12.05.2018

Sakarya Günlükleri

5/12/2018 12:44:00 ÖS 0 Comments


Bazen insanın içinin içine sığmadığı durumlar var, uzun uzun dalmalar, iç geçirmeler, beyin yanmaları felan..
Nefesiniz nefesinize yetmez, bir daralır bir açılır, hop oturur hop kalkar vaziyetler, insanlık halleri yani.
Çıkan rüyaları hayra yormalar, eşten dosttan akıl almalar, bir yanlızlaşmalar, bir hayattan kopmalar mümkünse hiç kimseyi görmek istemeyip depresyonvari hareketler.

Ben galiba bu aralar hep böyleyim, aslında uzun zamandır böyleyim, küskün gibiyim ama kime neye ne olduğunu bilmediğim şeylere.

İçime ata ata şişedururken bünyem, hap gibi hop gibi otururken , işimden, evimden, hayatımdan kaçmak isterken uzaklara gitme isteğiyle dolup taşıyorum yine ben..

İnanın böyle zamanlarda alıp tası tarağı gitmek istiyorum İstanbul'dan.
Tüm arkadaşlarım uzaklara gitmişken, şehir yaşamından yerel köy yaşamına zıplamışken ben hala harıl harıl neyin çalışması bu bilemedim.
Hayır hani deseler dünyayı keşfetmene az kaldı, öylede bir şey yok esasen kaçınılmaz son şehirden sıkılma, trafikden kaçma , ne kadar az insan o kadar huzur adı altında gündelik yaşam oyunları, oyuncuları etrafında dolanıp duruyorum.

Çok sıkıldığımı düşündüğüm şu aralar,  hafta sonlarımızı değerlendirmek amacıyla, yakın yerlere giderek  organik köy kahvaltılarının tadına bakmak, yakın   güzergahlarda bulunan  göllerin, şelalelerin güzelliğini  keşfetme turlarında bu hafta bize çıkan kısmette, Sakarya Acarlar longozu vardı.

Acarlar Longozunu  anlatmadan değinmek istediğim bir kaç konu var, öncelikle  Şile, Kerpe, Kandıra,  Karasu ve Sakaryanın bilumum  yerleri   gerçekten de çok  nefis. Kaliteyi çok da uzaklarda aramaya gerek yok, eminim hepinizin yaşadığı yerlere yakın alanlarda böylesine  keşfedilmeyi  bekleyen inanılmaz güzellikte doğa harikası  yerler vardır.  Geçenlerde iş için  tesadüfen gittiğim bir yer beni inanılmaz büyüledi  hemde bu bahsettiğim yer sanayi merkezi ve  fabrikalarla dip dibe bir konumda ; burası Ballıkayalar tabiat parkı,  bakınız; daha detaylı incelemek isteyenler için www.biz evde yokuz.com'da bu yer  gayet akıcı bir dille anlatılıp  enfes görsellerle  paylaşılmış.

Yolumuz her nereye düşerse düşsün, radarlarımızı biraz daha geniş açmak,  çevremizde ne olup bittiğiyle ilgilenmek inanın kısa vadede büyük kazançlar sağlayabiliyor bazen bizlere.

Yolculuğumuza Şile otobanı üzerinden devam ederek gittik Longoza, adını çok duyduğumuz merak ettiğimiz, resimlerine aşık olduğumuz  bu yeri görmek için  tatlı  hafta sonu uykumuzdan feragat ederek düştük yollara, elimizde sandviçlerimiz, mola yerinde içtiğimiz tavşan kanı çayla, gözlerimizi doyuran kır çiçekleriyle yol sefamız oh olsun diyerek, hafiften de klasik müziklerimize de abanarak, şu yaşadığımız hayatı biraz daha renklendireceğimizi umarak başlamış olduk hafta sonu günübirlik yolculuğumuza böylece.

Her ne kadar her yolculuğumda ve iş seyahatlerimde her zaman  Google mapsi kullanıyor olsam da, sezgilerimin ve yön duygumun da iyi olduğunu düşünerek biraz yolu harmanlayarak, biraz yolu karıştırarak gitmeyi tercih ediyorum ben gitmek istediğim yerlere.
İllaki köprülere girmek, illaki otoban yolunu kullanmak illaki gişelere sinsice yönlendirilmek içimi iyice bayar benim.
Kestirme aralar, kısalan  ara yollar, trafiksiz  alanlar ise yüzümü güldürür benim.

