12.02.2018

Sevgili Günü Denklemli Bir Şey

2/12/2018 11:53:00 ÖÖ 0 Comments

İlk sevgilimi hatırlayamayacak kadar küçük olduğum için adının Mehmet olduğunu bilmeniz yeter:)) İlkokulda tüm kızların aşık olduğu dünya tatlısı bir çocuk olan Mehmet'i hayal meyal aklımda kaldığı şekliyle tenefüslerde biz kızların onu sıkıştırıp, çikolata şekerlemelerle kandırıp, misket oyununa davet ettiğimiz geliyor. 
Aşk güzel bir şey ulvi birşey, özlenesi aranılası, bulduğumuz anda da kaybetmekten en çok korktuğumuz şey. 
Bir insanın sizi sevmesi, şefkatli kollarıyla sarıp sarmalaması, gece başınızı yastığa koyduğunuzda hep onun adını düşünmek, tanıştığınız andan itibaren, her günü her saniyeyi kafanızın içinde hayaller ötesinde yaşamak yaşatmak. 
Ergen olduğum zamanlarda, sinemaya gitmek, elele tutuşmak, gizli kaçak buluşmak, bazen anneye bazen de babaya yakalanmak, evin ortasında zırlayarak çalan telefonla sabahlara kadar konuşmak, 2 mektup, 2 gözyaşı, 2 kar tanesi, belki de öğrenci olmanın getirdiği şaşkınlık ve gerçekten aşık olmanın farkına vararak hissederek içten kalpten bir sevgiyle sevmek gerçek aşktı. 
 Bazı güzel anlar unutulmuyor, sevgililer gününde  size hediye edilen  minik bir müzik kutusu....
Bugün bile hala  sesini hatırladığım, şimdi kimbilir nerede,  ortada buluşup öpüşerek birleşen  japon modelli müzik kutum, güzel sesli serenomim. 
Aşk çocukken başka, ergen olduğunuzda başka fakat kendinizi bulduğunuz 30'lu yaşlarda bambaşka. 
Gözü kapalı gittiğiniz anlık seyahatler, uçak biletleri, kıyıda köşede saklanmış albümler, tatiller, her güne ayrı uyandığınız pembe, mor beyaz güller, özenilen saçlar özenilen gözler. Sevgiğimiz kokular, ve kalpte ince bir sızıyla hissetiğimiz o olmaz olası hastalık derecesindeki tutkulu aşklar:)))
Aşkı düşününce, ünlü düşünürler yaşa gitsin diyorlar, hesapsız çıkarsız, maddiyatsız, yok öyle bir şey arkadaşlar, 
Aşk bir oyundur, hatta bana kalsa strateji oyunu, şah mat...kaleler fillerle kazanılan...
Neden ilk sevdiğini söyleyen kaybeder dersiniz? Aşka kim daha çok meyilliyse en çok o üzülür aşkın dramajında:))
Aşk bence  ilahi adalet, savaşta kazan taraf, yenilen için yangın yeridir. Hodri meydan arenadır. 
Bence her şeyin eğitimi olduğu gibi aşk da  kendi içinde eğitimlerden sınavlardan geçer. Hem  yakar geçer, hem de ağlatır geçer. 
Güzel sandığımız aşk kitaplar da filmler de  öyküler de  şevkle zevkle anlattığımız şey  delerde geçer:))
Kesinlikle hastalık olduğunu ruhsal anlamda bağımlılık yaptığını inanıyorum aşkın:)) belki vitaminsel yanı da vardır.
Aşkın içinde tutku da  varsa evlaa:))) yandı gülüm keten helva:))
Yok şöyle biraz mantığımı da  baş köşeye koyayım   diyorsanız, aşkın dışında dış gebelik halli bir şey yaşıyorsunuz derim. 
AŞK'ın  içinden bıçak, ok ve bir nevi ne kadar delici malzeme varsa geçiyor,kesiyor, incitiyor gibi AŞK.
Valla yazarken  benim içim ürperdi. 
Kadın, erkek, genç yaşlı  herkesin içinde yaşayan, nefes almak isteyen  bir virüs  gibi aşk:)))

Herhalde aşkı öğrenerek yaşamak, karşındakini iyi anlamak, iyi izlemek, iyi dinlemek, iyi süzgeçten geçirmek gerek,  dedim ya aşk kurallı bir şey, aşkta olmayan tek şey, bence şeffaflık, herkes kendine göre yaşıyor aşkın büyüsünü de aşkın cefasını da sefasını da. 

Aştan ziyade karşı cinsle temas etmeyi, onlaşmayı, onun gözünden hayata bakmayı öğrenmek gerek, 
 Öğrenerek yaşamalı insan, öğrenmeden, görmeden, rol model yapmadan, akıl hocalarının kapılarında yatmadan AŞK öğrenilmiyor zahır.

Aşk'ta anlaşmak çok önemli, aynı şeylerden keyif almasan bile zıt yönlerden farklı şeyler öğreniyor insan, karşınızdaki durgun ve içsel biriyse, hareketli yapınız ona iyi gelebilir, tutumlu olmanız eli çok açık  partnerinizi  kontrollü yapabilir, ilişkiler hakkında hiç bir şey bilmiyor olabilirsiniz belki partneriniz bunu size  daha iyi öğretebilir, sevgi için aşk için, güzel bir yaşam için  fazla mesai fazla anlayış geliştirip hayatı daha kaliteli yaşamak mümkün.  


