kaldırıp, güzel tonlamalarımla, hoppa, yuppi, hadi oğlum çınlamalarımla hayvancağızı ordan oraya koşturup coşturuyorum.
Sonuçta  bebek gibi ne gösterirseniz onu öğreniyor, onu benimsiyor, dünyayı sizin gözünüzle görüyor birtanecik Lohdicik.

Masamın dibinden ayrılmayan Lohdican, tüm gün yanımda uyuyup, o tatliş kafasını ayakkabılarıma bacaklarıma sürterek mutluluktan ölüyor , ha birde masamdan azıcık kalkayım su alayım, az hareket edeyim, mutfağa, koridora dışarı çıkayım desem yandım allah, ikiz bebe gibi dizimde dibimde, peşimde, önümde ardımda benden ayrılmamacasına benle beraber her daim yanımda.
Buraya kadar her şey normal,  asıl anormal olan şey, bir hayvanın beni bu kadar seviyor ve yanımdan ayrılmıyor olması bizimkiler tarafından garipsenmesi, hayvanlara fısıldayan kadına çıktı adım desem yeridir.:)))
Galiba İnsanlardan daha çok hayvanlarla anlaşiyorum ben.
En azından bu dünyanın sessiz kahramanları, ne dedikodu yapıyor, ne ayağınızı kaydırıyor, nede kıskançlık ne meret dünya vari işlerden bir zerre haberleri yok.
Dünyanın en masum en tatlı ve en içten varlıkları onlar.
Biraz hayvandan kendimi geri çekeyim diyorum. Hatta araya bir duvar gibi bir şey koydum bana mısın demiyor kuzum, eşyaların üzerinden atlayıp yine bana gelme yine dizimde uyuma derdinde.
Sağ tarafımdaki cam panelden ona el sallıyorum. Çıldırıyor valla:))

Sonuç olarak hayvana sevgi vermek, emek vermek bambaşka bir şey...
Tüm canlılar sevmeyi ve sevilmeyi hak ediyor.
Ha çocuğunuza bu kadar bakmış emek vermiş sevmişsiniz, ha şurada yatan ağzı var dili yok yavrucağa sahiplenmişsiniz inanın hiç bir farkı yok.. Sevgi sevgidir.
Bir zamanlar şimdi görüşmediğim ama anısı hala bende büyük olan bir dostumunda dediği gibi Tülin,  gerçek aşk bu işte!! evlat sevgisinde, kedine duyduğun sevgide, evde özenle büyüttüğün mandalina ağacında, kaktüslerini saymıyorum bile diyerek ormandan gelen esintiyle  sohbetvari seslerimiz karışmıştı  o gün rüzgara  öylece.

Filmimize gelecek olursak, her ne kadar konudan bu kadar  uzaklaşmış olsak ta,
  Dainel Black, marangozluk yapan 59 yaşındaki geçirmiş olduğu kalp krizi sonrasında zorunlu olarak işine ara vermesiyle beraber yaşanan gelişmeleri konu alan bir filmden bahsediyor. İşsizlik maaşından yararlanmak için çeşitli başvurularda bulunması gereken Daniel bürokratik aşamalarla karşılaşıyor. Bu bürokratik aşamalar sonucunda çalışmasında bir engel olmadığına kanaat getirilen Daniel'in  kendisi gibi yığınla bürokratik işlemlerle uğraşmakta olan 2 çocuk annesi Katie'le ile tanışıyor ve birlikte yaşamaya başlıyorlar…
Bundan sonraki süreçte, yaşadıkları ve birlikte göğüs gerdikleri yaşam tarzı ve bur tarzın getirdiği zorluklar çok çarpıcı.
İşçi sınıfı ve  devlet bürokrasisini, yaşam zorluklarını çarpıcı bir şekilde ele alan filmimiz, Katie'nin maddi olarak çocuklarına bakamayacak noktaya ulaşınca önce hırsızlık sonra fuhuş yapmaya başlayan  durumu klişe gibi işlese de  konunun ele alınış biçimi ve gerçeklik duygusunun aktarımı filmin geneline başarılı bir şekilde yansıyor.
Tabi bize de bu durumda bu güzel ve akıcı ve de çarpıcı filmi izlemek kalıyor, filmde beni en çok etkileyen sahnelerden biri de, kadıncağızın günlerce aç kalıp sosyal yardım evinden aldığı konserveleri hemen oracık açıp içerken kendinden geçmesi ve bu durumdan duyduğu rahatsızlıktı. Bu duygu hem kendinden nefret etme, hem insanın en kör anında kendine olan saygısını yitirme, hemde öz benliğinde açılan yaralardan sebeb, yaşama yeniden nasıl tuttunacağına ilişkin soru işaretlerini barındıran bir bölüm.
Hepimiz  yeri geldiğinde, yaşamın zorluklarına karşı , hayata karşı, birer Daniel Black değil miyiz?
Asıl önemli olan, sistemin içinde, politikada, evde sokakta, işte,sistemin kölesi olmadan, sistemin çarkları arasında ezilip yok olmadan, herşeyden en önemlisi başımıza gelecekleri önceden sezinleyip önlem alarak , dik durarak Danıel Black olabilmek.
Güzel hafta olsun, ezilmeden yıkılmadan, daha güçlü ve daha da çok başarılı olarak.
Ama dizinizde eteğinizde de benim gibi  minik bir Lohdican kuzusuyla beraber.:))
Bu filmi izleyip beğendiyseniz, eminim aşağıda yazdığım filmleri de  beğeneceksiniz. 
ROSETTA******
SAYGIN VATANDAŞ*******
JULİETTA**********





Yorum Gönder

Sevgililer Günü Denklemli Bir Şey

İlk sevgilimi hatırlayamayacak kadar küçük olduğum için adının Mehmet olduğunu bilmeniz yeterli:)) İlkokulda tüm kızların aşık olduğu d...

Günün Resmi

Günün Resmi
İçimdeki korku