Öncelikle otobandan Karasuya gitmek hem  kolay hem kısa, ama yeniden gitsem mutlaka  Ağava, Kerpe üzerinden bol yeşile doyarak geze dolaşa durarak gitmek isterim.
Yolda meyve sebze satanlar, gözleme, mısır yapanlar, çay keyfinin tadına bakanlar ne ararsanız vardır, yeşilin çarpması da cabası:)))
Kerpe'de yıllar önce bir gece kaldım, keşfetmeye şöyle ormanda doya doya yürümeye, denizine girmeye fırsatım olmadı, fakat çok güzel bir aurası olduğuna düşünüyorum. Mağalarını keşfetmek, deniz kabuklarını  toplamak, batan güneşi izlemek çok keyiflidir eminim.

Farkında mısınız? zaman su gibi akıp gidiyor ve biz her şeyde az önce benim de yaptığım gibi yapmak, gitmek, görmek, izlemek isterdim modundayız.
Her ne isteniyorsa o anda hızlıca karar verip yola düşmek kafi bence..

Hızlıca karar verip, yollara düştüğümüz derdine yandığımız Longozu görünce ne kadar da iyi bir karar verip  apar topar evden çıkıp geldiğimize çok  memnun olduk inanın..

Tabi buralara kadar gelipte köyleri keşfetmeden,  közde kahve içmeden, maden deresini görmeden dönmek olmazmış en çok maden deresini çok merak ediyorum, onu bir dahaki gelişime saklayarak, gölü anlatmaya devam etmek istiyorum. 

Hava mis gibiydi göle geldiğimizde. Güneş derya deniz, hava sıcacık ve yazın enstanteneleri, ışık oyunlarıyla dansediyordu karşımızda. 
Ben gerçekten seviyorum doğayı, seviyorum ormanı, seviyorum insancıl yaşanan her şeyi, seviyorum böyle yeni bir yer keşfettiğimde içimde kıvılcalanan sevinci.

Acarlar Longozu, neredeyse  her derde deva niteliğinde; Ruhuma iyi gelen yönleriyle:))


Acarlar Longozu;
*Orman ve sulak alan  özelliklerinin iç içe geçmesi nedeniyle flora ve fauna açısından zengin alan olmasının yanı sıra Anadolu’nun üzerinden geçen iki önemli göç yollarından birinin  üzerinde bulunmasıyla yıl boyunca 200’e yakın kuş türünü kucaklanıyor. 
*Acarlar Longozu Çevre İl Müdürlüğü tarafından ‘Yaban Hayatını Koruma ve Geliştirme Sahası’ ilan edilmiş.
 *Çevre ve Orman İl Müdürlüğünün kayıtlarına göre Acarlar Longozu’na 2 yılda 73 ülkeden binlerce turist gelmiş, doğal güzellikleri ile dikkat çeken bu yer turistlerin oldukça fazla ilgisini çekmiş.
*Bilindiği gibi Türkiye’de iki longoz bulunmakta. Bazı uzmanlar Kırklareli yakınlarındaki İğneada’daki longozun daha büyük olduğunu ileri sürmekteler, ancak bazı uzmanlar da Acarlar longozunun tek parça oluşu nedeniyle dünyanın sayılı longozları arasında yer aldığı iddia etmekte, böyle bir yer Amerika'da olsa inanın el üstünde tutulurdu, ben bile bu kadar gezmeme rağmen daha yeni keşfettim böyle  bir yeri.  Hakkaten ülkemizin doğal güzellikleri saymakla bitmez, cennet bir ülke bizimkisi..

*Longozda sülün, çulluk, yaban ördeği, yaban kazı, su tavuğu, kaplumbağa, yılan, tilki, çakal, yaban domuzu gibi hayvanlar yaşamakta, özellikle ördekler çok tatlılar, kuş sesleri, cıvıltıları ortalığı sarmış durumda,
 *Gölün içinde  yayın, sazan, turna, kefal, kızılkanat ve benzeri balıklar da ayrıca bulunmakta. 


*Su menekşesi, su lalesi, göl soğanı, su zambağı ve çeşitli renkte nilüferler de longozun “sakinleri” arasında. Gölün içinde açan  göl soğanı ise  ayrıca ilaç sanayiinde kullanılmakta.