Ben aşkı da aşksızlığıda çok iyi biliyorum, yeter ki sağlığımız iyi olsun, gönlümüz muhabbetvari dolsun, bizi dinleyecek, hissedecek, kalbi saf temiz insanlar olsun. Gelecek  cefalar  sefalarda bizlere  uğur olsun. 

14 Şubatınız Aşk'la değil sevgiyle kalıcı olsun.:))
Gökten üç elma düşürmüyorum, aşağıda hikayeler devam eder, güzel okuyucuma da okumak düşer, 

SEVGİLİLER GÜNÜ;
Bir ritüel olarak her yıl 14 Şubat tarihinde kutlanan Sevgililer Günü,  Milattan Sonra III. yüzyıla dayanmaktadır. Rivayete göre İmparator 2. Claudius Roma’yı kendi katı kurallarıile zalimce yöneten bir hükümdardı. Onun için en büyük problem ordusunda savaşacak asker bulamamaktı. Ona göre bu durumun tek sebebi Romalı erkeklerin aşklarını ve ailelerini bırakmak istememeleriydi. İşte bu yüzden Claudias, Roma’daki tüm nişan ve evlilikleri kaldırdı. Aziz Valentina ise Cladudius’un hükümdarlığı zamanında Roma’da yaşayan bir papazdı. Aziz Valentina kendisi gibi papaz olan Aziz Marius ile birlikte Claudias’un yasağına rağmen gizlice çiftleri evlendirmeye devam etti. Ancak imparator bu durumu bir süre sonra öğrendi. Aziz Valentine, insanları evlendirmeye devam ettiği için tutuklandı ve yaptıklarının cezası olarak sopa ile dövülerek öldürüldü. Valentina Milattan sonra 270 yılının 14 Şubat'ında da Hıristiyan şehitliğine gömüldü.
O gün itibariyle Sevgililer Günü'nün kutlandığı ifade edilmektedir.

11.02.2018

Animasyon Dünyasından Şaheser Filmler:))

2/11/2018 08:09:00 ÖÖ 0 Comments

Animasyon çizgi filmleri denilince  aklıma sıcaklık, sevgi, ütopya ve  bambaşka duygular geliyor. Gerçek hayat veya filmlerden izlediğimiz gibi değil bambaşka bir dünyanın renkli karmaşık içsel yaşam yeri orası. Animenin ve diğer animasyon filmlerinin  keşfedilmesi, 20. yüzyılın başlarına dayanıyor.  Osamu Tezuka Japonya’da çağdaş animenin yaratıcısı olarak bilinir. Kendine özgü bir çizim tekniğiyle kalıplaşmış çizgi dizilerin ötesine geçen animeler, konusu bakımından oldukça çeşitlidir. Hem küçük izleyicilere hem de yetişkinlere hitap edebilen bir türdür. Çocuk animeleri genelde eğitim ve komedi türünü işlerken, yetişkinler için tasarlanan animeler genelde felsefe, savaş, psikoloji, cinsellik, şiddet gibi daha ağır konuları işlemektedir.

Animeler her ne kadar inkar edilse de çizimlerinin kökeninde batılı örneklerin görüldüğü apaçık ortadadır. Genellikle gözler büyük, ağız kısımları küçük ve boyları uzun olarak çizilir. Bunun nedeni Japonların kompleksinden midir bilinmez, bilinemez. Animeler abartıyı sever; örneğin jest ve mimikleri fazla abartarak çizerler. Türkiye’de fazla bilinmeseler de yavaş yavaş ülkemizde de hayranları azımsanmayacak seviyelerde artmaktadır.
Animeler esasında mangalardan uyarlanarak ortaya çıkar. Mangalar Japonların çizgi romanıdır. Bu çizgi romanlar Meiji Dönemi’ne kadar uzanan eski ve köklü eserlerdir. Manga kökünde Çince bir kelimedir. Man; kaygısız ve ga; resim anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden oluşmuştur. Asya ülkelerinde hala okunan ve okunmasında garipsenen bir durum olarak görülmeyen bu çizgi romanlar, bizim ülkemizde okunduğunda biraz garipsenebilmektedir.

Bu tarzda severek izlediğim ve başucu filmleri diyebileceğim bir kaç tane animasyon çizgi filmide paylaşmak istedim sizlerle. Önceliğimi en sevdiğim film ile açıyorum. Bundan sonra belki sizlere korku filmlerimi de yazarım fakat arada 14 şubat sevgililer günü yazım var:) daha sonra korku film serimiz başlayacaktır. Yeni keşfettiğim ve gezmeye değer yerlerler ilgili yazılarımda tabiki olacak hemde çok nefis yerler aralarında Eskişehir, Kavacık kulindağ evi, ağaçlar ve buzlar arasında harika zaman geçireceğiniz Ankara termal otel ve hamam sefasını sevenler için İstanbul'da  Külliye hamam tesisleri...Hayde bakalım zaman gezme zamanı, zaman zamanı kaliteli geçirme zamanı:)) zaman biraz vücuda biraz kemiklere, biraz sağlığa sıhhate birazda aşka zaman ayırma vakti:))

Brad Pitt I LOVE YOU

Selamlar herkese:) Film serisi maceramız  kaldığımız yerden hızlı bir şekilde devam ediyor. Çok yoğun iş hayatı eve gelip koltukta ...

Günün Resmi

Günün Resmi
Amerikada Yaşamak