 *Bu arada belirtelim, Sakarya’nın denize döküldüğü bölge mersin balıklarının yumurtlama alanı. Uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınan mersin balıklarının avlanması yasaklanmış bulunmakta.

Bu sebepten, aracımızdan  indiğimiz anda etrafımızdaki araç ve insan kalabalığından buranın fazlasıyla ziyaret çektiğini anlamak için arif olmaya gerek yok. 

Öncelikle gözümüzün  aldığı her yer yemyeşil ve doğasıda havası da mis gibi, İstanbul dışındasınız fakat uzaklardaymışsınız hissi çok güzel, ilk girişte longozun üstündeki  ağaç yoldan yürüyerek bu güzelliği detaylı  şekilde keşfetmeniz mümkün.. Gölün üstünde ilerleyerek, yeşilin her rengine ulaşmanız  mümkün. Ayrıca gölün üzerindeki ışık oyunlarını da izlemek ayrı bir keyif..

Burada istediğiniz kadraj da, istediğiniz şekillerde fotoğraflarla da evinize dönmeniz garanti.
Suyun üzerinde yüzen ördeklere yiyecek verebilir, deniz bisikletiyle tüm gölün çevresini gezebilirsiniz.
Longozun hemen girişinde mangal yerleri, kütük ahşap evler, ve nefis tadlar tadabileceğiniz. çay çorba kahve ne isterseniz bulabileceğiniz güzel de bir cafesi var.
Mesela ben orada inanılmaz güzel fotoğraflar çektim, bir de kocaman şirin bir kedi cuk diye gelip oturmaz mı? kucağıma, sev allah sev, o nasıl mırlama o nasıl bana yapışma, ikimizin yüzü güneşe dönük, sevimli mi sevimli dünya tatlısı kedicik ve ben. Mutluluk böyle gelir oturur işte insanın  kucağına sen yeter ki güzel bak güzel iste, her cümleyi evrene negatif olarak değil  pozitif olarak gönder.
Yıllar önce Terkos gölüne bir grupla birlikte katılmıştım, kanolarla birlikte, nilüferlerin arasından geçip gitmiştik, ne güzel bir günde o gün. Klasik müzik eşliğinde göle doğru nefis bir kahvaltı  ve sonrasında kanolarla geniş açı, derin bir  göl keşfi.
Hangi gruptu hatırlamıyorum  şimdi ama bu işin ehlisi oldukları kesindi. 

Biz günümüzün son saatlerini dostumla, şu ev senin bu ev benim  derken sahilde uzun bir yürüyüş yaptığımızı, birazda soğuktan donarak kendimize de  sahilde güzel bir ağaç  seçerek sevgi dolu, sohbet dolu vari döndük gerisin geriye konakladığımız eve.
İlk defa deniz kenarına bu kadar yakın bir ağaç görmenin ve sahile vurmuş deniz kabuklarını toplamanın da bahtiyarlığıyla çok mutlu ve mesut olarak  :)))

 Rotamızın  ve haritamızın yönü  bir süre daha Sakarya, Karasu ve civarlarında geçeceği kesin görünüyor, daha Maden deresini keşfedip, Poyrazlar gölü etrafında ailecek piknikler yapıp, Sultanpınarı yaylasında kamp yapma hayallerim var benim. 

Kısaca Sakarya'ya gelin, Adapazarını gezin , Karasu sahilinde uzun uzun yürüyüşler yapın.
Akşam etkinliklerinde, çarşısında, pazarında kaybolun.

Karasu, gerçekten çok uzun bir  sahil hem bizlere yakın hem uygun, hemde güzel, inanın güzel yazlık ev bulsam önü teraslı verandalı hiç düşünmem kaçar giderim buralara..
Akşam olup güneş battığında İstanbul'daki teraslı  evimize dönüş yoluna  düştüğümüzde; soba üzerinde pişen saçda kavurma, ve sahilde içtiğimiz nefis közde kahvenin tadı kaldı hem aklımız hemde  dimağlarımızda.

Görüşmek üzere, dostlar sevgiyle kalın yine,

Karasu'da gezilecek yerler;

*Acarlar longozu
*Maden deresi
*Poyrazlar gölü
*Yeni mahalle
*Sultan pınarı yaylası

Karasu'ya nasıl gidilir; 

İstanbul’a 200km, Ankara’ya 290kmmesafededir. Öncelikle TEMotoyolunu kullanarakAdapazarıSakarya’ya varıyorsunuz.Sonrasında Karasu tabelalarını takipederek Karasu/Yenimahalle’yevarıyorsunuz. Sakarya Nehri’ninKaradeniz’e döküldüğü YeniMahalleye uğramanızı tavsiye ederiz.Buradan Kaynarca istikametinedöndükten 6km sonra ACARLARLONGOZU’na ulaşabilirsiniz.

Daha detaylı bilgi bakınız:))

22.04.2018

Külliye Hamam İstanbul

4/22/2018 01:00:00 ÖÖ 0 Comments


Gelin hamamı adı altında, teyze, yeğen,  abla kardeş güruhuyla beraber soluğu Sarıyer meydanındaki hamamda alıvermiştik çok yıllar önce, 22 li yaşların başı gençlik başımızda duman olduğu zamanlar.
Güzeller güzeli, Sarıyer meydanını geçince Kavağa doğru uzanan arnavut kaldırımlı taşlara varmadan hemen soldadır burası.
  Üzerinden çok fazla zaman geçtiği için  fazla bir şey hatırlamıyorum açıkçası, sadece üzerimde bir kadının beni köpüklemek bahanesiyle tepindiğini,  teyzemin öğütlerini, heyecanla karışık sıcaktan çok bunaldığım kalmış aklımda.
Asıl böyle yerlerin tadın çıkarmak için,  bacakta romatizma, sırtta hafif hafif stres topu tazeliğinde ağrılar, memede sızılar, gözde yamulmalar başlayacak ki tekrar gidin bakalım burası ne  cennet ne şahane yermiş dediğinizi duyar gibi olurum. 
O gün hafiften bir parlaklık söz konusuydu onu es geçmemek lazım biraz parlaklık, parlama veya hellim peyniri kıvamına gelmek iyidir hamamlarda, hafiften kiri pasıda bıraktınız mı içerde sizden keyiflisi yoktur herhal.

Böyle yerler hep gizemli gelir bana, aynı zamanda da biraz garip, kadınların rahat olması, ses çıkarın takunyalar, tellaklar, sıcak suyun şırıl şırıl boşa akması, göbek tası, köşede kor gibi yanan közlü ateş ,peştemal, havlu ve sabunun güzel kokusu vs.

Baküye gittiğimde kardeşimin evinin önünde de bir hamam vardı şimdi nasıl pişmanım oraya gidipte keyfini çıkarmadığıma, hijyen konusunda biraz şüpheliydim ama girmeden bakmadan insan bunu nasıl anlayabilir. 

Böyle yerlerin tadını alan bir daha bırakmaz derler, ama ne hikmetse ya zaman ya da param olmadığı zamanlara denk geldiği için gidemedim bir daha, 
Dedim ya böyle yerler ürpertir içim, dişçi bir, kadın doğum doktoru iki üçüncü sırayı da verdim hamama gitti:))))

Evmize çok yakın olması sebebiyle güzel bir hafta sonu geçirelim, kendimize zaman ayıralım, kendimizi önemseyelim desturuyla yola çıkarak, Sancaktepe'de yer alan bakınız:) Hamam İstanbul'a gitmek için yola koyulduk çok yakın bir arkadaşımla,
55 TL olan hamam ücretini bakınız; internet den daha uygun  alarak dalıverdik içeriye..
Bu meblağın içinde havuz, jakuzi, fin hamamı, sauna, köpük kese ve daha nicesi var. 
Önce kendimizi sıcak havanın da etkisiyle havuza atarak, başladık kulaç atmaya, yıllar öncesinden tecrübeli olduğumu düşünerek farklı bir hamam beklerken bir anda oldumu sana 5 yıldızlı otel modunda bir hamam sefası, iyi de yüzdüğümden sebep, benden başka kimsenin içine girip uzaklara yüzmeye cesaret edemediği havuzda o kulaç senin bu kulaç benim yok kurbağa yok zıplama modunda atlaya zıplaya yüzüverdim  gelgit edasında.
Sırt üstü yüzdüğüm vakit tavanda ki aynada aksimi görmek, kocaman su diyarının içinde kendi gölgemin kendi rengimin, kendi sessizliğimin silüetinde, kulaklarımın içine, gözüme burnuma yanağıma su dolarak sanki okyanusun ortasında tek başıma kalmış gibi seyreyledim o halimi.
Benim kuzu arkadaşımda baktım girmiş jakoben edasında jakuziye, hadi bende gelem bende kıvrılam diyerek atladığım o şey allahım nasıl güzel bir şey öyle, bacaklarım fırı fırı titriyor, elim ayağım yörüngemi kaybediyor. 
Biraz buramı biraz orami okşayan edalı su, beni bazen uyutmayan boyun ağrıma şok emici dalgalarını  enfes bir şekilde gönderiyor.

Valla böyle bir icadın olduğunu bilseydim, gelmez miydim her hafta damlamaz mıydım her hafta. Kapısında sırasında, gününde gecesinde yatmazmıydım burada.

Hamam taşı dedikleri yerde, biraz hayal kırıklığına uğramadım desem yalan olur, hamam taşı buz gibiydi, yatacaktım şöyle, verecektim sırtı, popoyu yere yok arkadaş niye yakmadınız şu gariban hamam taşını diyene kadar, aldım elime tası ver allah sıcak suyu başıma, oh mis kaynar kaynar, nasıl bir rahatlama nasıl bir ruh teslimiyeti, nasıl bir yorgun düşmüş asker nasıl bir avarelik, nasıl bir maymunluk diyemicem, çünkü abu hayat yolculuğumuz burada da bitmeden ver elini sıra sıra katmerli ahşaplı bol sıcaklı saunaya;
Zayıflamak isteyenlere şiddetle önerilir, tabi ne kadar dayanılır içeriye orası muamma, nasıl sıcak nasıl cengaver bir ısı var içerde anlatamam köşeye de koymuşlar narı ateş kör içinde korla kaplı tenekeyi yan allah yan dur sen burda, ha durdum ha duramadım bir gir bir çık modunda soluğu dışarda aldığımı hatırlıyorum. 

Birde fin hamamı var deyince aman allahım imdat naralarıyla kaçmak istediğimi anladım ama nafile girdik içeri bir kere sonu gelmeli muradına ermeli bu iş burada:))
Fin hamamı çok güzel buharlı sisli bir ortam ama bana gelmez arkadaşlar hemde böyle hafiften kalp çarpıntısı, yüksek tansiyonu olanlar hiç ama hiç girmesin derim.
Nefes alamadığımı kitlendiğimi buram buram ateşler içinde yandığımı görüyorum, ama sesim çıkıpta hadi kızlar ben yandım diyemiyorum.  
Ben  çıkalım diye hafif hafif sızlandıkça kızlar kolumdan bacağımdan saçımdan yanağımdan bırakmıyorlar bir türlü.
Meğer bu işin tüm püf noktası burasıymış , ne kadar terlersen ne kadar ısınırsa vücut son aşamada köpük kesede ne kadar ölü deri, ölü hücre varsa atarmışsın üzerinden.
Yok anacım yeter ciyak diyerek tatlı gürcü bir kızın önüne atıverdim kendimi bol  keseden bol köpüklü bir keselenme vaadi sunduğunu düşünerek bana.
Önce beyaz bir bezin içine köpürterek sabunladığı malzemeyi doldurup süpürür gibi üzerime bırakarak, başladı her yerimi kirden pastan arındırmaya..
Allahım sana geliyorum diye inlemedim desem yalan olur. 
Ne kirim kaldı ne pasım, ne adım kaldı ne izim.

Yok anacım yok Tülin diye biri yok, adımı Pelin yaptım hamamda bundan böyle beni köyümün yağmurlarında Pelin diye yıkasınlar:))

Pelin halli Pelinvarli yeni halimle akdan beyaza, beyazdan beyaz karaya karıştım nur oldum, ışık oldum, göğe erdim pir oldum, 
Eski derisinden sıyrılıp,  kabuğundan soyulup, hint kumaşından değerlenip yepyeni bir Tülin oldum. 

Hazır buraya kadar gelmişken birde tüm vücuda masaj yaptırmadan buradan çıkmak olmaz deyip bir güzel masajımı da yaptırıp, 2-3 karede hem blog hemde instagram için fotolarımı da çekip gönül rahatlığı içinde buradan çıkabilirim artık deyip kendimi çıkış kapısına doğru fırlatıverdim. 

Bu arada masajı da yüzeysel geçmeden küçük bir kuplede olsa anlatmak isterim:))
Muhakkak gidin bu masaja hanımlar, beyler:)

Bir kere bu işi yapanlar bu işin ehli uzmanları, kol nerde bacak nerde, fıtık nerde, boyun eğriliği nerde biliyorlar. 
Tüm yağı cildinize iyice bir yediriyorlar, iyice ovalanan cilt nasıl geriliyori nasıl acıyor, nasıl sızlıyor anlatamam, 
Benim en çok ayak tabanım bacaklarım ve sırtım ağrıdı...Ne hikmetse tüm kulunçlarım oralara yerleşmiş herhal.
Ertesi günü kendimi düşünemiyorum bile:))

Üstümüzü giyip aynada şöyle bir kendimize bakalım deyince inanın kendimi tanıyamadım. 

Bu ben miyim dedim pırıl pırıl ışıl ışıl, çeker kaşına rastık mahmure edasında:)))

Süt beyaz olmuşum, parlaşım resmen burnumun ucunda aydoğmuş, yanaklar hare hare bir güzellik bir tatlılık doğum yapacak kadınlardan hallice olmuşum.

Bekar kız deseler hemen evlenip  ikide güzel kız-oğlan doğururum:))

Saadete gelecek olursak,  Osmanlı kadınlarının nasıl bu kadar parlak, pürüzsüz bir cilde sahip olduklarını hep beraber öğrenmiş olduk, parlaklığı burada halledip, geri kalanı da haremdeki arab bacılar dan öğrenince geriye öğrenecek pek de bir şey kalmıyor galiba, 
Güzelliğin, sağlığın, gençliğin ,diri vücudun sağlık ve sıhhatin tek adresi burası, HAMAM SEFASI...

Gitmeyenler hemen gitsin, gidenler sık sık gitsin, yıllar önce varolan kültürü yeni nesilde en mükemmel teknolojilerle, en mükemmel jakuzilerle, ayakta takunya, kulaç kulaç havuz sefalarıyla yaşatsın.
Hamamda geçirdiğiniz bir saat ömrünüze katbekat  ömür katması garantidir arkadaşlar.
Eşe dosta tavsiye niteliğinde özverili geçen bir hamam macerası paylaştım bu yazımda sizlerle.
Linki verdiğim yere giderseniz Hamam çıkışında sosyal tesislerin olduğu yerde de ıspanaklı krep yiyin müthiş birşey, şiddetli tavsiye olunur hepinize.

İyi bakın kendinize, parlayın, sevin, sevilin her gününüzde:)


Bedensel ve Ruhsal Arınma Geleneği Hamam Kültürü


Osmanlı ya da Türk denince ilk akla gelenlerdendir Türk hamamı. Geçmişi Romalılara kadar uzanan hamamlar, Türklerin İslamiyeti kabul etmeleri ve İslam dininin temizliğe verdiği önemle birlikte, kültürümüzde önemli bir yer edinir kendine. Türk halkı için hamama gitmek adeta bir ritüeldir. Belki de bu yüzdendir ki, hamama gitmek için bahanesi çoktur eskilerin… Gelin hamamı, damat hamamı,  hamamda kız beğenme gibi bahanelerle hamama gidilir, türlü eğlenceler düzenlenir.  Hamamların tarihi oldukça eskilere dayanır. Arkeolojik çalışmalarda farklı tarihlere uzanan hamam kalıntıları bulunmuş olsa da, günümüz hamamlarına çok benzer işlevler gören, içi ısıtılan, sıcak su akan binaların yaygın olarak ilk kez M.Ö. 5. yüzyılda Atina'da kullanıldığı kabul edilir. İlk başta farklı bir banyo türü olarak çıkan Türk banyosu daha sonra kurumsallık kazanır ve kendi geleneğini oluşturur. Türk banyosunun yapıldığı, yıkanılan yer anlamına gelen hamam kelimesi eklenince Türk banyosu adı Türk hamamı olarak isim değiştirir.  Kamusal alandaki ilk genel hamam 1584'de III. Murat'ın annesi Nurbanu Sultan'ın Mimar Sinan'a yaptırdığı Çemberlitaş Hamamı'dır. Bunun ardından kısa zamanda hamamların sayısı artar. 16. yüzyılın sonunda sadece İstanbul'daki hamam sayısı 300'ü genel, 4 bin 536 özel olmak üzere beş bine yaklaşır. 
Buhar banyosunun faydaları yıllar öncesinden biliniyordu. Bugün, buhar banyoları cildi ve bedeni temizlemek (arındırma) ve toksinden arındırmak, kan dolaşımını arttırmak, immun sistemi uyarmak ve komple bir fiziksel ve mental zindeliği  desteklemek  için gerekli bir metod olarak düşünülmüştür.Buhar banyoları kişiyi gevşetir ve stresi azaltır. Kas ağrıları ya da artritle görülen sıkıntılar, sıcağın kasları gevşetmesi, ağrı ve inflamasyonu azaltmasıyla rahatlama meydana gelir. Astım ve alerjik sıkıntısı olan kişiler, sıcağın akciğerlerin hava yolunu genişletmesi ile nefes alış verişi kolaylaşır. Sıcak, yaygın soğuk algınlığını tedavi etmez fakat tıkanıklığı azaltır ve hızlı toparlanmaya yardımcı olur.  Buhar banyoları, deri kan akımını arttırdığı ve terlemeyi oluşturduğu için cildinize iyi gelir. Yetişkin bir kişi hamamda, ortalama bir saatte yaklaşık 1 lt ter ya da su kaybeder. İyi bir terleme gözeneklerden kir ve yüzeydeki ölü deri tabakasını çıkarır ve cilde sağlıklı bir parlaklık kazandırır.. Akut sıvı kaybı, toplam beden suyu ağırlığında bir azalmaya neden olur, fakat bu geçici bir durum olduğu için tekrar sıvı alımıyla birlikte çabucak tam miktarını geri alacaktır. Sıcak, bir çok kültürde iyileştirmek için uzun süre kullanılan bir terapi ajanıdır. Bedenimizin tüm fonksiyonları kimyasal reaksiyonlara bağlıdır ve kimyasal reaksiyonlar sıcaktan direk etkilenirler. Bu durum, dokularımız ve sağlımız üzerinde bir etki oluşturmaktan ileri gelir.
Hamamın, sağlık açısından aşağıdaki durumlara iyi geldiği bilinmektedir.
  • Stresi hafifletir, gevşetir ve dinlendirir
  • Kas gerginliklerini ve ağrılarını giderir ve kısıtlı eklemleri acar
  • İmmun sistemi destekler
  • Lenf sistemi temizliğini artırır.
  • Kan dolaşımını arttırır.
  • Bedenin metabolik aktivitesini.
  • Sığuk, astım ya da alerjik durumlardan dolayı oluşan sinus tılanıklınlarını azaltır.
  • Cildin genç ve taze kalmasını sağlar.
  • Buhar sıcağı son zamanlarda kanser ve enfeksiyon hastalıklarına karşı kullanılan terapilerden birisi buhar sıcağı ve buhar banyolarıdır.
  • Buhar banyoları bedeni yağ-depo toksinlerden arındırmak için çok etkili.
  • Terleme sırasında buhar etkili bir biçimde toksinleri derinin yüzeyinden temizler.
  •  Buhar uygulaması vaskuler akımı iyileştirir, hücresel seviyede oksijenlenmeyi arttırır.  
HAMAM SÖZLÜĞÜ
Külhan: Hamamların ısıtıldığı, kapalı ve geniş ocak 
Sıcak halvet: Külhanın üstü 
Soğuk halvet: Külhana uzak olan yer 
Natır: Müşteriyi yıkayıp keseleyen kadın çalışan 
Tellak: Müşterileri yıkayıp keseleyen erkek çalışan 
Peştemal: Örtünmek için kullanılan ince dokuma 
Takunya: Hamam terliği 


Sevgililer Günü Denklemli Bir Şey

İlk sevgilimi hatırlayamayacak kadar küçük olduğum için adının Mehmet olduğunu bilmeniz yeterli:)) İlkokulda tüm kızların aşık olduğu d...

Günün Resmi

Günün Resmi
Bir kedi lütfen:))